“Yerde bir elin büyüklüğü kadar kan, bir tutam saç kaldı. Yerde, bir insandan geriye kalan korkunç bir anı.”
Sadece kadınları etkileyen çaresiz bir intihar salgınının gölgesinde adım adım sona yaklaşan bir dünya, bu korkunç karmaşanın içinde eski sevgilisinin peşine düşen yalnız, yoksul, paniklemiş bir adam: Hükümet aleyhine tweet attığı için gözaltına alınan ve şartlı tahliye edilen anlatıcı, bir yandan birkaç kadının intiharıyla başlayan ve kısa zamanda kitlesel bir hal alan kaosla baş etmeye çabalarken, bir yandan da eski sevgilisinin son arzusunu yerine getirmeye çalışacaktır... Baran Güzel, Her Kötü Geceden Sonra adlı öykü kitabının ardından bu kez bir ilk romanla okurun karşısında: Kadınların saçlarının kaldırımlardan kazındığı tekinsiz, umutsuz bir evrene açılan Korkudan da Büyük Bir Şey, erkek egemen düzenin bir alegorisini ortaya koyuyor.
Dünya büyük bir şantiyeydi. Belediyeler, taşeronlar işçi bulmakta zorlanıyordu. Birçok adam karşı çıkıyordu çalışmalara. Ne gerek var, diyorlardı. Yok olup gidecektik nasılsa. Kaosa teslim olmalı, girdabın bizi alıp götürmesine izin vermeliydik. Elimizde yalnızca kendi hayatlarımız vardı. Gezegeni teslim etmemiz gereken yeni bir kuşak doğmayacaktı. Düzene, paraya, ilerlemeye, güzelliğe ihtiyacı yoktu dünyanın. İyiliği kaybetmiştik, hepsi buydu.
çok sinirlerimi bozdu bu roman. anlatılan o karmaşa, kaos bizim başımıza deprem olsa da, darbe olsa da, adını söylemeyeceğim şahıs ölmüş olsa da gelebilecek gibi, o kadar yakın geldi ve korktum. baran güzel dünyadaki kadınların intihar etmeye başladığı günleri anlatıyor. aslında gayet günümüz. “korkudan da büyük bir şey” anlatıcının her şeyi anı gibi yazmasıyla başlıyor, bunu da eski sevgilisinin yanında yaşamaya başlayan oğlu için yapıyor. ve biz sondan başlayıp başa dönüp olayların başlaması, doruk noktası ve yaşayan son kadına ulaşmasıyla romanı bitirip tekrar başa, olduğumuz yere dönüyoruz. eli yüzü düzgün, derli toplu ve derdini iyi anlatan bir roman bu. anlatıcının mesafesi oldukça mantıklı bir seçim çünkü erkek anlatıcı biz kadınları böylesi bir metinde sinir de edebilirdi. ben sadece trans meselesinin biraz didaktik bir biçimde meseleye sokulduğunu düşündüm, anlatıcı da fazla “iyi” yorumlar yapıyor o an, mesafenin kaybolduğu anlardan biri gibiydi. onun dışında dünyaya kaos hakim olduğunda yanınızda patır patır kadınlar intihar ettiğinde, salonunuzda beynini patlatmış biri, banyonuzda at, sehpanızda eski bir çocuk istismarcısı şeyhin intikam için kesilmiş kafası varken mesela dünyanın en önemli şeyinin ot sarıp içmek olması ve öylece “mallaşmanız” çok doğal ve çok olası biçimde aktarılmış. anlatıcının geçmişi, politiklikten apolitikliğe geçişi (hepimiz gibi), yayıncılıkta çektiği zorluklar çok tanıdık. o nedenle olan biten her şeye kaptırıyoruz doğallıkla. açıkçası sonlara doğru şişli’de geçen bölümde zorlandım, o kadar sinematografik anlatılmış ki ölümler, hani izlesem gözümü kapardım. ki romanın dizi olma planı burada beni ikna etti. tomrisler’le pek uyuşamadım açıkçası, olan bitende erkeklerden intikam alma fikri… bilemedim. bir de intiharların gökte görülen bir fallusa bağlanması bana çok sembolik geldi, pek sevmediğim bir şeydir alegori. hiç sebepsiz olsa da biz “erkek” dünyanın bu yıkıma yol açtığını bilecektik. bence daha iyi olacaktı. ilk roman olarak başarılı, açık uç bırakmamış, karakterini ve özellikle mekanları çok iyi derinleştirmiş “korkudan büyük bir şey”. baran güzel bir röp’te kitaba ayrılık romanı olarak başladığını söylemiş. aslında alttan alta tüm romanı sarmalayan en insani his de bu, onu da belirteyim.
