İkinci kitap ilkinden sonra akıcılık olarak çok büyük bir ivme kazanıp kendini daha kolay okutmaya başlıyor kesinlikle. Bunun en büyük sebeplerinden biri Linacığımın değişim yaşamaya başlaması ve Aral ile aralarındaki ilişkinin gelişmesidir. İkisini de çok seviyorumm.
her şeyiyle bu kitap benim kalbime ait. benim evim, benim huzurum. her karakterini ayrı ayrı çok seviyorum. aral benimdir nokta. aslında o kadar söylenecek şeyler var ki, başlasam bitiremeyeceğim. kitabı yavaş okumuş olsamda her başına oturduğumda ayrı keyif verdi. çakırca tayfasının ve onların arkadaşlarının linayla olan grup yazışmaları bana çok fazla keyif verdi, kahkahalara boğuldum. her duyguyu hissettim bu kitapta, hem üzüntüyü, hem acıyı, hem sevinci, hem umudu, hem huzuru, hem huzursuzluğu. filiz bence kitabı çok güzel yazmış, yazan şeyi sanki ben yaşıyormuş gibi hisettim. aral o kadar güzel bir karakter ki. gerçekten kelimelerim yetmiyor onu tanımlamak için. o kadar beyefendi, nazik, güzel, merhametli, anlayışlı, destekçi, yoldaş bir abi, bir erkek kardeş, bir arkadaş, her ne kadar baba olmasa da baba, bir hayat arkadaşı, bir insan ki, anlatılmaz okunulur gerçekten. çok seviyorum bu kitabı ya. aralın her söylediği şeye içimin gitmesi normal değil. (söylediği güzel sözler yüzünden ağlamışlığım var🫣). onun yüzünden bende sitem olarak "bak ya" diyorum artık. geçen arkadaşımın doğumgününde ona mesaj yazdım, "aralı okumak seni çok romantikleştirmiş" dedi. eh, öğrendik birazcık ondan😉. uzun lafın kısası, bu kitabı çok çok çok evreni, birinci kitabı okuyup çok sevdim sanmıştım, ama yanılmışım. ikinci kitabı okuduktan sonra evrene karşı sevgimin kat ve kat arttığını fark ettim. muhtemelen ilerki devam kitaplarında aynı şeyi yaşayacağım, ve bundan hiç pişman değilim.
Düşünmeden duramıyorum delirdim iyice. Gece yatıyorum bu evren sabah uyanıyorum bu evren. Hiç beklemediğim bir şekilde beni kendine çekti, beklentimin çok çok üstünde çıktı. İlk kitap tamamen seriye giriş kitabıydı buram buram hissediyorsunuz. Bu kitap da resmen insana diyor ki 'ben bundan daha fazlasıyım, bundan sonra başlıyor her şey, değişime hazır ol' Yazar artık bazı şeyleri küçük küçük önümüze bırakmaya başladı. Lina'nın unuttukları, Aral'ı söyleyemedikleri hafiften belli olmaya başladı. İlk kitabı da merakla okumuştum ama burda olaylar hafiften verilmeye başlayınca daha da merak etmeye başladım. DELİRİYORUM Arkadaşlar Aral... ARAL🛐 🛐 allahım tüm bacılarıma Aral nasip etsin. Lina'nın her dediğini ilgiyle dinlemesi, sürekli temas etmesi, bir bakışında, gülüşünden, duruşundan her şeyini anlaması, sevgisini söylemekten ve göstermekten asla çekinmemesi, bunu her seferinde hem de her seferinde her anda söylemesi ve göstermesi, onu önceliği yapması, ağzının içine bakması, ondan önce onu düşünmesi, ilgisi, alakası... Aral'ın Lina'ya bakışı bile çok güzel, çok özel. Lina'nın bakış açısından okuduğumuz için o kadar hissediyorum ki içim pır pır ediyor Lina gibi. Çok özel bir erkek karakter övmekle bitmez. Kardeşlerine, yeğenine, arkadaşlarına olan davranışları ve ilgisi bile çok güzel. Bu kitapta Lina'yı ilk gördüğü sahneyi okuduk. O kadar gerçek ve duygusu fazlaydı ki eğer o ana kadar bir şey hissetmemiş olsaydım o andan sonra kesin Aral'a aşık olurdum. Çok saf, çok temiz ve içten bir şekilde seviyor OFFFF ölene kadar Aral konuşabilirmişim gibi hissediyorum!!! Şu an en çok Kadir Kara'yı ve Ekin'i merak ediyorum. Ekin'i çok sevecekmişim gibi geliyor(lütfen kalbim fazla kırılmasın) Araya başka bir kitap alıp hemen seriye devam edeceğim. Çünkü Lina'nın hatırlayacaklarına mentalimin hazır olduğumu sanmıyorum. Ayrıca dördüncü kitabın finalini de biliyorum ona hiç hazır değilim Allah nasip ederse beşinci kitaba sağ salim ulaşacağım
Birde anlayamadığımız şeyler ufak ufak yerleşmeye başladığı için çok daha fazla sevdim bu kitabı da. Bir oturuşta saaaaayfalar okumadan kalkmak imkansız, öyle okutuyor ki kendini düşünmeden edemiyorum. Hani yatayım kalkayım sadece BİBY okuyayım istiyorum. Naptı bana bilmiyorum ama 10 milyonum olsa bu adamlara verirdim.
