Kayıp Kitaplar Kütüphanesi’nde bu kez Türk edebiyatında fantastiğin izlerini sürüldü.
Celal Nuri İleri’nin 1916’da kaleme aldığı Perviz, modernleşme sürecindeki edebiyatımızda o zamana kadar kullanılmamış olan temaların ilk kez kullanılmasıyla dikkat çekiyor.
İktidar mefhumunu fantastik eksenle ele alan Perviz’de edebiyatımızın önemli bir boşluğu doluyor. Osmanlı Devleti’nin son evresinde yazılmış olan bu eser, modern Türk edebiyatının kronolojisini yeniden yapılandıracak cinste bir niteliğe sahip.
Perviz ve Celal Nuri İleri şaşırtıcı derecede iyi bir hayal gücüne, dil derinliğine, düşünsel temele sahip. O yıllarda böylesi bir yazın geliştirmek nasıl ve ne sebeple mümkün olmuş olabilir? Eseri Osmanlıca'dan bugüne aktaran sevgili Merve Köken'in de üstüne basa basa söylediği gibi "O dönemde bunları bu şekilde ifade etmek!" baş döndürücü. Bir de yüzük mevzusu var. Bu bir güç yüzüğü, iktidarın temsili. Hakikaten enteresan. KaraKarga Yayınları ve Merve Köken'e teşekkürlerimle.
Latin alfabesine geçiş sürecinde unutulan metinler arasında anılan Perviz, yalnızca türsel olarak değil, kaderi bakımından da anlatısına benzeyen bir eser gibi durur. Bir zamanlar “kâinat hükümdarlığı” iddiasını sahneye taşıyan bir novellanın, alfabe değişimiyle birlikte sessizliğe gömülmesi, romanın kendi mezarsızlık nihayetine denk düşüyor.
Şöyle ki; düşmüş, düşürülen hükümdara ~Perviz’e ~ mezar bulunamadığı gibi, metnin kendisi de uzun süre edebiyat hafızasında yer bulamamış olmasıyla ilgili bu dediğim. Bu tesadüf, metnin iç mantığıyla örtüşen ironik bir tarihsel durum da. Acayip!
Perviz yeryüzünden bıkar, göğe yönelir, insanî düzlemi aşmak ister. Bu hareket, iktidarın kendini tarihsel ve toplumsal olandan koparma arzusunu çağrıştırıyor elbet. Ancak iniş kaçınılmazdır. Yeryüzüne dönen Perviz, iyilik eden ve düzen kuran bir hükümdara dönüşür; fakat haza ve doyuma yönelmesi, onun bir diğer aşkın konumunu zayıflatır. Tanrısal mesafe çözülür, karizma dünyevileşir. Halk ayaklanmasıyla indirilmesi, meşruiyetin yukarıda mayalandığını aşağıdan belirlendiğini düşündürür. Romanın sonundaki mezarsızlık ise en çarpıcı an. Yıldızlara haber salınmasına rağmen ay, güneş, tüm gezegenlerin dahi onu kabul etmemesi, aşkınlık iddiasının kozmik ölçekte bile karşılık bulmadığını ima ediyor gibidir. Yükselme ne kadar görkemliyse, son o kadar yer-sizdir. Hükümdar ne göğe ne yere ait olur. Bu noktada, metnin Latin alfabesine geçişle birlikte unutulmuş olması, rastlantı odur ki, romanın alegorik yapısıyla anlamlı bir paralellik kurar. Tıpkı düşmüş hükümdar gibi, metin de bir dönem anlatısının dışında kalmış, yeni rejimin kültürel düzleminde yer bulamamıştır. Belki de Perviz, yalnızca iktidarın yükselip düşmesini değil; tarihsel dönüşümlerin mezarsızlığına dair sıkı bir yorumlama. Bu açıdan bakıldığında fantastik bir anlatıdan çok, yükselmenin geçiciliği ve unutuluşun siyaseti üzerine yazılmış hazmı zor, kışkırtıcı bir metin olarak yeniden yeniden okumaya, yorumlamaya açık!
Perviz, kendisine tıpatıp benzeyen Pervaz ile karşılaşır ve ondan sihirli bir yüzük alır. Aldığı bu yüzük ona birtakım ayrıcalıklar verir. İhtişamlı, kudretli, neredeyse her şeye gücü yeten bir varlık haline gelir. Türk Edebiyatı'nın ilk fantastik novellası olma özelliğine sahip olan Perviz, yazıldığı dönem çerçevesinde değerlendirildiğinde gayet başarılı. Çoğu unsuruyla Yüzüklerin Efendisi'ni andırıyor. Güç ve iktidar temaları, fantastik materyaller ile zenginleştirilerek işlenmiş. Kitabın çevirisi de sade ve anlaşılır.