Jump to ratings and reviews
Rate this book

Disavowal

Rate this book
This book argues that the psychoanalytic concept of disavowal best renders the structure underlying our contemporary social response to traumatic and disturbing events, from climate change to unsettling tectonic shifts in our social tissue. Unlike denialism and negation, disavowal functions by fully acknowledging what we disavow. Zupančič contends that disavowal, which sustains some belief by means of ardently proclaiming the knowledge of the opposite, is becoming a predominant feature of our social and political life. She also shows how the libidinal economy of disavowal is a key element of capitalist economy.
 
The concept of fetishistic disavowal already exposes the objectified side of the mechanism of the disavowal, which follows the general I know well, but all the same, the object-fetish allows me to disregard this knowledge. Zupančič adds another twist by showing how, in the prevailing structure of disavowal today, the mere act of declaring that we know becomes itself an object-fetish by which we intercept the reality of that very knowledge. This perverse deployment of knowledge deprives it of any reality.

This structure of disavowal can be found not only in the more extreme and dramatic cases of conspiracy theories and re-emerging magical thinking, but even more so in the supposedly sober continuation of business as usual, combined with the call to adapt to the new reality. To disrupt this social embedding of disavowal, it is not enough to change the way we things need to change, and hence the way they think for us.

162 pages, Paperback

Published August 26, 2024

20 people are currently reading
325 people want to read

About the author

Alenka Zupančič

34 books230 followers
Alenka Zupančič is a Slovenian philosopher whose work focuses on psychoanalysis and continental philosophy.

Born in Ljubljana, Zupančič graduated at the University of Ljubljana in 1990. She is currently a full-time researcher at the Institute of Philosophy of the Slovenian Academy of Sciences and Arts and a visiting professor at the European Graduate School. Zupančič belongs to the Ljubljana School of Psychoanalysis, which is known for its predominantly Lacanian foundations. Her philosophy was strongly influenced by Slovenian Lacanian scholars, especially Mladen Dolar and Slavoj Žižek.

Zupančič has written on several topics including ethics, literature, comedy, love and other topics. She is most renowned as a Nietzsche scholar, but Immanuel Kant, Georg Wilhelm Friedrich Hegel, Henri Bergson and Alain Badiou are also referenced in her work.

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
45 (35%)
4 stars
56 (44%)
3 stars
22 (17%)
2 stars
1 (<1%)
1 star
2 (1%)
Displaying 1 - 15 of 15 reviews
Profile Image for roro.
55 reviews6 followers
Read
January 7, 2025
I really wish I'd have less brain fog to really dig into this. Nonetheless, this was a wonderful essay that shows how your political analysis will always be lacking if you make no effort to include psychoanalysis. To wholly understand the ideas presented here, you surely need some basic knowledge of psychoanalysis, at least of fundamental terms.

While I enjoyed the explanations concerning conspiracy theories I wish that it'd been set a bit more in play with the concept of disavowal than it is done here. As almost always, I wish this book to be longer so the different ideas could be explained more thoroughly. At some points it feels like there is something missing but that could also be caused by my personal deficits since I read mostly secondary literature concerning Lacan. Also, there could and maybe should have been more on the role of ideology and capitalism. In the end, it's an important essay most certainly worth reading.
Profile Image for Ferda Nihat Koksoy.
519 reviews29 followers
June 15, 2025
Profesyonel kongre bildirilerden hazırlandığı ve bu nedenle konuların yeterince içselleştiremeden çevrildiği kanısındayım; zor okunan ve ciddi çabalarla anlaşılmaya çalışılacak bir kitap.

***

"Bilmezden gelme, reddetmekten farklıdır: Bilmezden gelme olguları reddetmez, canı gönülden kabul eder ve hiçbir şey bilmiyormuş gibi davranmaya devam eder."

"Aydınlanma projesinin nasıl olup da örümcek kafalılığın zaferiyle, türlü türlü tuhaf inançların yükselişiyle, bilime duyulan güvensizlikle, rasyonel tartışmalardan tamamen uzak bir popülizmle sonuçlandığına hayret ediyor gibiyiz.
Lacancı psikanaliz bunu akıl ve bilginin kendisinde karanlık bir boyutun, sapkın bir biçimin olmasıyla izah eder."

