“Şimdi böyle gevşek gevşek anlattığıma bakma, yine de rahmetli neneciğimin her bayram kestirdiği koçların sırtında Sırat Köprüsü’nü adım adım katederken içim şöyle bir ürpermedi değil. Çocukluktan hatırımda kaldığı kadarıyla gayri ihtiyari üç Kulhu bir Elham’ı hemen çabuk çabuk okuyuverdim ama karşı tarafa ulaşıp da kendimi cennete kabul alanında bulunca şöyle derin bir oh çektim.”
Cennette işler akıl alır gibi değildir. Kimsenin sırrına eremediği ama herkesin farkında olduğu adaletsiz bir durum vardır ortada…
Cennetteki İlk Günüm Bir Tık Daha İyi Olabilirdi, günümüz Türkiyesi’nde orta sınıf sinizmi üzerine zekice yazılmış bir taşlama.
Sezen Ünlüönen, yeni-gençliğin dilini üslubunun bir parçası haline getirerek, absürt-komik bir hikâye anlatıyor. Zamanın ruhuna, alegorik bir anlatı ile mercek tutuyor.
Hiç olmadı. Ama hiç… Çok kötü yazılmış bir The Good Place Ricky Gervais olmaya çalışırken başaramayan bir üslup. Yorgun şakalar. Başarısızca şakayla karıştırılan kadın düşmanlığı… Lisede yazılmış bir first draft gibiydi. 1 saatte okudum ve o 1 saati geri istiyorum.
Sezen Ünlüönen okumayı çok seviyorum. Son kitabı Cennetteki İlk Günüm Bir Tık Daha İyi Olabilirdi’yle de yine neden sevdiğimi bir kez daha hatırladım. Beni heyecanlandıran konuları ve üslubu ile doyamadımsa da mest oldum yine. Üslubu, ironik tonu, dili ve mesele edindiği şeyler dilerim hep böyle kendine özgü kalır ve bir de umarım daha çok yazar, daha çok okuruz.
Bizim edebiyatımızda çok fazla kullanılmayan bir sesle, kafkaesk üslupla anlatmış Sezen Ünlüönen hikayesini. Mizah ve merak unsurları da çok dozunda. Kitabın bence (birçok okura göre de öyledir eminim) tek kötü yanı hop diye bitmesi. Sanki ağzımıza bir parmak bal çalınıp bırakılmış hissinden dolayı tadı bir tık damağımda kaldığı için kitabın devamı olmalı fikrinden kopamıyorum ben. Belki olmaz. Belki de olur. :)
Dünyanın çivisinin çıktığı günlerden geçerken bir de işlerin çığrından çıktığı bir cennet düşünün. Karakterimizin adı Kamil. Cennetlik mi değil mi bu da ayrı konu fakat adı gibiyse öyledir belki. Kamil ve cennet komşusu Ada. Evet yine bu kitapta da isim seçimleri pek manidar. Cennette de olsalar, birtakım tuhaflıklar yaldır yaldır boca olmaktadır Kamil ve Ada’nın üstlerine. Sonunda tüm bunlar nereden çıktı, o kapının ardında kim vardı, bizim Kamil’in başına neler geldi okumanızı öneririm. Hem eğlenceli hem kafa açan metinler okumayı sevenlerinse özellikle ıskalamamasını dilerim.
Okumayı keyifli kılan yazarın üslubu muydu yoksa Kamil’in üslubu mu diye düşündüm ben bir aralık:) Ters köşeli finali de düşününce Kamil’e pozitif ayrımcılık yaptım ister istemez. Ya da Sezen’e:) Erkek anlatısı çok keyifli olmuş. Kaleminize sağlık.
Türk orta sınıf nasıldır, dünyayı nasıl görür sorusu cennet alegorisi ile mizahi bir yerden bakarak anlatılıyor. Okurken çok eğlendim açıkçası. Sadece editörü olsaydım Kamil’in eşini, annesini biraz daha anlat, bir de finale giden yolu biraz daha köpürt derdim.
