Peyami Safa'ya ilk edebî şöhretini kazandıran Sözde Kızlar romanı; Anadolu'nun muhtelif bölgelerinin İtilaf Devletlerince işgal edildiği Mütareke döneminin bunalımlı günlerinde, Yunan saldırıları sırasında kaybolan babasını aramak amacıyla İstanbul'a gelen Mebrure adlı bir genç kızın İstanbul sosyetesinin savaştan bile yıkıcı, yozlaşmış hayatlarına girmesiyle başlar. Bir yanda yalnızlığın çaresizliği, diğer yanda içerisinde kalınan muhitin kendisine tesir etmeye çalışan ahlakî çöküntüsüyle verilen mücadelede; sözde kızların, bir uçurumdan diğerine yuvarlanan hayatlarına şahitlik etmekteyiz. Çarpık ilişkilerin, yalanların ve yalnızca gününü gün etme anlayışının hâkim olduğu bu çevrede, devletin ve milletin içinde bulunduğu savaş ortamına kayıtsız kalınmakta ve Türk milletinin kıymet verdiği bütün değerler çiğnenmektedir. Sözde Kızlar, Cumhuriyet'in ilk yıllarından itibaren büyük bir ilgiyle okunmuş ve sevilmiş, birkaç defa da sinemaya aktarılmıştır.
1899 yılında İstanbul’da doğar. Servet-i Fünun dönemi şairlerinden İsmail Safa'nın oğludur. Sivas'a sürgüne gönderilen babasının orada ölmesi üzerine 1901 yılında iki yaşında yetim kalmış, bu yüzden "Yetim-i Safa" adıyla anılmıştır. Babasız büyümenin acılarının yanı sıra, sekiz dokuz yaşlarında yakalandığı bir kemik hastalığı dolayısıyla çocukluk ve ilk gençlik yılları hastane koridorlarında geçmiştir. Bilahare bu günlerini eserlerine soğukkanlı bir ciddiyetle yansıtacaktır.
Hastalık ve savaşın yol açtığı maddî sıkıntılar dolayısıyla öğrenimini sürdüremez, babasının arkadaşı olan Recaizade Mahmut Ekrem Marif Nazırlığına veda edince onu Galatasaray Lisesi'nde okutma vaadini yerine getiremez. Peyami hayatını kazanmak ve annesine bakmak için Vefa İdadisi'ndeki öğrenimini yarıda bırakır. Keaton Matbaası'nda bir süre çalıştıktan sonra açılan sınavı kazanarak Posta - Telgraf Nezareti'ne girer; Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasına kadar orada çalışır. Daha sonra Boğaziçi'ndeki Rehber-i İttihat Mektebi'nde öğretmenlik yapmaya başlar. Dört yıl çalıştığı bu okulda kendi çabasıyla Fransızcasını ilerletir.
1918 yılında ağabeyi İlhami Safa'nın isteğine uyarak öğretmenlikten ayrılır ve birlikte çıkardıkları "20. Asır" adlı akşam gazetesinde "Asrın Hikâyeleri" başlığı altında yazdığı öykülerle gazetecilik yaşamına başlar. İmzasız olarak yazdığı bu hikâyelerin tutulması üzerine Server Bedi takma adını kullanır. Peyami Safa halk için yazdığı edebî değeri olmayan romanlarını "Server Bedi" imzası ile yayınlar. Sayıları 80'i bulan bu eserler arasında; Cumbadan Rumbaya romanıyla, Cingöz Recai polis hikâyeleri dizisi en ünlüleridir. Ayrıca ders kitapları da yazar.
1921'de Son Telgraf gazetesinde ve bilahare Tasvir-i Efkâr'da yazar. Nihayet Cumhuriyet gazetesine geçer, 1940 yılına kadar bu gazetede fıkra ve makalelerini yayınlar; roman tefrika eder. Kültür Haftası (21 sayı, 15 Ocak-3 Haziran 1936) ve Türk Düşüncesi (63 sayı, 1953-1960) adlarında iki de dergi çıkarır. Fıkra yazarı olarak Peyami, gazetelerin tirajlarını değiştirecek bir tesire sahiptir. Vefatında Son Havadis Gazetesi başyazarıdır. Çok sevdiği oğlu Merve'yi askerliğini yaptığı sıra kaybetmesi Peyami Safa'yı çok sarsar. Bu olaydan birkaç ay sonra 15 Haziran 1961’de İstanbul'da ölür. Edirnekapı Şehitliği'ne defnedilir. Peyami Safa kendi kendisini yetiştirmiş ender şahsiyetlerden biridir. Fransızcayı Fransızca gramer kitabı yazabilecek kadar ve tıp ilmini bir doktor kadar öğrenmiştir. 43 yıl hiç durmadan yazar. Güçlü bir fikir adamı, romancı ve polemikçidir. Nâzım Hikmet Ran, Nurullah Ataç, Zekeriya Sertel, Muhsin Ertuğrul, Aziz Nesin'le polemiğe girmiştir.