"Yaygın orman yangınlarını söndürmeye çabalarken, arkasındaki nedenin büyük oranda iklim değişikliği olduğunu biliriz ama bu bilgi bizi toplumsal, ekolojik, siyasal varoluş tarzımızda son derece huzursuz edici bir duyguyla yüz yüze bıraktığı için bilmezden gelmeye çalışırız."

"Bilmezden gelmeyle korunan statüko basitçe her şeyin aynı kalması demek değildir, tersine en çarpıcı değişimlerin bile bizi etkilemediği anlamına gelir. "Yeni gerçekliğe uyum sağlamak" statükonun parçası haline gelmektedir. Çeşit çeşit felaket tellallığı, kıyamet merakı ve kötü son tahminleri de bu anlama gelir. Bu tür felaket tellallıkları ve ilk kez olana dejavu gibi davranılması bilmezden gelmenin karşıtı olmak şöyle dursun, güncel işleyişin önemli bir parçasıdır.
Komplo teorileri 'bilmezden gelme'den farklı ama onunla diyalektik ilişkilidir ve onun gibi müesses nizam işleyişinin önemli bir parçasıdır; komplo teorileri çabuk yaygınlaşıp toplumsallaşma vasfıyla aşılanmayı lanetleyecek, faşizme bile varabilecek düzeyde tehlikeli olabilmektedir. Bilmezden gelme ise çok yaygın kullanılan fakat bireysel kalan bir tavırdır.

"Bilimin kapitalizmin çağdaş biçimleriyle, kapitalizmin ilerlemesi ve büyümesiyle olan derinden bağları kendisine dönük bir güvensizlik doğurmaktadır. Hele ki insanlar kapitalizmin toplumsal ekonominin örgütlenmesinde en iyi ya da tek muhtemel yol olduğuna inanmış bir haldeyken, ama aynı zamanda bizatihi bu toplumsal düzenin zalim ve sarsıcı gerçekliğini yaşar haldeyken."

"Bilimsel otorite (bilimsel olarak otorite) şüpheye, yanlışlanabilirliğe ve sürekli sorgulamaya dayalıyken, bilimin toplumsal otoritesi farklı bir meseledir; körü körüne inanca ve güvene dayalı olması bakımından geleneksel otoriteye çok daha yakın düşer. Bu güvensizlik kısmen bilimin nasıl iş gördüğüne dikkat çeker ve dışarıdan herhangi bir otoriteye bel bağlamaması gerektiğini düşündürür (Hiçbir şeye güvenmediği için bilime güveniriz.)"
Profile Image for Mette Nebel.
103 reviews2 followers
April 5, 2025
Read the danish translation pretty much in a couple of days but with a big break in the middle. A fairly easy read if you have just the slightest knowledge of Lacan and the Ljubljana school, otherwise perhaps watch a YouTube video? First thing I read by Zupancic, would place it closer to Dolar than Zizek ie easier to comprehend !
Profile Image for Hakan İlker.
336 reviews
November 20, 2025
Kısa ama yoğun bir metindi. Giriş kısmı çok etkili olması, sonuç kısmı psikanalizden politik bir çıkarım yapması güzeldi. Kitap içerisinde de en çok Cogito kısmını beğendim. Descartes felsefesinde, kısa da olsa, varlık ve bilgi arasındaki yarığı etkileyici biçimde açıklıyordu. Bu anlamda ufuk açıcı olduğunu düşünüyorum ve ileri okumalara çok olanak sağlıyor. Sadece bir yerde geçen ifadesinden anladığım kadarıyla töz düalizmini benimsiyor, bu da katılmadığım bir noktaydı.
Profile Image for figuratifspiker.
55 reviews2 followers
October 20, 2025
Zizekin öğrencilerinden + adı duyulmuş olunca neyle karşılaşacağınızı aşağı yukarı tahmin edebiyorsunuz: geniş bir yelpazede, bolca okuyan, felsefe geleneğine hâkim olup popüler kültürle teoriyi harmanlayabilen kıvrak bir zekâ.

kendisinin geniş okumalarından istifade etmek için, kitapta adı geçen diğer kitapları en aşağıya listeleyeceğim. önce kitabı bir deşelim.

kitapla amaçlanan şeyi ilk birkaç paragrafta vermeye erinmeyen yazarlayı seviyorum, okura saygı duyduklarını hissettiriyorlar, var olsunlar.