İlk kez bir Sezen Ünlüönen kitabı okudum. Büşra daha önceki iki romanını çok beğendiği için bir süredir okumak istediğim bir yazardı. Tanışmanın da bu iki romandan biriyle olacağını tahmin ediyordum ama kendisinin çok yakın zamanda çıkan bu son romanına bir şekilde başlamış olunca, kısacık metnin sonunu da getirdim. Genel olarak beğendiğimi söyleyebilirim. Dilini ve sürükleyiciliğini çok başarılı buldum. Anlattığı hikayeden anladığımı, bunu ifade ediş şekliyle birbirine de yakıştırdım. Yalnız burada belki biraz daha dallanma görmüş olmayı isterdim herhalde. Özellikle aile bireylerinden budaklanan hikayelerin biraz daha ilerlediğini görmek hoş olabilirdi kanımca. Bunun ötesinde ise hikayenin sonu benim aklımda tam olarak yerini bulmadı sanırım. Hem hızıyla, hem de anlatımı sonlandırdığı yerle, bu son bölüm hikayenin geneliyle arama küçük de olsa bir mesafe koydu. Belki zamanla bu bölüm de kafamda daha iyi oturur ama bu haliyle de -başta söylediğim gibi- beğendiğim bir kitap oldu zaten. Yazarla tanıştığım için memnunum.
yani… hiç beklemiyordum ama sevdim diyebilirim. beklememe sebebim de hakkında çok fazla kötü yorum okumuş olmam aslında. kesin bu sefer aramız açılacak sezen hanımla diye korktum, ama ben çok eğlendim okurken. bu eğlenmenin tek sebebi de kitabın hicvi ya da mizahi dili değildi yalnızca, hatta temel sebebi şuydu: okumaya başladım, şimdiye kadar hep kadın karakter konuşturan sezen hanımın yine başrolü kadın olan bir roman yazdığını düşünerek dedim ki, “bu kadın ne kadar yavan konuşuyor ayol…” ve birkaç sayfa sonra karakterimizin erkek olduğunu anlayıp kahkaha attım. BUDUR. bunun dışında çok yerli ve güncelden beslenen bir metin olması, “cheesy” olmayan sonu ve keyifli akışı da benim bu kitabı sevmeme yeter sebep, hatta fazlası. tabii ki bir imtiyaz değil ama her kitabı da çok iyi olacak diye bir şey yok, benim tam ihtiyacım olan anda ihtiyacıma denk düştü, teşekkür ediyorum.
Kamil ölmüş ve cennete gitmiştir. Cennetteki daha ilk gününden burada işlerin hayal ettiği gibi olmadığını anlamaya başlar. Komşusu Ada ile birlikte cennetteki manasız kargaşa ve usulsüzlüklere ses çıkarmak ister. Kardeşi Berk'in cennette mafyavari bir düzenin kuklası olduğunu görmesi ile birlikte Ada'yla bu sorunu en üst merciye iletmeye karar verirler ve olaylar gelişir. Absürt komedi olarak tanımlanan bu türün güzel bir örneğiydi. Üslup olarak kitabın adından da anlayacağımız üzere günümüz tabirlerinin çok sık kullanılarak yazıldığı bir roman.
Iki Kamil taniyorum, biri babam. Yazarin cesitli beyinlere sizma yetisi oldugundan suphelendim. Bir pazar gununu ayirip, sonunda duvara toslamis gibi sarsilmak icin bire bir.
diğer iki romanına oranla zayıf buldum. ama sezen hanımı ben pek severim. göçmenlik, azınlık, kadınlık gibi dezavantajlı durumlar hakkında yazıyor. iyi ki de yazıyor. bu roman bu konular hakkında değildi kanımca. ya da hakkında. ben on bir yaşımdan beri dinle ilgili bir eser okurken, metafiziğin yoğun gündemde yer aldığı ortamlarda çokça bulunduğum için, 'aşırı doz' sendromuna giriyorum. ayrı kaldığım yıllar malesef bunu aşmama yardımcı olmuyor. bağımsız bir göz nasıl okur merak da ediyorum. sırf sezen hanım için beş yıldız.
Örgütsel bir bütünlüğe sahip olamayan insanların cennetteki ilk günlerinde başlarına gelenleri anlatıyor. Karakterlerde derinlik, birbiriyle olan ilişkileri, hikayenin vermek istediği mesaj tamamlanmamış. Gündelik dil kullanmak isterken küfür içeren kitapları sevmiyorum. Her şeye rağmen, keşke ülkemizde bu tarz farklı konulara daha fazla kafa ve kalem yorulsa…
hayal kırıklığı yahut sezen ünlüönen’i daha önce okumayanlara bir roman.
ilk iki kitabı o kadar sevdim ki haddim olmayarak yazarın yeni şeyler arayışının kısa sürmesini ve bir sonraki kitabını en kısa sürede okumayı diliyorum.