Kudretli kalemi ile kısa zamanda Bâb-ı Âli’de yıldızlaşan Peyami muharrirlik yönünün yanında usta bir nazariyatçıdır. Çağdaş Türk Edebiyatının roman tekniğini en çok geliştirmiş romancısıdır. Fıkra ve makalelerinde sağlam bir mantık dokusu ve inandırıcılık görülür. Romanlarında olaydan çok tahlile önem verir. Toplumumuzdaki ahlâk çöküntüsünü, medeniyetin yarattığı bocalamayı, nesiller ve sosyal çevreler arasındaki çatışmayı dile getirir. Zıt kavramları, duygu ve düşünce tezadını ustaca işler.
peyami safa'nın kadın erkek ilişkileriyle ilgili fikirlerini çok sıradan ve entrika dolu, dolayısıyla bir nevi eski türk filmi/dizisi kıvamında yazmış olduğu bu romanının dini ve milli ögeleri öne çıkararak ahlaklı olmayı okurlarına (özellikle kadın okurlarına) telkin ettiğini, bu amaçtan yola çıkarak iyi ve kötü örneklerin en ekstremlerini seçip, bu tezatlık yardımıyla, iyiye kötünün ne denli pis bir şey olduğunu ve kendi yolundan şaşmaması gerektiğini anlattığını, yani bir anlamda ahlaki bir ders vermeyi çabaladığını düşünüyorum. yazarın ilk eserlerinden biri olması sebebiyle, diğer eserlerinde gördüğüm oturmuş fikirlere ve ustaca bir kurgu ve ilerleyişe rastlayamadım.
Kitabın adını beğenmeme rağmen içeriğe girildiğinde "SÖzde ERKEKler" adıyla çıkması daha dikkat çekici olurdu ve içerikle daha çok uyuşurdu diye düşünüyorum. Aslında Safa hem erkekleri hem de kadınları ve o dönemi eleştirmiş bu romanla. Tabii bu adı verirken kadınlara bir önyargısı var mıdır ya da erkekleri kötülemek, ya da dikkat çekmek için mi yapmıştır bilemeyeceğim :) Ancak romanda iki cinse de çok güzel eleştiriler yapılmış dönemi hoş açık yansıtmış.Yazarlarımızı seviyorum...
Beni en çok etkileyen cümle ve hala geçerli oluşu ne acıdır+acıdır+gariptir(ya da değildir belki de) :
"Tepemizin ucunda bir neslin ahlaki çöküntüsünü görüyoruz, sesimizi çıkarmıyoruz, elimizden bir şey gelmiyor."
"Ben kimsesizliğin hudutsuz açık denizlerinde avare yüzmesini iyi bilirim"
Bir Arap şairin mezarındaki cümle : " Dün sizin gibiydim, yarın benim gibi olacaksınız"
Son olarak bu da benden olsun : El ele verip sergilediğimiz bu oyunda hepimiz tutsak olduk. Olanlara sesimizi mi çıkarmıyoruz. Evet... Niye mi... Çünkü buna katkı sağlayan da bizlerdik, bunu büyütüp besleyen de biz... O yüzden ne haddimize ağzımızdan çıkacak sözlerle yeni nesli aşağılamak, kötülemek, yerden yere vurmak, savurmak... Biz de bu neslin kırıntılarından topladık çünkü... O kırıntıları yedik yuttuk... Artık kusamıyoruz da!
Türk ve Müslüman bir genç kızın en değerli hazinesi olan namusunu koruması için rehber niteliğinde bir kitap.
*
Daha önce Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'nu dinlemiş ve çok beğenmiştim. Hatta 'benim klasiklerim' arasına katmışım. Bu sefer kitabı çok edebi bulmadım. Okul piyesi gibi bir şeydi. Konusu zaten sevimsiz.
Peyami Safa’nın okuduğum tüm roman ve öykülerinde sıklıkla kadınlara yüklenmesi rahatsız edici. Bütün kurguyu kadınların iffeti, namusu vs üzerine kuruyor. Yazık ki bu ve benzeri kitaplardan uyarlanan filmler bu toplumda kadınlar için ‘aman okuyup da aşığına mektup mu yazsın, tangocuların arasına karışıp ahlaksız yollara mı düşsün’ zihniyetini doğurmuş görünüyor. Bu bakımdan bir özeleştiri yapmış olmasını dilerdim.