Her ne kadar seriye devam edeceğim demiş olsam da ne zaman devam ederim hiçbir fikrim yoktu, sadece araya bayağı zaman koyacağımı biliyordum fakat bir gün kitaplığın önüne geçtim, sakin bir şeyler okumak istediğime karar verdim ve elim bir anda bu kitaba gitti. İlk kitabı kasımın sonunda bitirmiştim ve bana göre üzerinden çok da uzun bir zaman geçmeden okumuşum bu kitabı da.
Kitabı okurken pek çok kere "Bu kitap olmasa da olurmuş," dedim doğrusu. İlk kitapla tamamen aynıydı bana kalırsa, hatta o - her ne kadar onu bitirmekte çok daha zorlanmış olsam da - daha iyiydi bence. Bunun da tek bir sebebi var gerçi.
Bu serinin 5 kitap olması bana ilk duyduğumda çok garip gelmişti ama "Yazar beş kitap boyunca ne anlatmış olabilir ki?" diye sorduğumda "Öyle bir kurgusu var ki beş kitap çok normal," diyenler, hatta "Yedi kitap bile olabilirmiş," diyenler oldu. Rica ediyorum abartmayalım. Şu iki kitap gerçekten o kadar boştu ki. İlk kitapta karakterin yaptığı sıradan şeyleri gereksiz derecede ayrıntılı şekilde okuyorduk, bu kitapta da Lina ve Aral'ın tamamen gereksiz o kadar sahnesi var ki. Bir de uzunlar.
Kitapla ilgili en büyük şikayetim de bu. Tamam, sonuçta bu ikisi birbirlerinden hoşlanıyorlar ve ilişkilerinin de gelişmesi gerekiyor ama neden bunun için sürekli olarak bu iki karaktere ayrı sahneler yazılıyor?
Kurguyla ilgili kısacık bir olay mı oldu? Tamam, bu kadar yeterli. Şimdi yirmi sayfa boyunca Lina ve Aral'ın flörtleşmesini okuyacağız. Diğer karakterlerin de olduğu bir sahne mi okuduk? Tamam, bu yeterli. Şimdi Lina'nın milyonuncu kere Aral'a ağlamasını ve Aral'ın da onu milyonuncu kere sakinleştirmesini okuyacağız. Bir gelişme yaşandı ve o yüzden şuraya gidip şunu mu yapmamız gerekiyor? Durun! Önce Aral'ın aynı kelime ve cümlelerle kere Lina'ya ne kadar aşık olduğunu gözümüze milyonuncu kere sokmasını okumak zorundayız.
Okuduğumuz sahneler birbirlerinden farklı olsa bir şey demeyeceğim ama hepsi birbirinin aynısı. Yazar aynı sahneyi biraz değiştirip önümüze koyarak sözde ilişki gelişimi yazmış. Bu ikisinin ilişkisi kurguyla ilgili önemli olaylar meydana gelirken gelişemiyor mu? O olaylarla eş zamanla ilerleyemiyor mu? Neden? Bunu yapmak bu kadar zor değil. Hem kitap bu kadar uzamamış olurdu hem de aynı sahneleri tekrar tekrar okumazdık.
İlk kitap giriş kitabı olduğu için o durgunluk bir şekilde anlaşılabilir ama artık ikinci kitaptayız, doğru düzgün bir şeylerin ortaya çıkmasını bekliyoruz hala hiçbir şey yok.
Bir de Lina'nın sürekli Aral'a aşık olup olmadığını ve Aral'ın ona aşık olup olmadığını sorgulaması, hislerini önce bir türlü fark etmeyip fark ettiğinde de sürekli reddetmesi falan var. Neymiş, yanarlarmış... Off tamam anladık. Bunlar sevgili olana kadar baygınlık geçirdim resmen, hayatımda okuduğum en zorlama slowburn diyebilirim.
Sonunda sevgili olduklarında şükür namazı kılacaktım resmen ama çok erken şükretmişim. Bu ikisinin sevgili oluşundan itibaren kitabın sonuna kadar yine boş boş romantik sahnelerini okuduk. Daha doğrusu diğer okurlar okumuştur eminim ama ben şöyle bir göz gezdirip geçtim hepsini. Artık gerçekten düşüp bayılacaktım çünkü.