İşte bu kitabın iddiası, belli bir inancı aksini bildiğini beyan ederek ayakta tutan (sapkın) bilmezden gelme'nin toplumsal ve siyasal hayatın hâkim özelliklerinden biri haline gelmekte olduğu ve kişisel psikolojinin çok ötesine uzandığı düşüncesidir. (s12)


bunu ise Lacancı psikanaliz kuramını kiralayarak yapmaya çalışır ve hakikaten de zihin açan türlü akıl yürütmelere yol açmayı başarır.

Çağımızın toplumsal bilmezden gelme tarzı arkaik ve müphem bir dürtüye geri dönüş değil, bilginin, aklın sapkın bir biçimidir. (12)


Zupančič bilmezden gelme olayını açmak için birkaç örneği devreye alıyor; bunlardan en çarpıcı olanı kuşkusuz iklim krizi. seneler boyunca küresel ısınma adıyla dillendirdiğimiz, sonra nasıl olduysa (!) (teşekkürler Frank Luntz!) iklim değişikliğine evrilmiş bu sorun gün gibi ortada, apaçık, durum kötü ve iyiye gittiği yok. hepimiz bunun farkındayız, farkında olduğumuzu da söylüyoruz ama?...

Bastırmada iki boyut ya da düzey söz konusudur, bir tarafta gerçeklik, diğer tarafta gerçekliğimizden "bastırılanın" var olduğu düzey: Bastırılan şey gerçekliğimizin parçası olmaktan çıkar. Bilmezden gelme ise tek boyutludur; bilmezden gelinen şey gerçeklikten kaybolmaz: Halen orada, aynı düzeydedir, gerçekliğimizin parçasıdır (21)


ardından, kandırılmış görünmenin kandırılmışlıktan daha çok ilgimizi çekmesi (25), inanç-iman, Büyük Öteki (bölüm 2) gibi konularda düşüncelerini geliştirdikten sonra, bilimin otoritesinin geldiği noktayı deşer. bilimin toplumsal otoritesini reddetmek isteyenlerin, bilimsel şüpheciliği araçsallaştırarak bilimi nasıl da reddettiğine (42) dikkat çekerek kıymetli iki tespitte bulunur

1) "inanç sıçramasını gerçekleştirmeyi" reddettikleri (43)
2) güvensizliklerinin nedeni olarak para ve gözetimi gösterdikleri (44)

..."kurtuluş yok" çoğu zaman "iklim değişimi diye bir şey yok, zira bunlar hep finansal çıkar meselesi" gibi bir düşünceyle sonuçlanmaktadır. Bu iddianın ne olduğunu ve ne olmadığını görmemiz gerekir: Cehaleti teşvik eden bir geriye dönüş değil, kapitalizmin parçası olan finansal çıkarlar tanınıp kapitalizmin zalim gerçekliğini koruyan bir şekilde kullanılmakta, şüpheler bilime yönelmektedir burada (45)

Bilimsel olguların reddedilmesi, inkâr edilmesi çoğu zaman kapitalizmin asıl travmatik boyutunu bilmezden gelmenin aldığı biçimlerden biridir... Burada inkâr ile bilmezden gelme arasında çok ilginç bir bağlantı ortaya çıkar. İklim değişiminin inkârı, kapitalizmin zalim gerçekliğinin bilmezden gelinmesinin sonucudur.


bu küçük kitaba bu kadar vakit ayırdığım için biraz da utanarak şu sarsıcı tespiti ekleyip muhtemelen gideceğim:

Bilmezden gelmenin (çifte) sapkın tarzını şöyle konumlandırabiliriz: yukarıdaki soruya, "Elbette bir hamster'ım [fetiş nesnesi] var, nasıl iş gördüğünü de biliyorum, ne var ki?" diye verilen bir yanıt. Ne var ki, bu bilgi ve kullanılma şekli bizi "ne ise o olarak" gerçekliğe yakınlaştırmaktan ziyade gerçeklikten iyice uzaklaştırır... bu konfigürasyonda... bilmezden gelmenin kendisini bilmezden gelmeyi mümkün kılan bir fetiş/nesne olarak iş görmeye başlar. (73)


gerçi beni en çok etkileyen, komplo teorileri üzerine düşündüğü son kısım oldu. oradan da bir alıntı, sonra cidden gidiyorum:

"büyük Öteki'nin çöküşü"ne değil, adeta kafayı bize takmış bir Öteki biçiminde güçlü bir şekilde ortaya çıkışına da yol açmış durumda. Bizi çok umursadığı için değil, bizden bir şey istediği, bizi kendi amaçları (öncelikle keyif ve iktidar: servetini, kontrolünü, vb. artırmak) için kullanmak ve suistimal etmek istediği için kafayı bize takmış bir Öteki bu. (85) ...Öteki beni kandırmaya çalıştıkça, kafayı bana taktıkça, var olduğum da o ölçüde tescilleniyor. Burada bir bakıma cogito argümanı yinelenip farklı bir yöne götürülüyor. (95)... Kandırılıyorum, o halde varım. (96)

...komplo teorilerinin yükselişe geçmesi ve "normalleşmesi"nin toplumsal nedenleri var: Krizin normalleşmesi, yeni bir yaşam tarzı olarak normalleşmesi... Süpheciliğin bu komplocu biçiminde hâkim olan yaklaşım basitçe bir görecelilik ve her türlü nihai doğruya karşı çıkış değil. Aksine, komplo teorilerini savunanlar Hakikat diye bir şey olduğuna inanıyorlar... Komplo teorilerinde işlerlikte olan paradigmatik düşünce pek çok doğru olduğu (ya da doğru diye bir şey olmadığı, sadece farklı yorumlar olduğu) düşüncesi değil, başka bir Doğru olduğu düşüncesi. (92)

Komplo teorileri "haklı" çıktıkları anda haksız da çıkarlar, çünkü (başarılı) kandırmaca bitmiş, dolayısıyla her şeye gücü yeten Yanıltıcı'nın varlığı da son bulmuş olur. (97)

Burada tek bir hakikat vardır, o da hakikatin başka bir şey olduğudur. (98)