Lezzeti benzersiz kurabiyelerinin kokusu eve, oradan da bahçeye yayılırken kendi ahmaklığıma, kalın kafalılığıma hayret ediyordum. Cennette yok koca memeli huriler, vay barakada yaşananların intikamı derken saçma sapan işlerin başında vaktimi çarçur etmiş, neyin gerçekten önemli ve gerekli olduğunu unutmuştum. Anneciğimin terleyip alnıma yapışan saçları özenle geri iten her daim serin eli, nenemin elinden düşmeyen kanaviçesi, yaz akşamlarının saatlerce oturulan sofraları, sokaktan kir pas içinde eve dönünce kucaklanıp ayaklarımı yıkamak üzere banyoya götürülüşüm... Bunların mevcudiyetini adeta aklımdan silmiş, cenneti hep yanlış yerde aramış, mutluluğun neye benzediği bilgisini bir yerlerde yitirmiştim."
Bir gün kıyamet kopar ve Kamil kendisini cennette bulur. Neden burayı hakettiğini o da anlamasa da çok kurcalamadan ortamın nimetlerinden faydalanır. Zamanla cennetin dünya hayatına benzerlik göstermesi yüzünden çeşitli sorunlar daha fazla onu rahatsız etmeye başlar ve komşusu Ada ile araştırmalar yapmaya başlar ama ortaya çıkanlar onları daha da zor durumda bırakır.
Bu küçük kitap orta üstü gelire sahip tatminsiz Türk hayatına eğlenceli bir eleştiri getiriyor ve bu yüzden benim hep hissettiğim eleştirel kitapların öykü etrafına değil de mesaj üzerine kurulu olması derdinden de nasibini almış görünüyor.
Okuması her yönüyle eğlenceli bu kitabı "güldürürken düşündüren" eserleri seven okurlara tavsiye ederim.
Demek istediğini mizahi alegorilerle anlatan yazarları seviyorum. Bu kitap da tam olarak böyle. Hayata, hayatlarımıza, suskun kaldigimiz şeylere, sorumluluktan kaçınan yapımıza dair eleştirilerini bizi incitmeden yapıyor. Sezen Unluonen zihnimdeki bir tık gençlik yazarı benzeri imgesini özellikle bu kitaptaki 33 yaş vurgusu ile kırmak üzere:))
İyi bir öykü kitabının ilk öyküsü/novellası olabilirdi, tek başına neden basıldığına anlam veremedim. Yazılı metin üretmenin çok zor olduğu ve her şeyin sadece satılabilirliğiyle ölçüldüğü bir dönemde sanırım elde ne varsa basılıyor artık. Sezen hanımın ilk iki kitabı özgün dili açısından umut vadediyordu, bu metinde o ışığı pek göremedim, zamanın ruhuyla yazılmış eleştirel bir metin fakat yetersiz. Kitabın anlatıcısı bir erkek ve beni metni yazanın erkek olduğuna zaman zaman ikna edemedi maalesef.
Lisede olsam, hocam gidiş yolundan da mı puan yok diye darlardım kesin. Ama yıllar yıllar önce Alper Kamu efsanesini okumuş bireyler olarak 2 yıldızı bile düşündüm.
Neden Cennet? Vermek istediği mesaj neydi? Karakterlerin 2boyutlu kalması, cevaplanmayan sorular(cevaplanması için de ölmediğim sorular), 80 sayfayı çok zor okudum.
Sezen Ünlüönen'i okumaya başlamak için doğru kitap olmaz diye düşünüyorum. Çok aceleye gelmiş gibi bir his geldi okurken.
İlk kez okuyor olsaydım belki daha başka düşünürdüm ama diğer kitaplarını okumuş biri olarak yarattığı derinlikli karakterleri ve kurguları okuduktan sonra bu kitap heyecanımı hiç karşılayamadı. Heyecanla beklediğim için de olabilir belki bilemiyorum. Fikri de çok hoş, dili zaten sevdiğim Ünlüönen dili lakin biraz aceleye gelmiş hissinden de okurken kurtulamadım. Biraz daha derinleşseydik keşke. Bir röportajında yeni çağın dikkat seviyesi hakkında da anlattıklarına katılıyorum o yüzden hedeflenen kitleyle de ilgili bir tercih olabileceğini düşündüm ama günün sonunda diğer kitaplarını yine bekleyecek olsak da bu sefer susuzluğumuz dinmedi.