Mehmet Rauf’un Halas romanında iki Türk erkeği arasındaki bir diyalogda bu toplumun karşı cinslerin konuşup tanışmasını sağlayacak bir ortamın eksikliği sebebiyle gençlerin Avrupalılara özenmesinden bahsettiği bir diyalog vardır. İşte toplum olarak kadınlara bırakın kendi hayatlarına yön vermeyi nasıl gülüp nasıl oturacağına kadar karışıp sonra da bu halden bunalan kadını eleştirmeden önce aynı M. Rauf’un bahsettiği gibi “ahlaktan yoksun olmayan bir sosyalleşme” üzerine kendimizi geliştirmemiz gerektiği kanaatindeyim.
Erkeğin, kadının namusuna halel getirecek ama aynı zamanda da o namusu koruyacak en büyük varlık olarak sunulduğu, iyilerin hep pamuk gibi ve yüzeysel iyiliklerle dolu, kötülerinse olabildiğince şeytanileştirilerek uçlara çekildiği, her sayfa ilerleyişimde farklı bir şey gelecek diye diye bitirdiğim benim için maalesef hayal kırıklığı yaratan kitap.
Peyami Safa, her ne kadar çok kitabını okumamış olsam da okumaktan keyif aldığım Türk yazarlar arasında. Safa'da sevmediğim tek şey belli başlı hususlardaki fikirleri. Genelde belli kalıplarda insanlar belli davranışları gerçekleştiriyor, o karakterlerin neler yapabileceğini okurken az çok kestirebiliyorsunuz. Bu kalıpları değişmiyor. Yine de bu kişileri ve bu kişilerin başlarından geçenleri anlatma hususunda benim için oldukça başarılı, o sebeple de okumaktan bir hayli zevk alıyorum. Sözde Kızlar da Safa'yı okuyanların alışık olduğu türden karakterlere yer veren bir kitap. Ben keyifle okudum.
Peyami bey ile aramda özel bir bağlantı var, ne yazsa çok severim. Bir Mahşer romanı kadar sevmesem de Sözde Kızlar'ı; Peyami bey olunca insan beğenmeden edemiyor.
Tüm kitap boyunca Doğu-Batı'yı okuyorsunuz. Birinden birinin daha iyi olduğunu savunmaz yazar, ama temsil açısından maddeye bağımlı bir Batı, maneviyattan öteye gidemeyen bir Doğu çizer hep. Mebrure karakteri tamamen Doğu'yu temsil etse de Batı'nın ta kendisi olan bir evde vakit geçirdikçe o da alışıyor durumlara, yabancı gelmiyor. Fakat nihayetinde en başa, "en doğulu" olan çocuğa dönüşünün, Amasya'ya dönüşünün de bir anlamı var bence.
Bir yandan da diğer okuduğum kitaplarına göre çok daha basit bir kurgusu vardı, çoğu karakterin nerede ne yapacağını tahmin edebiliyordunuz, anlatmak istediği mesajı çok açık anlatmayı tercih etmiş diyebiliriz sanırım.
Hem erkek hem de kadınlar üzerinden çok güzel eleştiriler sunduğunu düşünüyorum.
Canım Peyami bey.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Kurtuluş savaşı zamanları. Memleket, bağrına saplanmış hançer gibi düşmanla mücadeleye tutuşmuş, Anadolu'yu kanıyla sularken, İstanbul'da, tüm bunlardan uzak, sefahate düşmüş, Avrupa özentisi tipler peydah olmuştu. Bugün de bazı olaylarda hemen tanırsınız bunları. Halen vardırlar. Bitti sanılmasın.
İşte bu kötü insanların o yozlaşmış hayatına dair bir kitap bu. Anadolu'dan İstanbul'a zar zor gelen Mebrure ise bu kötülük deryasının ortasında buluveriyor kendini. Etrafını saran bu karanlık çemberden kurtulması için, kitabı okurken siz de neredeyse dua edecek gibi oluyorsunuz.
Peki hala iyi insanlar yok mu? Ya Mebrure babasını bulabilecek mi?
