Elinideki kitap adını Tevrat'taki öykülerden biridnen alıyor. Yakup Peygamber, dayısına yirmi yıl çobanlık eder. Uzun çekişmelerden sonra dayısının sürüsünden koyunlarını ayırarak hakkını alır. Yine Tevrat'a göre Yakup Peygamber İsrailoğullarının atası sayılır. Necati CUMALI, 1963-64 yıllarında Tel-Aviv Tanıtma Ataşesi olan eşiyle birlikte 20 ay İsrail'de yaşadı. Bu yirmi ay içinde İsrail'in her yanını gezdi, İsrailli dostlar edindi, İsrail'in yaşayışına karıştı. Böylelikle Sorunları ile birlikte İsraillileri de yakından tanıdı. YAKUBUN KOYUNLARI'nda yazar, aradan geçen on beş yıla yakın süre içinde değerlendirip duruluğa kavuşmasını beklediği İsrail izlenimlerini öyküleştirerek okuyucularına sunuyor. İsraillilerin yaşamından değişik kesitler yansıtarak Yahudi sorunu üstüdne duruyor. Arap-İsrail anlaşmazlığına çözüm yolu arıyor. Çağımızın trajik bir sorununa bütün dünya kamuoyu önünde dürüstçe tanıklık eden güçlü kitap bu...
Necati Cumalı edebiyata yalın şiirlerle ve güçlü Sabahattin Ali etkileri taşıyan hikayelerle girmiş, giderek özgün bir soluk oluşturmuş usta bir Türk edebiyatçısıdır.
1921 yılında bugün Yunanistan sınırları içinde bulunan o dönemin Rumeli Vilayet-i Celilesine(Manasdır'a) bağlı ve Cuma beyleriyle meşhur olan Cuma'kazasında doğmuş, ailesi 1923 Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi kapsamında Türkiye'ye göç ederek İzmir'in Urla ilçesine yerleşmiştir. Ortaöğrenimini İzmir Atatürk Lisesi'nde (1938), yüksek öğrenimini ise Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde (1941) tamamlamıştır. Ankara'da Toprak Mahsulleri Ofisi'nde (1941-1942), Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü'nde (1945) çalışmıştır. Askerlik sonrası Urla ve İzmir'de avukatlık ve memurluk yapmıştır (1945-1957). 1957-1959 yıllarında Türkiye'nin Paris Büyükelçiliği Basın Ataşeliği'nde çalışmıştır. 1959 - 1963 yıllarında İstanbul Radyosu'nda redaktörlük yapan Cumalı, sonraki yıllarda yaşamını roman ve oyun yazarlığı ile sürdürdü. 10 Ocak 2001 tarihinde yakalandığı karaciğer kanserinden kurtulamayarak İstanbul'da hayata veda etti.
1940'lardan itibaren Varlık, Servet-i Fünun - Uyanış, Yeni İnsanlık gibi dergilerde şiirler yayımlamıştır. İlk kitabı "Kızılçullu Yolu" 1943 tarihlidir. İkinci kitabı askerliği esnasında terhisine yakın geçirdiği "zehirli sıtma" hastalığı yüzünden gönderildiği hava değişikliğinde yazılmış olan Harbe Gidenin Şarkıları'dır (1945). 1945 yılından itibaren şiir, öykü, roman ve tiyatro türlerinin hepsinde birden ürün veren Necati Cumalı, zaman zaman deneme alanına da el atmıştır
bu kitabı bir yıl önce okumuştum İsraile ve toplumuna içinden bakmaya onları anlamaya çalışan bir çalışma olmuş açıkçası benim aklımda kalan yeri dünyanın farkli koselerinden İsraili kurmak için giden küçük topluluklar bölgeye farkli kulturler de taşımış örneğin Türkiye'den gidenler Atatürk ormanı kurarak önceki vatanlarının hatırasını yaşatmış ve İsraili kurmak için çok çalışmışlar.