Ya aralarında yaşanan bazı şeyler de aşırı saçma geldi bana. Mesela bir sahnede Lina dışarıda oturuyor bir süre ama hava karlı olduğu için üstü ıslanıyor. Aral onu eve götürdüğünde üstünü değiştirmesini söylüyor. Lina da karşıdaki odaya gitmeye üşenip Aral'a "sen üşümüyorsun, kendi kıyafetini çıkarıp ver," diyor. Ne? Aral da karşı odaya gidip kıyafetleri getireceğine gerçekten de üstünü çıkarıp Lina'ya veriyor. Ne??? Basbayağı üstü çıplak kalıyor. Sonra Lina yatağa yatıyor, Aral da yanına ve bunlar sarılıyorlar. Adam basbayağı yarı çıplak ve sarılarak uyuyorlar???? Bu ikisi o sırada sevgili falan değiller. Ya ben anlamıyorum, aşırı garip bir şey değil mi bu? Ertesi günlerde Aral bu olayla ilgili bir şey dediğinde Lina da kendi kendine "Bana o şekilde sarılmaya ve bundan bahsetmeye utanmıyor muydu," diyor. Sen yatakta yarı çıplak yatan bir adamın kollarına girerken utanmadın mı Lina? Sen utanmadıysan o neden utansın?
Başka bir sahneden Aral "Dayanamıyorum," deyip Lina'yı öpüyor, Lina da onu. Sonra hiçbir şey olmamış gibi davranıyorlar. Ya bu eğer bir ilişki gelişimiyse nasıl bir ilişki gelişimi Allah aşkına? Bunlar en başından beri sevgili gibi takılıyorlardı zaten. Hem başkalarının yanındayken hem yalnızken. Sadece adını koydular o kadar. Biz de işsiz gibi bu bomboş şeyleri okuduk.
Bana ennn saçma gelen şeylerden biri de şuydu: Bunların bir mekana gitmesi gerekiyor. Tabii şık bir mekan olduğu için ona göre giyinecekler.
Ocak ayının sonu/şubat ayının başındalar, dışarıda kar var, hava buz gibi, Lina zaten çok üşüyen biri. Bunlar tüm bu şeylere rağmen gidiyorlar kıza incecik, askılı, kısa, saten bir elbise alıyorlar. Ayağına giydiği topuklular da açık, kısa ayakkabılar. Çorap olarak da yine incecik bir külotlu çorap giyiyor. Lina bunları giyip gidiyor, sonra ne oluyor? Tabii ki donuyor. Zaten üzerine hiçbir şey giymeden buz gibi havaya atlama gibi bir alışkanlığı da var.
Ya bu bana aşırı aşırı aşırı saçma geldi. Madem vaziyet böyle, o zaman kıza havaya uygun bir şeyler alsanızaaaaa. Sadece açık kıyafetler mi şık oluyor? Uzun kollu ve kalın bir elbise, kalın bir külotlu çorap, ayakkabı olarak da dizlerine kadar çıkan topuklu botlar alın. Alın size şık mı şık bir kombin, hem üşümez de. Lina'nın kuyruğu olmuş bu salak Aral da, kitap boyunca "Üşüyorum hüüü," diye ağlayan salak Lina da neden bunu akıl edemiyor? Lina soğuktan donsuz, Aral da ceketi ve elleri ile onu ısıtsın diye tabii ki. Ya sabır.
Kısacası kitap aşırı uzatılmış (yine) ve ben Aral ile Lina arasındaki ilişkiyi sevmedim.
Gelelim karakterlere. Öncelikle Mehmet Ali, Şahin, Ekin, Balın, Kürşat, Yiğit karakterlerini ben çok seviyorum. Balın bu kitapta çok çok az gözüktü, ilk kitapta zaten yoktu ama erkek karakterle dolup taşmış bir kurguda kadın karakter bulunca atladım üzerine çünkü ben buyum. Batı'nın merdivende oturup ağladığı sahnede de aşırı üzüldüm. Ben kardeş ilişkilerini çok seviyorum ya. Mazlum çocuğum benim...
Lina'yı arada sever gibi oldum ama aşırı baydı beni ya, dayanamadım kendisine ve düşüncelerine kimi yerlerde. Biz Türkler dram konusunda abartmayı aşırı seviyoruz bence. Bu kitapta da abartılmış da abartılmış bana kalırsa. Lina'nın babasıyla ilgili çıkan sorunlar, annesinin hastalığı, ailesine tek başına bakmaya çalışması... Bunlar bence gayet yerinde bir dram oluşturuyordu ama bunlarla kalmadık tabii ki. Lisede zorbalık görmüş de, az daha intihar ediyormuş da, muhabbet kuşu varmış ama o bile onunla konuşmuyormuş da... Off bu kadarına gerek yok. Lina'nın dramlarından da bıkkınlık geldi.
Hislerini önce görmezden gelip sonra sürekli reddetmesinden ve aynı şeyleri tekrar etmesinden de bıktığımı söylemiştim. Lina'yla pek empati kuramıyorum, kusura bakmayın. Denedim ama olmadı.
