Osamu DAZAI (native name: 太宰治, real name Shūji Tsushima) was a Japanese author who is considered one of the foremost fiction writers of 20th-century Japan. A number of his most popular works, such as Shayō (The Setting Sun) and Ningen Shikkaku (No Longer Human), are considered modern-day classics in Japan. With a semi-autobiographical style and transparency into his personal life, Dazai’s stories have intrigued the minds of many readers. His books also bring about awareness to a number of important topics such as human nature, mental illness, social relationships, and postwar Japan.
Yazarın kendi hayatından izler barındıran kitaplar beni hep derinden etkilemiştir. İnsanlığımı Yitirirken’de anlatılan hikayenin de bu kadar Ozamu Dazai’nin hayatına benzemesi çok çarpıcıydı. Kitaptaki genel depresif hava mental olarak iyi bir dönemime denk gelmemiş olsaydı muhtemelen okumak daha zor olurdu. Sağlıklı bir mentalde değilseniz okumanızı tavsiye etmem tetikleyici unsurlardan dolayı. Dazai’den okuduğum ilk eser olmasına rağmen dili hiç zorlamadı. Kendisinin diğer eserlerini de okumak istiyorum.
"Artık ne mutlu ne de mutsuzum. Her şey geçip gidiyor. Bu zamana kadar yaşadığım, soğuk bir cehennemi andıran sözde "insan'' dünyasında tek gerçek şey bu. Her şey geçip gidiyor."
Yozo’nun farkında olarak yaptığı davranışları çoğumuz farkında olmadan, mide bulantısı hissetmeden yapıyoruz. Yozo’ya ağır gelmesinin tek sebebi bunların farkında olması. Bir yandan da zeki bir insan olaylara göre tepkiler geliştirmeli mantığını düşünmeden edemedim. Yozo’nun yaşadıkları fazlaca kişiselleştirmenin verdiği bir bulantı mı ? Yoksa farkındalığının getirdiği olağan bir bulantı mı? Karakter ve karaktersizlik arasındaki ince çizginin varlığı.
“ Benim mutsuzluğum , hayır diyemeyen insanın mutsuzluğuydu. Bana sunulan bir şeyi geri çevirirsem, karşımdaki kişinin kalbiyle benim aramda sonsuza kadar onarılmayacak derin bir yarık açılacağı korkusuyla yaşamıştım “
cümlesiyle başlayan öyküyü okurken, “Aslında hepimizin hayatı öyle degil mi?” diye düşündüm ben...
Öykümüzün kahramanı Yozo,
• On kişilik, hali vakti yerinde bir ailenin en küçük çocuğu. • Ailesi ile ilişkileri normal ama, babası sert biri ve Yozo O’ndan çok çekiniyor. • Zaten küçüklüğüne çok az değiniyor kitapta ama, çocuklugundan başlayarak anlattığı yaşam öyküsünde, kendisi ile ilgili olumsuz düşüncelerini sıralıyor çoğunlukla( Fazlaca dürüst davranıyor diye de düşünülebilir elbet.). • Bu anlatımda kullandığı aşağılayıcı ve daha sonra yaşadıklarını okurken de sonuna kadar hissedeceğimiz özgüven eksikliğini ifade eden cümlelerden, kendisiyle barışık biri olmadığını anlıyoruz kahramanımızın. • Diğer insanlar gibi hayaller kurmayan, yemek dahil hiç bir şeye ihtiyac hissetmeyen, bunun eksikliğinin de farkında olmayan biri O, anlattığına göre. • Ailesi başta olmak üzere, hayatında yer alan cogu kimse tarafından pek anlaşılmamış, çekingen ve biraz da depresif biri okuduklarımdan anladığım kadarıyla. • İnsanlarla ilişkilerinde şahsi isteklerini hep geride tuttugunu, diğerlerinin isteklerine hayır diyemedigini, topluma kabul edilebilmek için kendi deyimiyle ‘şaklabanlıklar’ yaparak herkesi güldürdüğünü söylüyor sık sık. • Aslında zeki, ailesinden gelen parayla maddi durumu yerinde, oldukça yakışıklı, resme ve yazmaya da yeteneği olan biri Yozo. • Fakat, insanların yanında nasıl davranacagını bilemediği, kimseye hayır diyemediği için insanlarla çok yakınlaşamıyor. • Bu nedenle de kendisini maddi olarak kullanmak için yanaşan serseri Horiki’nin samimiyetsiz arkadaşlığına tutunuyor ve ikisi takılmaya başlıyor. Yaşamının bu noktaya gelmesi sadece Horiki’nin etkisiyle mi bilemedim ama Yozo, o günden itibaren okulu aksatmaya, siyasi etkinliklere katılmaya, içmeye ve çapkınlığa başlıyor. O güne kadar kendisini desteklemeye devam eden babası karıştığı bazı olaylardan haberdar olunca da, ailesi tarafından reddediliyor ve maddi desteği de kalmıyor maalesef. Tüm sahip olduklarını bu şekilde kaybedince, zayıf kişiliğinin ve zaaflarının da etkisiyle düzeltemiyor kendisini. Okulu bırakınca geçimini, dergi ve çizgi romanlar için yaptığı çizimlerle kazanıyor kazanmasina ama, aldığı parayı, içki, kadınlar ve zararli madde kullanımı için harcayarak hayatını mahvediyor. Bir de üstüne evleniyor lakin, karısıyla ve toplumla verdiği mücadelede de başarılı olamıyor. Tüm bu sürecte, amacsızca, zarar göreceğini, yanlıs olduğunu bile bile hiç sorgulamadan en yakınındakilerin peşinden giderek, kişiliğini hiçe sayıp, herkesi memnun etmek için yaptıgı şaklabanlıklarla sürdürdüğü yaşamı, sefil bir şekilde devam ediyor. Hani bizde diyorlar ya ”Sonumuz iyi olsun.” Ben öyküyü bitirdiğimde bunu düşündüm ve bu söze hak verdim. Yozo gibi, çoğu kişinin hayalini bile kuramadıgı seylere sahip birinin kendi hataları nedeniyle yaşadıklarına bir taraftan kızdım, diğer taraftan da üzüldüm. Ama, ne yazık ki zaafları ve zayıflıkları nedeniyle bu akıbeti yaşayan pek çok insan olduğunu da biliyorum çevremden.