Sezen Ünlüönen'e başlamak için Kıymetli Şeylerin Tanzimi çok daha doğru bir kitap. Fakat yerildiği kadar kötü olduğunu düşünmüyorum. Eleştirilerde sanki bu tarz sadece onların tekelindeymişçesine "Afili Filintalar yapınca çok iyi (ki bence çoğu zaman değil) ama Sezen yapınca oğğvvv" gibi bir durum yaratılmış. Aslında gayet yerinde ve anlaşılır bir hiciv, bir alegori; bana göre kitabin içerdiği kaos, kargaşa ve absürtlük dozu yazarın kendisinin de yazdığı gibi tam bir ateşli hastalık rüyası. Rahatlıkla genişleyip dallanıp budaklanacak bir konu iken bu kadar kısa kalmış olması beni üzdü, bu yüzden sanki alelacele yazılmış, olmak istediği şey tam olamamış bir kitap gibi kaldı bende etkisi. Son olarak, nefis bir kitap ismi :)
Kitabın bir Cesur Yeni Dünya'nın yeniden yazımı olduğunu düşünüyorum. Okurken sık sık onun olay örgüsüne gidip durdum. Yalnızca Cennetteki İlk Günüm bir tık daha ironik ve daha az ürpertiyor. Bu bağlamda 1984'le birlikte de düşünülebilir. Bir distopya ne kadar ironi içermeli sorusunu sorduran bir kitap. Açıkçası beklediğim tadı aldım. Nedense başrolün dilini bu şekilde hayal etmiyordum. Nasıl desem "erkek" olmasını beklemiyordum. Dikkat çektiği ve eleştirdiği noktalar iyi yalnız biraz daha orijinal olabilirdi. Bu nasıl yapılabilirdi bilmemekle beraber, bana kendini okutturan ve akan bir metinle karşılaştım. Güldüm de bolca. Umarım okuyucusu bol olur.
sezen ünlüönen'i çok severek takip ediyorum, bu kitap inanılmaz keyifli sinir bozulmasıydı, cehennem başka insanlardır'ı doğru yerden yorumlamış--yani biz birbirimize öyle ilişiyoruz, münasebetimizi öyle yıkıcı yerlerden kuruyoruz ki başkasına eziyet bizim "benliğimize" ön koşul. cehennem, zulüm, kıyım, bunlar ilintimize dair bazı kelimeler değil sadece, bize içkin cedelleşmenin de adı.
"göğün kandillerini sabaha karşı birer birer ben üfler, sen yolunu şaşırmışken gecenin ıssız ayazında, geyik donunda ben çıkarım karşına ansızın."
Güzel başladı, merak ettirdi. Sonra kitap, Kamil’in sevgili günlükçüğüne yazdığı iğrenç baba esprileriyle devam etti.
Alegori diye okumak kitaba olduğundan fazla şey atfetmek bana göre. Olacakmış ama olduramamış yazar. Sonunu da tahmin etmek zor olmadı.
Hiçbir şey derinleşemedi kitapta, belki de orta sınıfın yüzeyselliğini, sığlığını ve hakikatini böyle aktarmak istedi yazar, bilemiyorum. Ama benlik hiç değil böyle bir anlatı.
Kimler kimler kitap basıyor… İlginç bir konu, tasarım kapak, güzel bir arka kapak yazısı. Bitti, artık siz de bir yazarsınız.
Sanırım karabasanlaşan cennet Türk orta sınıfının yaşamının bir eğretilemesi. Yer yer Kafka’yı bana ansıtan anların da olduğu mizahi bir dille yazılmış. İlk 30 sayfasında yer yer gülsem de olayların âni dönüşünden sonra mizahi dilden emin olamadım. Sonra Brasil mi idi, o İngiliz filmi usuma geldi. Atmosfer karamsarlaşsa da mizah kullanılabilir dedim. Sonunu anlamadım. O noktadan sonra günlüğe nasıl ulaştı anlatıcı?