Aral'a olan bağlılığı da bıktırdı beni. Aral kendi başına ayakta durabiliyor, gülümseyebiliyor mesela ama Lina'nın hep Aral'a ihtiyacı var. Belki geçmişte soğukkanlı biriydi veya sonraki kitaplarda öyle olur ama bu kitapta değildi bence. Hatta çok hassastı. Her şeyden ama her şeyden çok fazla etkilenip kendine gelmek için sürekli Aral'a ihtiyaç duyuyordu. Ya yaşadığı şeyler zor, onu anlıyorum ama adamın zaten çözmesi gereken bir sürü sorunu var. Kendi hayatı da zor. Sürekli Lina'yı sakinleştirmekle mi uğraşacak? Annesiyle ilgili bir travması var, onu anlatıyor Lina'ya. Asıl teselli edilmesi gereken kendisiyken Lina o anıdan çok etkilendiği için onu teselli etmek durumunda kalıyor. Offf sevmiyorum böyle bebek gibi karakter, Lina lütfen düzel hemen.
Arada Aral saçma sapan kontrolcü tavırlara girdiğinde Lina geri çekilmiyor, istediğini yaptırıyordu ama. Bak o konularda da tamamen Lina'nın tarafındayım, iyi yapıyor. Tabii saat başı kendini Aral'ın kollarına attıktan sonra onun evinde yaşamayı gurur kırıcı bulması durumunu da pek anlayamadım, onu da eklemiş olayım.
Geldik Aral'a. İlk kitapta kendisini sevmemiştim, bu kitapta hepten bir iğrenti geldi.
Kürşat bunun özen güvenliği mi ne, öyle bir görevi var. Bunlar işte daha önce bahsettiğim mekana gidiyorlar, orası da tehlikeli bir yer. Aral'ın biriyle konuşmaya gitmesi gerekiyor, Lina'yı da Kürşat ve Deniz'e bırakıyor. Kürşat, Aral'a "Gözün arkada kalmasın," diyor. Aral da "Kalır muhtemelen," diye karşılık veriyor. Iyyy gerçekten. Bu adam senin arkadaşın, yıllardır yanında çalışıyor. Söylediğin eşey bak, ne kadar da kırıcı. Her işi sen beceriyorsun da diğerleri hiçbir şey beceremiyor çünkü, di mi?
Lina'yı wp grubuna alıyorlar. Çakırca kardeşler ve Şahin, Mehmet Ali var. Küfür ediyorlar, Aral hemen "Lina gruptayken küfür etmeyin, kırmayayım parmağınızı" diyor. YİRMİ İKİ YAŞINDA BİR KADIN, kendisi küfürden rahatsız olsa söylemez mi? Belli etmez mi? Sanki beş yaşında kızmış gibi offf. Tamamdır en centilmen sensin. Onu dedikten hemen sonra kendisi küfrediyor bu arada, o da ayrı bir ironi.
Şahin, Lina ve Aral'ın sevgili olarak görünmeleriyle ilgili bir şey dediğinde de "Lina'yı rahatsız edecek imalarda bulunmayın," diyor. Lina da "Sorun yok benim için," diyor. Şahin "Aaa bakın sorun yokmuş," dediğinde de "Lina'nın 'sorun yok' demesine tek seferde inanamazsın Şahin!!!!" diyor. Sana ne? Lina salak mı, bebek mi (az önce kendisine ikisini de demiş olduğumu görmezden geliyoruz)? Ne çok karıştın ya, öğretmen yalakası öğrenciler gibi aynı. Ne kadar iyi bir erkek arkadaş olduğunu göstermek için kırk takla attı.
Bunlar bir yerlere gidecekken de Lina'ya hep "Tehlikeli, sen gelemezsin," diyor. Bütünnn bu olayların merkezindeki kişi Lina ama gidemiyormuş çünkü Çakırca Beyefendi öyle istiyor. Endişeleniyor, korumak istiyor alıyorum ama offffff cidden. İsterse gelir, istemezse gelmez. Buna karar verecek kişi sen değilsin.
Bir sahnede de Lina, Özkan'ın oturmasını istiyor. Özkan "Ayıp olur öyle, sen otur," diyor. Lina ısrar edince de oturmadan önce resmen izin alırcasına Aral'a bakıyor. "Amaan sen de ne abarttın," diyebilirsiniz ama aşırı derecede batıyor bana, yapabileceğim bir şey yok.
İkide bir dudaklarını ıslatıyor, ondan da gına geldi. Bir de "Bak ya," demesi var. O kelimeden de iğrenti geldi.
Yok, ben Aral gibi bir erkek arkadaş falan istemiyorum. Lina'cığım sen onu al, her şeyiyle kendine sakla.
Defne de merak ettiğim bir karakterdi, sonra öğrendiğimiz şeylerle kalakaldım. Onları yapmış olmasının umarım kurguya bir etkisi olmuştur, bomboş bir şeyse çok saçma olur çünkü. Ne gerek vardı yani?
Kitapla ilgili söyleyebileceğim iyi şeyler... Yazarın dili güzel bence, her ne kadar şu "ilgiyle" kelimesi sebebini bilmediğim halde beni aşırı rahatsız etse de (bir sayfada üç kere kullanmıştı). Ama karakterlerin wp grubunda konuşurken kullandıkları dil o anlatımı aşırı derecede bozmuş. Günümüzde çoğu kişi öyle konuşuyor, evet ama kitaba uymamış bence.