Dilin sadeliği ve akıcılığı, kurgunun saflığı, abartısız ve dengeli bir metin; Baran Güzel çıtayı yükseltmiş ve bu roman özelinde en önemlisi kendini olduğu gibi korumayı ve aktarmayı başarmış. Tebrik ediyorum.
Yakaladığı kurguyu sevsem de kitabın her yerine biraz biraz serpiştirmeye çalıştığı güncel olayları (ona da değineyim buna da değineyim) ve özellikle de salgına neden olduğu düşünülen “şey” detayını sevemedim. Keşke Saramago’nun Körlüğünde olduğu gibi daha zamansız bir kitaba dönüşecek ayrıntılar içerseydi.
Not: 3.5 Romanın sade ve temiz bir dili var. Özellikle distopik olayın gelişiminin anlatıldığı ilk yarı, epey heyecanlı ve merak uyandırıcıydı.
Fakat son bölümde aralara sıkıştırılan/serpiştirilen mesaj verme kaygılı akış, distopik olayın kaynağının çıkış noktası için kullanılan imge, birkaç hassas konunun hikayeye yedirilme çabası, iyi giden romanı raydan çıkarmış. Finalde yapılan duygusal toparlama manevrası da yetersiz kalmış.
“Kıyametin üzerinden epey zaman geçti. Ölenler yeterince derine gömüldüler ama kan kokusu hâlâ her yerde.” Bu cümlelerle giriş yapıyoruz kitaba ve bizi dünyanın asla bir daha eskisi gibi olmayacağını, artık düzene, paraya, güzelliklere de ihtiyaç olmadığını düşünenler ile umudunu hâlâ diri tutmaya çalışanlar karşılıyor. Peki ama türün devamlılığı nasıl sağlanacak? Dünyada tek bir kadın kalmadı… Sadece kadınları etkileyen ve intiharlarına yol açan bir salgın düşünün; sevdikleriniz tek tek çeşitli yöntemlerle hayatına son veriyor. Öyle hızla yayılıyor ki virüs, yolda gördüğünüz herhangi bir kadının birkaç saat sonra canına kıyacağını biliyor ve ona acıyan gözlerle bakıyorsunuz. Bazı kadınlar, bu durumu kendileri için son bir fırsata çevirmeye çalışan hocalara gidiyor; bazıları da yıllardır içlerinde birikmiş intikamlarını almak amacıyla erkekleri kurban ediyor. Ama sonuçta önlenemez şekilde can veriyor kadınlar. Böyle bir kaos ortamında eski sevgilisinin son isteğini yerine getirmek için yollara düşen ve yaşadığı her duyguyu okura da yansıtan bir adam. Baran Güzel’in “Her Kötü Geceden Sonra” adlı öykü kitabından sonra yazdığı ilk romanı olan “Korkudan da Büyük Bir Şey” kitabın daha ilk sayfalarından itibaren okuru yakalıyor ve tüm kaotik ortamı ana karakterle birlikte ona da yaşatıyor. Aynı zamanda anlatıcı da olan karakterle birlikte küçücük bir evin içinde yerdeki kan izlerini siliyor, evdeki o tuhaf kokuya alışıyor (banyoda neden at var diye sormayın ama var), en sinir bozucu anlarda yemek yapabildiği için ona küfrediyor, attığı tweet için yahu hakkımızı aramalıydın dik dursana be adam diye sitem ediyorsunuz. Eski sevgiliye siz de sempati duyuyor ve onu sağ salim bulabilmeyi diliyorsunuz. Ha bu noktada anlatıcı eski dostlarından biri ile yıllar sonra yeniden bir araya gelince biraz kendinizi ikinci plana atılmış gibi hissetmiyor da değilsiniz. Kadınlar Günü’ne denk gelen bir hafta içerisinde böyle bir kitap okumak benim için güzeldi. Edebi bir sistem eleştirisi okurken arada ince bir zeka ürünü olan cümlelerle hepimizin en dibe vurduğumuz anlarda bile sarılabildiğimiz mizaha sarıldım.♥️