Türk filmi tadındaydı kitabı biraz cinsiyetçi buldum 'sözde erkekler' daha yaraşırdı konusuna bakılırsa. Onun dışında Peyami Safa'nin akici diline sahip bir eser ve beklendigi gibi belirli dersler vermeye odakliydi merak ederek okudum
Dil öyle muhteşem kullanılmış ki, saatler içinde bitirmemek elde değil. Sorsalar, ölmeden önce hangi yazarı tekrar okumak istersin diye Peyami Safa diyebilirim.
Bir kitabı bitirdiğimde benden önce okuyanlar ne düşünmüş diye şöyle bir bakarım. Sözde Kızlar için yazılan incelemeleri gördüğümde eserin anlatım üslubu, dilin kullanılışı, tasvirler ve dönem olaylarıyla ilişkisinden ziyade; cinsiyetçilik bağlamında değerlendirildiğini gördüm. Herkesin görüşüne saygı duymakla birlikte eserleri değerlendirirken yazıldığı dönemin koşulları göz önüne alınmadan yapılan incelemelerin okuru hataya götüreceğini düşünüyorum. Bu yüzden kendi açımdan eserin farklı yönlerine dikkat çekmek istiyorum.
Sözde Kızlar, Peyami Safa'nın geçim sıkıntısı çektiği dönemlerde yayımladığı ilk romanı! Mütareke döneminde toplumu oluşturan bireylerin yaşam şekilleri arasındaki farkı ve o dönemin düşünce yapısını anlatabilmesi bağlamında çok değerli bir eser. Bugün durduğumuz noktadan bakıldığında eleştirilecek çok şey varmış gibi görünse de müellif o günün gerçeğini nefis bir anlatımla bize aktarmış.
Beni en çok mutlu eden şey severek dinlediğim ferah feza makamıyla karşılaşmak oldu. Dönem İstanbul'unu nefis anlatışıyla, akıcı diliyle çabucak okunan bir eser. Yıllar yıllar önce lise döneminde okumuştum, bu defa sevgili Ayla Algan'ın seslendirmesiyle dinledim.
İlk eserlerinden biri olduğu için sanırım, biraz basit buldum. Tabi ki, batılılaşma yolu üzerindeki o insanları tasvir önce okuduğum eserlerindeki kadar başarı. Insanı düşündürüyor, gerçekten böyle bir yapi, bozulma... Ortalama bir eser bence. Bu arada kitapta sevdiğim tek bir karakter yoktu ya. Mebrure de buna dahil. 🤐
Yunan işgali sırasında Manisa'da esnaflık yapan babasının kaybeden iyi terbiye edilmiş "namuslu" ve "iffetli" Mebrure, bilmemnesinin süt bir şeyi Nazmiye Hanım'ın köşkünde karikatürlerde çizilen yeni bir dünyayla tanışır. Misafir olduğu bu "iğrenç", "ahlaksız" ve "cibliyetsiz" dünyadan Nadir Bey sayesinde kurtulacaktır. Oldukça muhafazakar bir düşünce sistemiyle yazılan bu kitap gerçekten böyle düşünen insanları anlamak için okunabilir bence.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Klasik bir Türk filmi tadında bulduğumu belirtmeliyim. İyiler ahlaklı namuslu ve dini bütün iken kötüler de katil olacak kadar derinlemesine kötü ve ahlaksızdı. Fakat yazarın kendi dönemini ve bir dönemin yozlaşmış ilişkilerini o dönemin düşünce yapısını çok iyi yansıttığını düşünüyorum. Bu anlamda da okurken bana zevk veren bir kitap oldu.
Peyami Safa'nın Yalnızız veya Matmazel Noraliya'nın Koltuğu gibi başyapıtlarına göre biraz hafif kalan bir roman. Safa'nın alışılageldik karakter tahlilleri ve psikolojik tespitleri bu romanda yok; kurgu zayıf. Gereğinden fazla didaktik...
"Bunlar, dümeni kopmuş, freni kırılmış bir otomobil içinde, yüksek, dik bir bayırdan aşağıya alabildiğine giden, fakat vartayı ya hissetmeyen, yahut seve seve kabul eden insanlara benziyorlardı.”-Peyami Safa (sf 72)
Peyami Safa, psikolojik tahlillerini çok başarılı bulduğum bir yazar. Gözlem gücü çok kuvvetli öyle ki 100 sene öncesinin insanlarını anlatırken o, siz ne yazık ki toplumumuzda değişen hiçbir şey yok diye düşünüp üzülebiliyorsunuz.
Kadın karakterlerin duygularını, kadın bir yazarmış gibi çok güzel yansıtabilmiş.
Lakin yazarın şahsi muhafazakarlık fikirlerine katılamayacağım için, kitap oldukça akıcı olmasına ve 3 günde bitirmeme rağmen kendisine 4 yıldız vereceğim.
