modern çağda kadının yaşadıkları son on on beş yıldır özellikle kadın öykücülerin odak noktasını oluşturuyor. duygu terim’in öykülerinin de pek çoğu omzundaki yüklerle cebelleşen kadınları konu alıyor. açıkçası ilk öykülerde kuramadığım bağı kitabın ortalarındaki öykülerle kurdum, herkesin bağı kendine tabii. ilk öyküdeki humour hoş ama anlatıcı gibi hayatı olan biri bu alaycılığa başvurabilir miydi, emin değilim. oysa “sarı duvar kağıdı”nda kendisini, evini, çocuğunu çekip çevirecek birine ihtiyaç duyan kadının yardım çığlığı, diğer velilerle olan aşırı gerçek diyalogları son derece inandırıcı. kadının kendince küçük cezaları da. insan tam da böyle bir şey çünkü. kitabın iki taşra öyküsü “küçük kayalar” ve “melike” birbirini tamamlıyor. ilkini daha çok sevdim ama her ikisi de bence yazarın aslında “böyle” de öykü yazabildiğini kanıtlıyor. “küçük kayalar”ın finali özellikle çok ustaca yazılmış. bence kitabın en iyi öyküsü :) kitapta anlatıcıların erkek olduğu öykülerle de pek anlaşamadım. özellikle “konuşacaklarımız var”daki erkeğin cümlelerini çok kitabi buldum. insan kardeşiyle böyle konuşmaz sanki. bir de genel olarak mıymıy erkek okumaya bile tahammülüm yok sanırım. duygu terim’in hatasız, temiz bir dili, iyi bir gözlemi var ama bazen öykülerde okurun kafasını karıştırdığı yerler olduğunu ve bunların da fazlalık olduğunu düşündüm. “küçük kayalar”da en baştaki fotoğraflı bölüm, macgyver’daki rüyalar, “bambaşka bir şey”in sonundaki kütüphane kolu açıklaması… bazen yazarın düşündüğü şey okurda aynı karşılığı bulmuyor. ne kadar basit o kadar iyi. duygu hanım hepimiz gibi çağımızın kadınlarından, aynı anda elli işi birden düşünüyor, hallediyor, bence öyküyü kurarken de bu fikirlerle karakteri tamamlıyor kafasında ama işte hepsini bilmemize gerek yok. özellikle anneliğe ve kendi annemizle ilişkimize gerçekçi yaklaşımını sevdiğimi söyleyebilirim. “hadi elif kendine gel” bu konudaki güzel öykülerden biri. “ölüm makamı” ve “ayrıntılar” öykülerinin de konuya uygun biçimlenmiş diliyle dikkat çekici. bütün öykülerde aynı dilin ve anlatımın kullanıldığı kitaplardan değil “aslında her şey yolunda”. ve evet, aslında hiçbir şey yolunda değil.
Kitabın dili o kadar güzel ki, her bir öyküde karakterin yerinde buluyorsunuz kendinizi. Aslında her şey gerçekten yolunda mi? Bunu sorduruyor yaza size.
Kadın öykücülerin şehirli kadınların benzer annelik/eşlik/kadınlık buhranlarını anlatıp durmasından çok sıkıldım…. Öykülerde yeni hiçbir şey yok. Ne yeni bir düşünce, ne yeni bir karakter, ne yeni bir söz oyunu, ne yeni bir olay... Evet öykülerin neredeyse hiçbirinde elle tutulur teknik bir kusur yok, dilleri de temiz ama hepsi başı sonu belli ve yaratıcılıktan çok uzak öyküler.