Özçetin'in araştırması hem Kemalist hem İslamcı muhafazakâr söylemin kadınların cinsel bedenlerini gizlemek ve kadınların kamusal alanlardaki görünürlüklerini düzenlemek için nasıl kıyafeti bir beden teknolojisi olarak kullandığını inceliyor. Kadınların kamusal alanlardaki mevcudiyetlerinin ve hareketlerinin kamusal bakışın yargısıyla doğrudan bağlantılı olduğunu ve kıyafetin kamusal bakışın ahlak yargısı için temel ölçütlerden birini oluşturduğunu görüyoruz.
Türkiye'de toplumsal cinsiyet ve cinsel ahlak üzerine yapılan çalışmalar, genellikle ailenin ya da ulusun namusunu koruma kisvesi altında kadınların bedenleri üzerindeki eril tahakküm iddialarıyla ilgilenir, ama kadınların kamusal alanlardaki hareketliliğini ve etkinliğini sınırlayan patriyarkal cinsel ahlak düzeninin sürekliliğini sağlayan kıyafet kodlarının rolüne gereken önemi vermezler. Özçetin ise kitabında cinsel ahlakın kamusal alanları patriyarkal normlar etrafında hizaya sokmasına bakarken, aynı normların cinsel kadın bedenlerini bu alanlardan silmeye dönük olarak kurulduğunu göstermektedir.
Yazar hem Kemalist hem de İslami söylemlerin kadınların cinsel bedenleri ve kamusal alandaki görüntülerini düzenlemek üzerine nasıl bir duruş sergilediklerini anlatıyor. Bunu yaparken de konunun öznesi olan görüşmecilerin söylemlerini kuramsal bir temel üzerinden de bize anlatıyor.
Açıkçası bu kitap beni çokça düşündürdü. Hatta bazılarınızla üstüne de konuştuk. Her iki söylemin de arkasında yatan motivasyon ne olursa olsun erken egemen söylemlerin öne çıktığını ve bu bağlamda kadının cinsel bedeninin nasıl gizlendiğini ve giyiminin nasıl düzenlendiğini görüyoruz.
Bunu yalnızca açıklık-kapalılık açısından bir değerlendirme olarak görmeyin. Konu, yaşa bağlı (örneğin, kırk yaş üstü kadın kıyafetlerinin genellikle sıkıcı ve tekdüze tasarlanması), sosyal statüye bağlı (genç kız, eş, anne giyim tarzları arasında olması beklenen fark), bedensel farklılıklar (toplumun güzellik standartlarına uymayan bedenlerin crop top giymesinin iğrenç bulunması) ve hatta hanım hanımcık ya da “müsait” kadın imajı yaratan kıyafetler gibi pek çok unsuru kapsayan geniş bir perspektifle ele alınıyor.
Görüşmecilerin anlatımları bu bakış açılarının kadınların hem kendilerini hem de diğer kadınları nasıl değerlendirdiğini de belirlediğini gösteriyor. Daha buraya yazdıkça uzayan birçok konu üzerine beni düşündürdü. Cinsel ahlak bizim gece sokakta rahat yürüyememizi bile etkiliyor. Bu kadar çok konuyu ele almasına rağmen kitabımız oldukça, okunması da oldukça keyifliydi. Tavsiye ederim.
Hilal Özçetin, “Ahlaki Giyinmek” adlı çalışmasında kadın bedenine yönelik cinsiyetçi denetim mekanizmalarını Türkiye bağlamında inceliyor. Özellikle Kemalist ve İslamcı ideolojik söylemlerin kadın bedenini “ahlak”, “kıyafet” ve “kamusal alan” kavramlarıyla nasıl kontrol altına aldığını tartışıyor. Görünürde birbirine zıt gibi duran bu iki yaklaşımın, aslında kadınların kamusal alandaki varlığını sınırlamada benzer işlevler gördüğünü gösteriyor.
Kitap, giyinik kadın bedenlerinin nasıl anlamlandırıldığını ve kıyafetin sadece bir örtünme biçimi değil, aynı zamanda kadınların “saygın” ya da “makbul” sayılıp sayılmayacağını belirleyen bir toplumsal araç olarak nasıl işlediğini irdeliyor. Özçetin’e göre kıyafet, kadınların bedenlerini, hareketlerini ve davranışlarını disipline eden bir “denetim teknolojisi” haline gelmiş durumda.
Öne çıkan noktalar arasında: • Kemalist söylemin “hanımefendilik”, İslamcı söylemin ise “mahremiyet” üzerinden kadını şekillendirmesi, • Giyim tarzının kadınların ahlaki değer ölçüsü haline getirilmesi, • Her iki ideolojide de kadın bedeninin cinselleştirilerek kamusal görünürlüğünün sınırlandırılması, • Disiplin edici bakışın yalnızca dışarıdan değil, kadınların kendi özdenetimi aracılığıyla da sürdürülmesi yer alıyor.
Bu kitap, İstanbul ve Ankara’da yaşayan 31 kadınla yapılan görüşmelere dayanan bir doktora tezi. Kapsamı sınırlı olmakla birlikte, yazarı Hilal Özçetin’in de belirttiği gibi, yeni sorular sormamıza vesile olabilecek kıymetli bir çalışma.
34 yaşında aramızdan ayrılan Hilal Özçetin’in kadın yazınına katkısına minnetle, okuru bol olsun…
Geçen hafta Serpil Sancar’ın türk modernleşmesinin cinsiyetini okumuştum. Ona cila atmışım gibi oldu. Sancar, türkiye cumhuriyeti kurulurken izlenen politikaların bugünkü hakim toplumsal cinsiyet algısına nasıl bir zemin hazırladığına bakıyordu, kemalist söylemi de analiz ederek. Hilal Çetin doktora tezinde bu bakışı son 40 yıl içindeki kıyafet konusuna odaklanarak derinleştirmiş.
Biraz foucault, butler ve mahmood bilmek gerekiyor çünkü onların tezlerinden destek alıyor. Üniversitelerde başörtüsü yasağı, türban ve ahlak ilişkisi, giyim tarzı ve politik duruş arasındaki bağ, taciz ve giysi ana başlıkları.
Zaten bu okumalarınız varsa eklenebilir. Ben kendi adıma, kendini islamcı ya da seküler olarak tanımlayan diğer feministlerin düşüncelerini de görmem adına çok faydalı buldum.