Liste:
—Perversion and Social Relation (Mannoninin metni için)
—Yuran, The sexual economy of capitalism (2024)
—Meillassoux, After Finitude (zaten bu baya' popüler oldu şu sıralar)
—Zizek, In defense of Lost Causes (2008)
—Immediacy, or, The Style of Too Late Capitalism (2023)
Profile Image for Bedirhan Taşçı.
5 reviews
September 10, 2025
Beklentilerimin aksine bu kitabı okumak zor oldu benim için.
Farklı düşünürlere yapılan göndermelere alışığım ama bu kitapta akışın kopuk olması beni zorladı. Misal Lacan kısımlarında durup durup düşünmek zorunda kaldım.
Kitabı okurken durup düşünmek normal ama anlamak için durup düşünmek bir süre sonra okuma sürecini baltalayabiliyor.
Fakat yüzeysel gibi görünen konuların bile düşünürlerin elinde derinlikli olabileceğini görmek açısından güzel bi kitap.
Kitabın içeriğinden bahsedecek olursam(elbette anladığım kadarıyla)
Kitap,bilgiyle olan çarpık ilişkimizi ele alarak iki temel kavram üzerinden bize kapılarını aralıyor.
Bilmezden gelmek ve bastırmak.
Bastırmada,rahatsız olduğumuz bi gerçekliğin (o her ne ise) ifade ettiği anlamın değişmediğini fakat bunun bastırılmaya çalışıldığını görürüz.Bu süreçte ''gerçek'' anlamını kaybetmez ama bilincimizdeki yerini değiştirmeye çalışırız. Öyle bi konum ki bilincimizde tekrar gün yüzüne çıkmasına izin vermeyiz bi türlü.
Fakat bilmezden gelmede ise (ne biliniyorsak artık) o,anlam değiştirir. Zira o bilgi bizi etkilemez artık. Dolayısıyla konumu değil,bilginin anlamı değişmiştir.
Misal haberleri ele alalım. Bir gün içinde en fazla kaç habere tepki verebiliriz ki ?
Haberleri izleriz fakat bahsettiği konuyla doğru orantılı olarak bizde o etkiyi yaratmadığını görürüz.Kaldı ki haberleri edindiğimiz ortam bile aslında o içeriği değiştirirken haberlerden tam olarak etkilenmek nasıl mümkün olabilir?
Sonuç,bilgi; etki yaratacı değildir artık. Bu amaçla da edinilmez.
Mesele bilgi akışının sürekli olarak sağlanmasıdır.Neler olup bittiğini bilmeden bir an bile duramamak;twittera,instagrama,tiktoka sürekli olarak bakmaktır. Bu bilginin fetişleştiği andır aynı zamanda.''Önemli olan tek şey,her şeyi biliyor olmamız ve kimsenin enayisi olmamamızdır''.
Bu konu,yazar tarafından enayi yerine konmak istemediğimiz ile ilişkilendirilir.
Peki niçin enayi yerine konmak istemeyiz?
İktidarın ve servetin tekelleşmesi nedeniyle kontrolü elinden kaybetmiş olan büyük çouğunluğun başvurduğu bir kurtuluş yoludur da ondan.
Bu yüzden bu bilgi yağmuru karşısında ''gerçekten gerçek'' olduğuna inanılan komplo teorileri peyda olur.
Mesele ''gerçekten gerçek'' olan bilgiye ulaşmak değildir.Enayi yerine konmaya çalışıldığımız ve buna kanmıyor olmamızdır.Zira tekrar ediyorum tekelleşen iktidarın kontrolünden uzaklık, bireyleri komplo teorilerine yakınlaştırır. Bu yüzden gerçekler sürekli olarak reddedilmektedir.
Bu da bireyin gerçekliği algılama biçiminin nasıl olduğunu ortaya koyar.Yani bireyi.
Birey ve bilgi yahut gerçek arasındaki ilişkinin neleri barındırabileceğini görmek konusunda çok katmanlı olan bu kitabı okumak her ne kadar zor olsa da bi'şeyleri vermek konusunda o kadar da cimri değil.
Verdiği şeylerin,gerçeğe olan bakış açımızla yakından ilişkili olduğunu düşünecek olursak, herkes öğrenecek bi'şeyler bulur burdan eminim.
Profile Image for Yonca Güneş Yücel.
51 reviews
December 7, 2025
Zupančič’in bilmezden gelme, dolaysızlık ve bilginin inançla iç içe geçme biçimlerine dair çözümlemesi, “özgürleşimci düşünmeyi” çelişkiyi ve kırılma anlarını merkeze alarak yeniden düşünmeye çağırıyor. Bilmezden gelme, ona göre “biliyorum ama yine de” bir şeyi ortadan kaldırmıyor; sıra dışı olanın anlamını dönüştürerek gerçekliğin sıradan bir unsuru hâline getiriyor.

