Hayatımın tam da en güzel zamanlarını yaşayacağım sırada, sevdiğim adamla mesleğim arasında sıkışıp kalmış çırpınıyordum. Benim için bu araf, zindandan başka bir şey değildi. İkisi de vazgeçemeyeceğim, sırtımı dönemeyeceğim şeylerdi. Ben, Gölge’nin Güneş’i.
İlk defa Pala’nın Güneş’i olmak isterken kâbusları olmuştum. Onu hastane odasında yaralı hâlde bırakıp gittiğimde, aslında kalbimi de orada bıraktığımı biliyordum.
Şimdi ise sonumun meçhul olduğu bu yerde, onca düşmanın arasında tek düşündüğüm, olur da geri dönebilirsem karşılaşacağım o kara gözlerdi...
“Aldın intikamını. Beni it gibi arkanda yaralı hâlde bırakıp gittin. Nasıl bıraktın Bahar? Hiç mi üzülmedin? Aklına gelmedi mi çekeceğim acı?”
“Beni anla istedim. Beni, bu mesleğe olan aşkımı anla istedim. Hiç yoktan ben senin gibi arkandan iş çevirmedim. Görev aldım ve göreve gittim.”
İlk kitabın sonundan merakla buraya geldim. Önceki kitabın sonunda Bahar, mesleğine olan aşkını kanıtlamak için Yağız'ı hastanede bırakıp göreve gitmişti. Yağız, Bahar'ın gittiğini anladığında bir miktar delirip Gölge'ye bile yalvarmış oldu ancak Bahar'ın nerede olduğunu öğrenemedi. Bahar'ın görevi bitip geri geldiğinde ikili yaptıkları hataları anlayıp ilişkilerine baştan başladı. Bu kitapta hikaye biraz uzadı gibi geldi bana. Bence 2 kitap olabilirdi ama bunda konular birbirine bağlandı, yan karakterlerin hikayelerini daha fazla okuduk. Sevgili baş karakterlerimizin düğünümüzü yaptık. En sonunda, Bahar son dakika öğrendiği gerçeği söyleyebilirdi ancak kendine saklamayı tercih etti. Bakalım Bahar'ı ne halde bulacağız ve Bahar kendine geldikten sonra Yağız ne tepki verecek. Kitabın devamında neler olacak, yine okumak için sabırsızlanıyorum.
This entire review has been hidden because of spoilers.