Kurguyla ilgili olan, önemli sahneler çok güzeldi. Pars'la konuşmaları, Hükümdar Çakırca'nın gelişi, son yüz sayfada okuduğumuz geçmişten parçalar... Ama aşırı derecede azlardı. Beş yüz otuz sayfalık kitapta yaşanan önemli olayların sayısı bir elin beş parmağını geçmez, geçerse de zar zor geçer. Bu seri çok rahat üç kitaplık olurmuş gibi geliyor bana.
Elimde okumadığım üçüncü kitap kaldı şimdi. Adıma imzalı oldukları için herhangi bir şekilde elden çıkarmak zor, pek istemem de doğrusu. Kitaplıkta boş boş durmasınlar diye okuyorum ben de. Üçüncü kitaba göre ya seriyi orada bırakacağım ya da devam edeceğim, hadi bakalım.
Kitap çok dramatikti boğuyor bir süre sonra. Sonradan beklemediğim bir şey oldu ona çok şaşırdım ama zaten kitapta yarıyı geçtikten sonra olaylar çıkınca çok bı anlami kalmadı. Ben bu kitabı zaten AŞIRI uzun sürede okuduğum için tam rs ye sokmalıktı gerçekten, çokta beklentilerimi karsilayamadı maalesef
1. Kitap daha iyi gibiydi daha çok olay vardı ve heyecanlıydı ama 2. Kitapta öyle diyemiyorum cidden aşırı sıkıcıydı 2 kitap 1000 sayfa gibi bir sey ediyor ama hala ayni yerdeymisiz gibi hissediyorum o kadar yavas ilerliyor ki özellikle 2. Kitap olay neredeyse yoktu kitabın son sayfasi meraklandirdi 3. Kitapta çok olay olacak ve çoğu şey açıklığa kavusacakmis gibi hissediyorum umarim oyle olur. Kitabi sıkıntıdan kac kere birakmak istedim ama birakmadim. Aral'ın aşkı cok başka ciddeb asiri seviyorum bu kitapta Aral ve Lina aşkı okuduk ama çok sıktığı icin dogru duzgun keyifte alamadim 3. Kitabin daha iyi olmasini bekliyorum 6/10
Acikcasi olaylari cok merak ettigim icin ya da konusu sardigi icin falan okumadim. Aral ve linanin iliskisi, dinamikleri, iletisimleri ve kimyalari icin okudum. Ikisini okumak cok keyifli. Lina cogu zaman yoruyor beni (muhtemelen arali da) ama sarhos halleri falan cok sevimliydi. Bi de wattpad ciftlerinin verdigi o hazzi hicbir cift veremiyor onda anlasalim ya. Seviyor sevmiyor seviyorum sevmiyorum olayini uzatabildikce uzatiyorlar ve can cekismeleri hastalikli ruhumu besliyor.
“Bazı insanlar böyle yaşar diye değil, yaşamak istediğimiz gibi yaşayalım.”
“Bazı insanlar böyle yaşar” (kısaltmasıyla BİBY) isimli serimiz 5 kitaptan oluşuyor. Şimdilik 4 kitabı yayımlandı ve 5. kitaptan 9 bölüm paylaşılmış durumda. Yazarımız Filiz Puluç bu bölümleri biz okurlarıyla sosyal medya aracılığıyla parça parça paylaşıyor. Serinin ilk kitabı hakkında bazı düşüncelerimi daha önce paylaşmıştım, şimdi ise ikinci kitap ve genel olarak serinin konusu üzerine konuşmak istiyorum.
---
⚠️ (Spoilersiz)
İlk kitapta Lina Kara, babası Kadir Kara’nın palyaçoluk yapmasından utanır ve bu yüzden onunla tartışır. Çünkü annesi hastadır ve paraya ihtiyaçları vardır. Babası ise “işimi seviyorum” bahanesiyle para kazandıracak bir iş yapmak yerine çocuklara palyaçoluk yapmayı sürdürür. Bir gece tartışmadan sonra, babasının tanınmayacak hâlde olan cesedi nehirde bulunur ve intihar ettiği söylenir.
Lina bu suçluluk duygusuyla yaşayamamaya başlar ve yaşayan bir ölüye dönüşür. Artık neşeli, hayat dolu bir kız değildir. Günde üç işte çalışır, tıp fakültesinde okur ve haftada bir babasının çalıştığı yerde palyaçoluk yaparak, sonradan yalan olduğu ortaya çıkan borçlarını ödemeye çalışır.
Yaklaşık üç yıl sonra, aslında bulunan cesedin babasına ait olmadığı ortaya çıkar ve Lina gerçeğin peşine düşmemesi için tehdit edilir. Hayatı bir anda 180 derece değişir. Lina artık sadece babasını değil, kendisini bile tanıyamaz olur.