Yozo, topluma ve kendine yabancılaşmış, hedefi olmadan yaşayan, sürekli kendini geri plana atıp benliğini gizleyen maskelerle dolaşan, mutsuz ve acınası bir hayat yaşayan biriydi ve bana gerçekci bir tipleme gibi geldi. Kaldı ki yazarın kendi hayatından izler taşıdığını da biliyorum öykünün. Hem sade ve akıcı anlatımı, hem karakterin ve yaşananların ilginç olması nedeniyle baştan sona sıkılmadan, merakla okudum ve sevdim İnsanlığımı Yitirirken’i. Uzak Doğu edebiyatından okuduğum en iyi kitaptı diyebilirim. Bu nedenle de Uzak Doğu Edebiyatı okumayı seven 18 yaş üstü okurlar da sevecektir bu kitabı diye düşünüyor, keyifli okumalar diliyorum herkese.
Yozo, içinde hepimizden parçalar taşıyan bir karakter. Klinik bir vaka olduğunu söylemeye gerek bile yok. Kitabın henüz yarısındayım ama üç beş kelime bir şey karalamak istedim işte. Doğduğu günden beri değersizlik hissiyle yanıp tutuşan biri. Sevilmek, saygı görmek... Bunları hak etmediğine dair ne üzücü bir yanılgı. İnsanları memnun etmek için gösterdiği bütün o çaba, şaklabanlık. Bazen insan böyle doğar. Herkes sağlıklı olmak zorunda mıdır? Bazen mutsuz doğarız. Bazen insanın dertlenmek için parasızlığa, sevgisizliğe, şiddete ihtiyacı yoktur. Bazen insan, yalnızca insan olmanın yükünü taşıdığından mutsuz olur. Bu mutsuzluk insanlığı kaybetmek midir? Bilmiyorum. Bence değildir. Belki de insan olmak bu yükü taşımaktır. İnsan olan ne yazık ki her zaman topluma ayak uyduramaz. Kitapta da bahsedilir. Toplum nedir? İnsanların çoğulu mu? Bence toplum insanların çoğulu değildir. İnsanı nitelendirme unsurlarına göre değişir. İnsanın ne olduğuna dair sorulan soru da birçok felsefi tartışmaya yol açabilir. Benim fikrim, insan, insan olmanın yükünü taşıyan kişidir. Bu yük herkes tarafından da taşınmaz. Bu yüzden gerçek insan her zaman topluma uyum sağlayamaz. Topluma uyum sağlayamayan insanın aynada kendine bakması ise belki de ıstırapların en büyüğüdür. Yozo da belki bu duyguları en derin haliyle tatmıştır. Harika bir kitap olduğunu söyleyemem. Ama mutlaka okunması gerektiğini söyleyebilirim. "Soytarılığımı böyle icat ettim. Bu insanlara son yaklaşma çabamdı. İnsanlardan ölümcül bir korku duymama rağmen, onların arkadaşlığından vazgeçemeyecek gibi görünüyordum. Dış dünyaya durmaksızın gülümseyen yüzümü gösterirken, iç dünyamda mücadele edip debeleniyordum. Bir cambaz gibiydim ip üstünde yürüyordum ama ter içindeydim, onları eğlendiriyordum, fakat her an bir tehlikenin içine yuvarlanabilirdim."
This entire review has been hidden because of spoilers.