Böylece bilgi, inancı zayıflatan değil, paradoksal biçimde onu ayakta tutan bir işleve kavuşuyor. Özgürleşim, Zupančič’e göre, bir şeyin tökezlediği, anlamın yerinden oynadığı ve dolaysızlığın çatladığı o küçük aralıkta başlıyor. Ancak bu yaklaşım bende bazı soruları da beraberinde getirdim Örneğin, özgürleşimci düşünmenin dayandığı psikanalitik faillik vurgusu, yapısal eşitsizliklerin insanların hareket alanını daraltan maddi ağırlığını ne kadar dikkate alıyor? Dolaysızlığın toplumsalı çözme biçimi her yerde aynı şekilde mi işliyor, yoksa sınıfsal ve tarihsel farklara göre mi değişiyor? Komplo düşüncesinin dolaysızlığın bir biçimi olarak ele alınması ikna edici görünse de, bu düşünceyi güçlendiren “her şeye kadir yanıltıcı figür” ihtiyacını ve “kandırılıyorum o hâlde varım” mantığını besleyen maddi süreçler yeterince görünürleşiyor mu? Bilginin inancı bastırmak yerine onu destekleyebildiğine dair tespit önemli bir açıklama sunuyor; fakat bu döngüyü kırabilecek ortak pratikler ve kurumlar nereden doğuyor? Solun halkı yalnızca koşulların pasif bir ürünü gibi okumasına yönelttiği eleştiri evet anladım kibir değil determinizm sorununa işaret ediyor; yine de önerdiği özgürleşimci düşünme bu çelişkili faillik kapasitesini tanırken solun tarihsel örgütlenme deneyimleriyle nasıl bağ kuruyor? Bende beliren tüm bu sorular, Zupančič’in elbette oldukça kafa açıcı önerisini zayıflatmada da ideolojiye mesafesiyle kurduğu özgürleşimci düşünmenin toplumsal gerçeklikle daha sağlam bir bağ kurabilmesi için kendisini daha fazla açması gerektiğini düşündürüyor. Dahası, özgürleşimci düşünmenin asıl görevinin, Lacan’ın söylediği gibi, nedenin yalnızca yanlış olanda belirdiği o gediği tespit etmek olduğunu kabul ediyorsak, bugün bu gediğin hangi toplumsal koşullarda görünmezleştiğini daha açık tartışmak zorunlu hâle geliyor. Kapitalizm deyip geçmiş. Öyle de laf atılıp gidilmez.
Profile Image for Amber.
2 reviews2 followers
January 15, 2025
Like any good piece of psychoanalytic thinking, it had me howling with laughter when the punchline hit. Skepticism as the initial state which becomes the inherent condition of true belief, The ‘big Deceiver’.

Really enjoyed this - especially the discussion of the Catcinas and the development of the Casanova story to illustrate expedient castration!

As a former community organiser, I found the conclusion of taking a step back from immediacy in action more nuanced than the usual call to action in texts like these.

Still, the conclusion felt rushed. Ie ‘the deeper causes of crises can only be addressed with attention to the surface and form’. Forgive me if this is obvious but I wasn’t sure what type or practice of attention is being encouraged. But that was never the centre of the text.

A great essay and one I’ll be parroting at people for a while. And the opening line helped me take an impulse trip to Paris! I knew better - but all the same…
Profile Image for michal k-c.
903 reviews123 followers
November 22, 2025
Clear and concise; I love when a theorist writes “to put it simply…” and then what follows is actually lucid. A solid introduction to the concept of perverse disavowal, does well to distinguish it from the affect of denial, and places both effectively in the existential toolbox of individuation and psychic survival. Sometimes it’s not about “curing” yourself per se but rather attempting to traverse the fantasy
Profile Image for Ethan.
1 review
December 19, 2024
You definitely need some background knowledge of psychoanalysis to understand large sections of this book, but Chapter 3 onwards is more easily understood. I could read Zupancic and her analysis of conspiracy theories all day - really insightful takes on how people fall into the world of conspiracy.
Profile Image for Jeff.
38 reviews1 follower
January 17, 2025
Overall, an excellent insightful application of Lacanian concepts to the current information environment. I wish the section on conspiracy theories had been a little more developed, particularly as they interact with/contrast more typical forms of disavowal.
Profile Image for daria krol.
97 reviews
April 7, 2025
favourite so far (very slightly ranks above agony of eros - only slightly)
Displaying 1 - 15 of 15 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.