Bütün bu süreçte, babasının otopsisini tekrar yapan ve onun hayranı olan Aral Çakırça ile ailesinin büyük yardımı olur. Ama kitap ilerledikçe, insan hangisinin yardımı daha büyük — Kara ailesinin mi, Çakırça ailesinin mi — anlayamaz hale gelir. Kitap gerçekten çok sürükleyici (öyle ki elinizden bırakamıyorsunuz).
Bir arkadaşım okumaya başlamıştı; kitapların her biri 400 sayfadan fazla olmasına rağmen, hepsini bir haftadan kısa sürede bitirdi — hiç şaşırmadım. Ben ise derslerim nedeniyle bir ayda bitirebildim.
Reivewin başında da söylediğim gibi, şimdi size ikinci kitaptan bazı alıntılar bırakmak istiyorum 👇
---
💬 Kitaptan Alıntılar:
> “Karanlık artık beni korkutmuyor, aksine güneşi gördüğümde kalbim paramparça oluyor. Çünkü asla bana bakmayacağını biliyorum.”
> “Sormak istediğim çok soru vardı ama çoğunu sormaya hakkım yoktu.”
> “Kaybetsen bile hâlâ kaybetmediklerin vardır.”
> “Hatırla, zihninde kimi veya neyi yaşatırsan, onun esiri olursun.”
> “Geçmişine yanma, şimdini yakmamaya çalış.”
> “İnsan birini severse, onun her şeyi olmak ister.”
> “– Kaçmak özgürlük değilmiş. – Peki neymiş özgürlük? – Nerede duracağına karar verebilmekmiş. – Başka? – Ne zaman gideceğine karar verebilmekmiş. – Başka? – Bazen göz göre göre tutuklu kalmakmiş.”
---
Kitap düşünme tarzıma çok şey kattı. Örneğin, “özür dilerim” ve “teşekkür ederim” sözlerini sürekli kullanmayı öğrendim — ki bence bunlar aslında çok zor kelimelerdi.
Artık bir şeyi ne kadar büyük ve anlamlı yaparsam yapayım, asla sadece teşekkür almak ya da çıkar sağlamak için yapmamam gerektiğini öğrendim. Bu anlayış, hem insanlarla olan ilişkilerimi hem de kendimle olan ilişkimi çok geliştirdi diyebilirim.
Ayrıca kitap bana sadece “yaşayıp gitmediğimi” hissettirdi. Çünkü bu hayatta herkesin bir yeri var. Mesela bir asker, vatanına tüm kalbiyle hizmet etmek için cepheye katılsa ama onu sıradan bir cezaevi bekçisi yapsalar, bundan rahatsız olur mu? Etrafındakiler onunla alay eder mi? Hayır, etmezler. Tam tersine, onu görevini yapan onurlu bir asker olarak görürler — ve haklıdırlar. Çünkü o asker cezaevini korumazsa, en üst rütbedeki komutan bile komutanlık yapamaz.
Yani hepimiz bu hayatta birer askeriz ve görevimizi yerine getirmek için geldik.
---
Bu serinin birinci ve ikinci kitaplarının yarısı hüzün, ölüm ve dram dolu, çünkü yazar bu hikâyede “ölünün dirilişi” temasını ele almış.
Bununla birlikte kitapta pek çok toplumsal mesele de işlenmiş: toplumun ötekileştirilen kesimleri, aile içindeki yalanların sonuçları, insanın kibirlenip her şeye gücü yettiğine inanmasının bedeli, sorumluluğu tek başına omzuna alan fedakâr insanlar, ve hiç sorumluluk hissetmeyenler gibi konular.
Ayrıca bazı tarihî olaylara da değinilmiş:
II. Dünya Savaşı,
Kızıl Haç toplumu,
Orta Çağ gibi.
Yazarım Filiz Puluç çokta guzel başarmiş. buradan öpüyorum🫠
Ama hiçbir şey yaratıcı kadar kusursuz olmadığı için, bu kitabı sadece aklı selim kişilerin okumasını tavsiye ederim. Ne yazık ki, Abbas el-Akkad’ın dediği gibi:
> “Sağlam akıl, sağlıklı mideye benzer; faydalı ile zararlıyı birbirinden ayırabilir.”