En sevdiğim kitap, beni japon edebiyatına sürükleyen şey, en sevdiğim yazar. Bİ İNSAN NASIL BU KADAR DÜŞÜNCELERİNDE NET VE DETAYLI OLABİLİR? Bayıldım, okuyunca bir sarsıldım çünkü sanki kitap seni içine çekiyor. İnsanı içine çekebilen bir yanı okuyanı ya kitabın mesajına teslim olmasını sağlayıp ya da kendi düşüncelerine ve hayat felsefesine olan sadıklığını test eder. Adam bildiğin kendisini soyup bırakmış ve her sayfada acaba kendi hayatından mı aldı bu kısmı diye düşündüm. Hem azarlayasım hem alkışlayasım hem sevinesim ve somurtasım geldi çünkü düşünmeyi mesleği haline getirmiş ve duyguları saklamaktan daha derin hissetmeye başlamış ve bu yüzden kendime aşırı yakın hissettim ve samimi buldum.
Güzeldi. İnsanların hakkınızda düşündüğü şeylerin sizi ne kadar etkilediğini anlayabileceğimiz bir kitap. Eğer istedikleri gibi davranmazsak dışlanabileceğimiz konusu çok iyi anlatılmış. Aslında tüm toplum böyle değil mi zaten? Toplum baskısından kurtularak kendini bulmaya çalışan bir ana karakter. Aslında hiyerarşik piramidin en tepesinde olup sürekli düşünen, düşünceleri içinde kaybolmuş bir karakter olarak algıladım. Güzel bir Japon klasikti. Bence kimse karşısında ki insan için yaşamamalı. Herkes umarım özgür bir şekilde yaşayabilir.
Hayatın içinde kaybolmuş, yabancılaşmış, hedef/amaç/isteğini kaybetmiş herkesin sonu bu gibi ne yazık ki. Kendi hayatından kesitler paylaşması ve o anki hisleriyle anlatması çarpıcıydı. Hayatta bazı şeylerin sınırı aşıldığında gerçekten geri dönüşü olmaz mı? Tüm hatalara rağmen her zaman bir şans var mıdır? Bunları sorgulamama neden oldu. Hepimiz biraz böyle hissetmiyor muyuz? Güçlü ve cesaretli olan yoksaymak mı? Yoksa her şeye rağmen yaşamaya devam etmek mi?
Bu kitabı da yarım bıraktım. Sorun ama NİYE diye. Kitabı okuyup, aman tanrım böyle bir baş yapıt olamaz kitabın bas karakterine öldüm o duygular, betimlemeler. Diyen o insanlar?? Ne anlatiyonuz lan. Lan diyorum çünkü cidden kitabın baş karakterine ve ya bu kitabın bir otobiyografi olduğunu düşünürsek kitabın yazarı Osamuya iki el tokat atılıp fırça çekilseydi benim sinirlerim zıplamazdı. Japon edebiyatina hayranım lakin bu yazarın kaleminden ilaç reçetesi dahi okumak istemem.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Çok keyifli bir okuma oldu. Baş karakterin hayatı anlamlandırmaya dair gerçek dışı bir çabası var, zaman zaman fikirlerine katıldığım da oldu. Fakat yaşadıkları, seçimleri, seçmedikleriyle zor bir hayat yaşadı. Sonunda insanlığımı yitirdim dediği noktanın iradesinin ve seçme hüviyetinin göz ardı edildiği anlar olması çok dokunaklıydı. Bayıldım. Yazardan okuduğum ilk kitaptı fakat son olmayacağını düşünüyorum. 5/5.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Ağır bir kitap olsa bile yazar düşüncelerini gerçekten çok dürüst ve açık bir şekilde ortaya dökmüş. Trajik bir kitap ve sonu keşke güzel bitseydi diye umut eder insan. Osamu dazai, hayatını paylaştığın için teşekkür ederim. Bu düşüncelerin ile bazılarına ilham, diğerlerine de psikolojik anlayış için kaynak oldun.
Etkisinde kaldığım bir kitap oldu. Özellikle yazarın ölümünden önce basılmış son eseri olması, hayat hikayesini öyküleştirmiş olması ve ruh halini yansıtması nedeniyle bir ruh sağlığı profesyoneli olarak eseri dikkat çekici buldum.
Bi zamanlar tarihin en büyük bsd fanı olduğum için okumak için çok heveslendiğim kitap. Sonrasında okuduğumda bana ne kattığı hakkında hiçbi fikrim olmadığı buhranlı kitap. Şuan okusam rahatsız olur muydum yoksa kendimden parçalar mı bulurdum bilmiyorum. Yakında tekrar okuyup yazacagım.
İnsanlığımı Yitirirken”bir ruhun yavaş yavaş kendi vicdanından kopuşunu, sessiz bir çöküşün içsel yankılarını anlatan sarsıcı bir itiraf gibi.. Karakterin soytarı maskesi takması, onun insan kalma çabasının en acı ironisiydi.
Dünya edebiyatında özellikle de uzakdoğu için çevirinin ne kadar önemli olduğunu yeniden idrak ettiğim kitap oldu. İthaki Yayınlarının çevirisiyle tavsiye etmem. Japon Dostoyevski bu olamaz zannımca.