yılı 5 yıldız vereceğim bir kitapla açmak.. oohh, vallahi çok şanslı hissediyorum son zamanlarda benden uzakta, hiç bilmediğim yerlerde, hiç bilmediğim insanların başından geçen öyküleri değil ama tanıdığım sokaklarda, tanıyabileceğim insanların yaşayabileceklerini okumak bana daha keyifli gelmeye başladı. bu kitap da onlardan biri. yazar, asıl etkilenenlerin kadınlar olduğu bir salgını erkek karakterler aracılığıyla anlatırken aslında bence büyük risk alıyor. ama tahmin edebileceğimden çok daha iyi işlenmiş bir öykü okuyoruz kendisinden. karakterler çok canlı, hatta kitabın son çeyreğinde iki ana karakter(?) arasında geçen diyalogu okurken kendi kendime dedim ki “şu an çok lezzetli bi diyalog okuyorum.” (evet, lezzetli kelimesini kullandım gerçekten) insanlığın büyük Kıyametleri arasında bile kişi aslında her şeyden önce kendi kıyametini yaşıyor ve bu kitap bunun harika bir anlatımı olmuş. insan bazen etrafında ölümler olurken gelen çişini düşünüyor işte, doğamız böyle. okuması keyifli, bazen sindirmesi zor, güldüren ve aynı zamanda gözlerimi dolduran bir kitap oldu benim için.
10 yıl kadar evvel, kaçıncı kadehteyiz bilmiyorum, Baran'ın roman fikrine gevrek gevrek, ben senin fikrine saygı duymak zorunda değilim olm gibi cevap vermiştim. Sonra gökyüzünden inen koca nesneden bahsedildiğindr irkildiğimi anımsıyorum.
Yer yer hassiktir ya deyip ara verdim. Düşüncelere daldım. Bittiğinde gerçekten sarsılmış ve etkilenmiştim. Neredeyse hiçbir sarsak cümle yok. İnce ince işlemiş dili. Yaşananlar, yaşanamayanlar, bütün olasılıklar kaosun içerisindeki o anlamlı yerlerini bulmuş bu romanda.
Çok etkileyici! Sadece kadınları etkileyen bir intihar pandemisinin gerilim dolu tırmanışı etrafında kadınlık ve erkeklik rollerine, toplumsal ikiyüzlülüklere, arketiplere uzanan şahane bir roman. At metaforunun kullanilisina ayrıca bayıldım.
letterboxd'daki kalp buraya da gelse bu yorumu yazmazdım. yazarlık başa bela! baran'ın ilk öykü kitabını çıktığı yıl okuyup kendime ait bir düzenle koruduğum kitaplığımın bir yerine koymuşum. geçen hafta fark ettim. farklı yayınevleri içinde aynı hissi koruduğu, bazen bir yerini hiç sevmesem de hiçbir yerde bulamadığım bir şeyi onda bulduğum için yan yana durmayı başaran kitaplar... eksik desen değil ama en sevdigin kıyafetle gece yataga girmek gibi.
şimdi bu romanı okuyorum. deli dolu birkaç gün içinde bitirdim. onu dünyayı saran felaketler, intiharlar ve erkekler hakkında yazmaya iten şeyi anladıgım için biraz sitemliyim. bir şeylerin fazla olduğu bir kitap. sesini kulagımın arkasında duyuyorum. belki de bana yalan söylüyor, beni kandırıyordur. ne derler bilirsiniz, kurgunun gerçekliğine inanmak için karakterin en derinine basmak ve yazarını defetmek gerekir. bunu tam olarak başaramadığım için baran'ı karşıma almaya karar verdim. bir röportajla. :)
Kitabın çıktığını duyduğumda beni şaşırtmayacağını, çok beğeneceğimi biliyordum. Yazdıklarını okumak her zaman büyük keyif. Yolun daha da açık olsun Baran...