"1949 yılı mayısı sonlarında İzmir'den Hayfa'ya kalkan bir vapurda üç bin yahudiydiler. İstanbul, İzmir, Bursa, Edirne, Çanakkale'den dinlerinin vaadettiği topraklara göçen, küçük esnaf, ayak satıcısı, tezgahtarladı hep vapurdakiler. Zenginler kımıldamamıştı yerinden. Din yoksulların diniydi. Her zamanki gibi dinin buyruklarını yerine getirmek yoksullara düşüyordu." S.110
Necati Cumalı'nın Tel-Aviv'de bulunduğu yıllarda yaptığı gözlemlere dayalı güzel bir anı ve kısmen de hikâye kitabı olmuş. İçerisinde 5 hikâye bulunmakta, gerisini ise Cumalı'nın gözlemleri ihtiva etmektedir.
Eser geniş ölçüde Yahudilerin sosyal, kültürel, dini ve iktisadi hayatlarından örnekler ve gözlemlerle dolu. Bunun dışındınd büyük bir ön yargının nedenini de anlatıyor. Buna "Yahudilik" kavramı üzerinden bir cevap veriyor. Kendi cümleleri ile alıntılarsak:
" Yahudinin sevilmeyen yanlarını tanıdıkçı alıyorum ki, Yahudi denilen yaratık, Yahudi dinine bağlı bir insan olmaktan çıkmış zamanla bir prototipe dönüşmüştü. Dini, dili, uyruğu değişik olabilirdi bu tipin. Rus, İngiliz, Fransız, Hollandalı, Türk olabilirdi. Ortodoks, Katolik, Protestan, Müslüman, Musevi olabilirdi. Arapça, Farsça, Fransızca, İspanyolca konuşabilirdi. Sonunda ulusların, dinlerin üstünde faizciliğin, tefeceiliğin, para hırsının yarattığı bir insan türüydü o. Dönekti, bencildi, korkaktı, jaristi, canına ve zevklerine düşkündü, kutsal bildiği hiçbir şey yoktu bu dünyada. Dini imanı paraydı. Vatansızdı, hiçbir toprak parçasınınsorumluluğunu yüklenmemişti ama en güzel kentlerde yaşayıp en güzel evlerde oturmasını sever, en güzel yemekleri yemekten hoşlanır, akıl almaz beden zevkleri ardında koşardı. İticiydi, her yerde herkesten öne geçmeye bakardı. Bir otobüse binince ön sıralarda tek kişilik boş bir yer görse, kadınları çocukları ite keke o boş yeri kapmaya çalışırdı. Kısacası kendisinden başka kimseye hayrı dokunmayan zavallı biriydi. Dünyanın tiksindiği bir yaratıktı. Adını bulmuştu: Pis Yahudi!"
Nefret edilen Yahudilik ile genel anlamıyla Yahudilerin bir bağı olmadığını, onların yaşadığı toplumsal dışlanmalar, hayatta kalma çabalarını doyurucu ve açık şekilde izah etmiş bu kitabında. Musevizm ile alakalı olarak da: Drahoma, Kibutz, Şabat, Yom Kipur, Kaşer, Moşar, Sabra vs. pek çok terimi öğrenmenize de olanak sağlıyor.
Necati Cumalı'nın 1960'lı yılların başında 20 ay kadar kaldığı İsrail'deki deneyimlerinden ortaya çıkmış bu kitap ; İsrail ve Filistin meselesine nesnel bir bakış açısı geliştirmiştir.Yazar , dünyanın bir çok yerinden göç eden bu insanların yaşadıkları güçlükleri duyumsamamızı sağlıyor. Özellikle İsrail'e göç eden Türkiye Yahudilerinin hektarlarca çorak arazilere diktikleri fidanların ormana dönüşmesine , sonrasında ise ortaya çıkan bu genç ormanın adını " Atatürk Ormanı " koymaları beni oldukça duygulandırdı .