Dilek Yılmaz ilk öykü kitabında ahenksiz bir koro içindeki farklı seslere kulak kabartıyor. Okurun karakterler arasında gezinirken yakınında duyabileceği, yükselip alçalarak dalgalanan bir ses bu.
Kentten kasabaya kendini bulmaya çalışan kişilerin yaşadığı ağrıların, ritmi bozuk ilişkilerin, evden fabrikaya kuşatılanların, gidenlerin ve kalanların hikâyeleri. Yalın ama düşünerek, hiçbir konuşma cümlesinin atlanmadan okunması gerektiği, hikâyenin yazınsal bir metne katacağı değeri çarpıcı biçimde gösteren öyküler. Yeniden okuma isteği uyandıracak.
açıkçası gecenin bir yarısı bir öyküde berkin elvan’la karşılaşıp hüngür şakır ağlamayı beklemiyordum. beklemediğim yerden geldi. üstelik öykünün berkin’e çaktığı selam dışında kendisi de çok ağır. 90’lar 2000’ler 2010’lar 2020’ler geçti gözümün önünden. gençlerin bu devletten yediği dayaklar, polisin hıncı, öldüresiye öldüresiye dövmesi ve öldürdükleri… üstelik bu o romantize ettiğiniz 90’larda da böyleydi. “kiraz güzeli” unutulmayacak bir öykü bence. dilek yılmaz uzun yıllardır yazdığı öykülerini hele şükür bir kitap olarak taçlandırdı. tek bir kalıba sokamayacağınız öyküler bunlar. nasıl hepimizin ayrı ayrı kimlikleri varsa çocuk, anne, öğretmen, arkadaş, sevgili olmak gibi dilek yılmaz da bildiği tüm kimliklerden öyküler yazmış bize. doğuştan getirdiği kimliğinin yanında politik ve mesleki olarak kazandığı kimliklerle de misal beyaz yakayı da çok iyi anlatmış mavi yakayı da… en sevdiğim öykülerden biri olan “unuttuğum bir şey var”ın snob kahramanı başka bir öyküde film setinde horlanıp eziklenen yönetmen tarafından küfredilen biri olarak çıkıyor karşımıza mesela. kitapta en çok bu kimliklerin farklı farklı yerlerden ele alınmasını sevdim. yaşımız gereği en çok didiklediğimiz konu ana baba ölümü, yavaş yavaş yaşamaya başladığımız arkadaş hastalığı yakın yerlerden vurdu. gitmek isteyen kadınlar, gidebilen kadınlar, gidemeyen kadınlar… kadın anlatıcıların öyküsünde gırtlağını sıkmak istediğiniz ıssız adamlar olduğu kadar genç erkeklere hayata dar eden huysuz kadınlar da var. ilk ve son öykü “solo taksim” ve “taksim solo” yine başka açılardan bakmayı gerektiren öyküler. “allah iyilik versin” ve “flander’lerin köpeği” de benim için özel öyküler. ilki detaylar, mimikler jestler ve diyaloglarla çok ustaca yazılmış ve çok hakiki bir öykü. ikincisinin bir benzerini ben küçük prens yazımda yazmıştım. ağlamak için küçücük ve dünyanın en saçma şeyi yetiyor bazen :) sonuç olarak hoş geldin dilek yılmaz, yine virginia patrone’nin bir öyküden dikkatli bir biçimde seçip çıkardığı ayrıntılı nefis kapağıyla “valeria bunu anlamaz” pek çok öykü kitabından daha üst klasmanda diyebilirim.
Yine Banu hanım sayesinde denk geldiğim bir öykü kitabı “Valeria Bunu Anlayamaz”. Her ne kadar roman okumayı çok sevsem de güzel öykü okumanın tadı da ayrı. Unuttuğum Bir Şey Var, Allah İyilik Versin, Kara Murat ve Taksim Solo en çok beğendiğim öyküler oldu.
tutumlu, tutarlı ve her yönüyle kaliteli öyküler okumak isteyen okurların bu kitabı kaçırmamasını diliyorum. 🫡
farklı kadınlar, farklı yaşamlar, gidenler, kalanlar, kendini bulmaya çalışanlar, kendini kaybedenler, hastalıklar, ölümler…. daha neler neler… hayattan, hayatımızdan kesitler. tanıdık hisler, çok tanıdık ağrılar. bir de her öykünün final cümlesi çok sağlam vuruyo insanı. bi sonraki öyküye geçemiyosun öyle hemen kolay kolay. sindirmek gerekiyo önce okuduğun hikayeyi, anı, duyguyu.
çok sevdim. her şeyini çok sevdim. bir karakteri farklı iki öyküde ve hayatının farklı koşullarında görmek müthiş ayrıntılardan biriydi mesela.
“öykü” deyince aklıma gelen form tam olarak bu öykülerde olduğu gibi işte. çok sevdim. dönüp dönüp okumak istiyorum hepsini ki içlerinden birkaçını ikişer kez okudum bile. hangi öyküyü en çok sevdim bilmiyorum. okuduğum her öyküden sonra “ en çok bunu sevdim galiba” derken buldum kendimi. yine de çok sevmemin yanında dört öykü çok başka bi yerden dokundu bana.
şu öyküler:
Allah İyilik Versin Kiraz Güzeli Kara Murat Anthony ile Muhsin
övecek sözüm kalmadığından artık bitiriyorum. Valeria Bunu Anlayamaz’ın baskıdan baskıya koşmasını diliyorum, çok okunmasını, çok konuşulmasını. neden olmasın? fırsat bulsun yeter 💙
Duyar kasmak için her bam teline dokunmayı hedefleyen bir öykü kitabı. Berkin Elvan'dan, eşcinselliğe her dala atlamış yazar. Sade bir anlatım tercih edeceğim derken mahalle ağzıyla yazılmış.