Kitapta islami inancımıza tam olarak uygun olmayan bazı fikirler yer alıyor, bu yüzden biraz dikkatli okuyarak ilerlemek en uygunu olur. eğer dini hassasiyetleriniz varsa bazi yerleri atlayarak okumanizi oneririm. bide bu lafim tum seri için geçerli . tabii bu reivewninde tum seri için olduğunu anlamişsinizdir😆
SAKA Mİ!!!! Öncelikle sonu dehşet iyiydi ama önce bir başa alayım. Kitaba büyük bir heyecanla başladım, Aral ve Lina arasındaki iletişim çok güzeldi evet ama bazı şeyler gereksiz derecede aşırı uzatılmıştı özellikle 200-300 arasındayken lütfen bir olay olsun diye bekleyip durdum. Bir sahne 6 sayfa sürebilir mi ya? Ne zaman bitecek diye çevirip duruyorum yok bitmiyor. 🙉 Okutuyor mu okutuyor ama durup durup “yeter artık baydın” diye söylendiğimde oldu. Olmasa da olur dediğim yerler oldu yani, tamam hadi 1. kitap giriş kitabıydı ama 2. kitap? Bu yüzden de olay olmasını bekliyor insan haliyle. Rahatsız olduğum kısım olay olmamasıydı yani ama yazım dili, karakterler dört dörtlük. Aral... ARAL!!! Okurken ayılıp bayıldığım birisi. Lina’nın iç sesi beni bazen gerçekten yordu, bir şeyler anlatıyor iki saniye sonra olay tersine dönüp tekrar düzüne dönüyordu, sonlara doğru bu düzeldi sanıyorum güven probleminden kaynaklıydı zaten. İç ses okumak güzel evet ama yerinde yeterli bence asıl olaya gelmek daha mühim. Olaylar da ufaktan çıtlatıldı ama dediğim gibi daha çok olay yazılabilirdi bunun için 532 sayfa vardı, asıl olaylar 3. kitapta başlıyormuş ama biz henüz bir şey okumadık, çok az. Geçiş kitabı gibi düşünülebilir, Aral ve Lina var yani ben çok sevdiğim için 4.5/5 veriyorum ama normalde vereceğim 3 falan olurdu bence ama sevdim mi sevdim gerçekten ikisi arasındaki iletişim çok güzel anlatılmış. Umarım 3. kitap gerçekten beklediğim gibi olur, bu kitap bana beklediklerini vermediği için böyle hissettim. Aral ve Lina için değer mi değer ama olaylı bir kitap dendiği için ee hani olay diye bekliyorsunuz qhhshwhshshshhs canın sağ olsun Aral’ım. Son sayfalarda aşırı güzel toparlamış ama sonuna gerçekten bayıldım ve NNNEEE diye kalakaldım, çok iyiydi. Sırf sonu için bile 5 verilirdi, asıl olaylara geçeceğimizi anladım ve bu sefer gerçekten geçeceğimize inanıyorum. Spoiler yemekten nefret ediyorum ama yediğim spoilerlarla da ayakta kaldım çok fena şeyler olacak hissediyor ve biraz da biliyorum. 🐿✨
Detaylı olmayan ama spoiler içeren bir inceleme olacak bu. İçimden geldiği gibi bir akışla ilerleyecek yani ilk önce beni delirten, sinirlendiren ve kitaba bağırtan yanlarla başlıyorum çünkü içimden atmam lazım bir an önce bunu (bu her neyse artık).
-Serinin ilk kitabında karakterlerin ilişkisinden ne kadar keyif aldıysam bu kitapta ilişkileri beni neredeyse bir o kadar itti. Başınızda o kadar olay, gizem, tehlike varken cidden aşk mı tek odak noktanız dedim çoğu yerde. -Zaten ilk 400 sayfa Lina’nın Aral’a ağlamasıyla ve burnunu çekmesiyle geçti. Peçete falan da taşımıyor anladığım kadarıyla yani o kadar burnu akıyor ama hiç sümkürdüğü de yok🤷♀️ -Ana karakterimizin babası kayıplarda, üzerinde vatan hainliği şüphesi mevcut, kız kaçırılmış, uyuşturulmuş, annesi hasta, canıyla mücadele ediyor ve o sırada Lina: “Bebeğin miyim gerçekten🥺👉👈”
Göz devirdiğim ve okurken kitabı fırlatıp atmak istediğim yerler hakkında yeterince söylendiğime göre neden kitabı bırakamadığıma yani olumlu yorumlarıma gelebiliriz.
+Hikayesi. Hatıralar, anılar ve rüyalar. Geçmişten kesitler, gizem faktörleri öyle güzel işlenmiş ki merakımdan fıydırıp atamadım kitabı bir kenara. +NE BU TİLKİ MEVZUSUUU?!
*Bonus: Şahin’le seri tanışmam lazım. Arkadaş olmam lazım Şahin’le. Kuruyemiş kola yapmamız lazım çok acil.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Ağırlıklı olarak Aral ve Lina ilişkisine odaklanan bir kitaptı. Bunun yanında olayların içine henüz tam anlamıyla girememiş olsak da geçmişe ve diğer karakterlere dair bazı şeyleri öğrenmemizi sağladı. Geçmişte yaşananlar sayesinde Aral’ın şu an sergilediği hisler benim kafamda daha net bir şekilde oturdu. Bazı bölümlerde Lina’ya fazlasıyla hak verdim. Diğer karakterlerin kabullendiği ve sonuçlarını göze aldığı durumları Lina’nın kabullenmek zorunda olmamasını okuyucuya hissettirmesi, kitapta verilen örneklerle çok iyi yansıtılmıştı. Bu noktalar benim de Lina’yı desteklediğim yerler oldu. Son 100-150 sayfa kitabı gerçekten taşıdı bu bölümleri çok beğendim ama spoiler olmaması için detaya girmiyorum. Tıpkı ilk kitapta olduğu gibi, bu kitapta da başlangıç bölümleri uzun anlatımlarla doluydu ve ana karakterlerin ilişkileri açısından yoğunluk yaşanan kısımlardı. Aral hakkında söyleyecek bir şey bulamıyorum onun kişiliğini tavrını çok beğendim. Kitabı okudukça sosyal medyada hakkında gördüğüm yorumların doğruluğunu onayladım diyebilirim. Üçüncü kitaptan büyük beklentim var umarım bu beklentilerimi karşılar. Çünkü ikinci kitapta öğrendiklerimizin üstüne katılacak çok fazla şey var. Dilerim bir sonraki kitap dolu dolu bir anlatıma sahip olur. 🧡
ARAAALLLL❤️🔥❤️🔥❤️🔥❤️🔥❤️🔥❤️🔥 konuşmaya onunla başlamak istedim, gerçekten inanılmaz bağlandım.. Hem bu kadar korkutup hem de bu kadar naif olamazsıınnn, kafayı yedim gerçekten🤍 ayrıca kesinlikle favori erkek karakterlerimin arasına girdi.. 🙂↕️🙂↕️
İlk kitabı da sevmiştim mesela ama yükselememiştim, ne karakterlerle ne de konuyla çok bağ kuramamıştım ama bu kitapta bambaşka hissettim, çok safe hissettiren bir çiftti ve her sayfada sadece ikisinin sohbetini okumak istedim👉🏻👈🏻
Bu kitapta bir kaç yerde Aral’ın gözünden de okuyoruz, geçmişe biraz daha hakim oluyoruz vs. ve baya şaşırdım açıkçası.. Ama daha çok üzüldüm💔💔 Gerçekten çok üzüldüm ve Linaya ayrı Aral’a ayrı sarılmak istedim.. offf..💔💔😔😔
sayfa 506.. duygusu çok yoğundu, yine Aral’ın gözünden okuduğumuz bir bölümdü ve resmen onun hissettiklerini hissettim ve ara verme ihtiyacı hissettim, inanamıyorum gerçekten😔💔👉🏻👈🏻
Hikayede çok fazla soru işareti vardı ve bu kitapta biraz daha hakimiz ama hala çookk fazla soru işareti var ve deli gibi merak ediyorum🙂↔️🙂↔️ üçüncü kitap için.. hemen geçelim hemen geçelim SJXXKXKSKMZSMÖS
Bazı İnsanlar Böyle Yaşar II kesinlikle her duyguyu hissettiren bir kitaptı. İlk kitapta Lina'nın yalnızlığı içinde bir yol arayışını okurken ikinci kitapta Aral'ın da yardımı ile artık yalnız olmadığı yeni bir yola girişini okuyoruz ama bu yol da engeller yok değil. Hikayemizin temelini oluşturan gizem hakkında yeni şeyler öğreniyoruz ki bazı gerçekler beni şoka uğrattı. Hatta öyle bir kısım var ki kitapta şu ana kadar karanlıkta kalan mantıksız görünen her şeyi mantıklı hale getirdi. Kitabın ismi ayrı bir anlam kazandı. Aral için ayrı parantez açmak istiyorum bir de. Sen beni öldürmek mi istiyorsun be adam? Bu ne güzel sevmektir?
ilk kitabı okuyan bana; bir günde 150 sayfa biby okuyabileceksin deselerdi, muhtemelen gülerdim.
bu kitapta iç bunaltan bir döngüden çıkmış gibi hissettim kendimi çünkü lina değişmeye başladı. lina'nın iç dünyası, aral'la ilişkisi ilerledikçe daha anlaşılabilir oldu.
yuva gibi hissettirmeye çok müsait bir seri çünkü kalabalık ve iyi insanlardan oluşan bir aile çakırcalar. fakat diğer kardeşler bu kitapta çok az göründüler, ilerleyen kitaplarda daha fazla okumak isterim onları. spesifik olarak güney'i 😏😏😏😏😏
kitapta hep büyük bir olay olacak diye bekledim ve maalesef ki olmadı. lina ve aral'ı, çakırcaları, yan karakterleri ve de aralarında geçen konuşmaları okumaktan inanılmazz keyif aldığım için benim için sıkıntı değildi. okurken kendimi sürekli gülümserken ya da gözlerim dolu dolu buldum. gerçekten sizi içine çeken ve karakterlerle aile gibi hissettiren bir seri. sonu da çok merak uyandırıcı bitti.
Yazım dili, karakterler, olay örgüsü o kadar ince işlenmiş ki okurken kitabın içine girmemek gibi imkan bırakmıyor. Lina nin annesini sevemiyorum bir türlü. Yaptıklarının nedeni olsa da kızıyorum. Lina nın sadece Arala ağlaması detayı o kadar içime dokundu ki... Punto küçük olduğu için gözümü çok ağrıttı bu yüzden zaman aralıklarıyla okumak zorunda kaldım. 3. Kitap hemen çıkmalı. 10/10⭐