Batıyı örnek alan, makyaj yapmayı seven her kadın bu romanda anlatıldığı gibi asla bir "sözde kız/kadın" değildir. Romanda kullanılan "Sözde Kız" tabiri oldukça ağır bir tabir esasen. Bunu okuyunca anlayacaksınız.
Yüzünü batıya dönen her insan yazarın anlattığı gibi aşağılık kompleksli ya da sonradan görme değildir ya da her çarşaf giyenin, sarık takanın; makyaj yapan, açık giyinen kadın üzerinde bir yüceliği, hükmü yoktur.
Zaten kitapta da yazar bu konuda bana biraz hak veriyor gibi çünkü "sarıklı" Cerrahpaşa'lı Hoca Mustafa Efendi’nin kendi iki çocuğu da bu "sonradan görme" çengi alemlerinin bir zamanlar baş konuğu idi. Öte yandan Mustafa Efendi’nin de “hovardalıklarından” kısaca bahseden yazar, ortamdaki mevcut ikiyüzlülüğe öz eleştiri yapmış oluyor.
Buradan çıkan sonuç; insanları giyim kuşamıyla değil, zihinlerindeki fikirlerle ve eylemlerinde ikiyüzlülük olup olmadığına bakarak tartmak.
Peyami safa beni epey şaşırttı bu kitabıyla. Daha öncesinde kendisini tanıyamamışım belki de. Biraz sığ ve cahilce bir muhafazakarlık var tutumunda. O zamanları yok sayarak konuşmayacağım yoksa cinsiyetçilikten da bahsederdim ama abartılı bir kötülük algısı var. O modernleşmenin coşkun olduğu zamanların yarattığı kötülükler ve kötücül insanlar yüzünden sanki eğlenmek mutlu ya da özgür olmak aşağılık olmakla bir tutulmuş ve özellikle kadınlar üzerinden. Aslında kitabın içeriğinde sorunlu olan hep erkekler. Kadınlara acınıyor üstelik ama isim tabi ki sözde kızlar olmuş:) bir de o güzel üslubundan dolayı biraz farklı bir tadı olan son beklerdim yeşilçam filmi gibi ilerledi Yeşilçam filmi gibi bitti
Bu kitap bize beşer olduğumuzu, nefsimize her an kapılabileceğimizi çok iyi bir şekilde anlatıyor. Mebrure gibi iyi kalpli, ahlakı pek yerinde bir kız bile az kalsın nefsine kapılıyordu. Kitap boyunca Mebrure’nin o güzel kalbine ve çektiklerine üzüldüm.
Hatice’nin başına gelenler herhangi bir kızın başına gelebilir, gelmiştir de. Maalesef ki, Behiç nevinde olan çok erkek var. Zamane erkekleri, sık sık, gayrimeşru ilişkileri sonucunda gebe kalan hanımları kürtaja zorluyor. Behiç ilk bunda başarısız olunca kendi evladını kendi elleri ile gömüyor.
Bu romandan eminim hepimiz için çıkarılabilecek türlü türlü dersler vardır. Romanın vesilesiyle karakterimizi tahlil etmek zorundayız.
Peyami Safa nur içinde yatsın. Böyle bir romanı kaleme alabilmek için hakikaten pek iyi kalpli olmak gerek…
This entire review has been hidden because of spoilers.
Fatih-Harbiye'den evvel Şişli-Cerrahpaşa hikayesi. Peyami Safa'ya göre "Sözde Kızlar"ın tanımı; "...yazın Ada'da, Moda'da kışın Beyoğlu'nda, Şişli'de...gayeleri iki şeydir: 'Âşık ve koca bulmak...Âşıklarını tahayyül ettikleri gençler arasından seçerler, onlara fedakarlık etmeye de katlanırlar... Koca için düşündükleri aksidir...mahrum ihtiyar zenginleri ararlar." Bana, erkek bir yazarın kadınlar hakkında bu kadar ileri-geri konuşması ve olayları hep onların yaptıkları hatalar ile görmesi garip geldi. Safa'nın hayata bakış açısını bildiğimden aslında tavrına da zıt bir roman değil. Kaliteli mi evet. İlk kitabına göre insan tahlillerini ve duygu akışlarını iyi tasvir etmiş.
Exlaqsizligin bu derecesi meni kitabdan iyrendirse de belke de realligin tecessumu idi.Dusunende ki bele qurd mexluqlar dunyada var yasadigim heyata baxib fexr edirem.Heyatimi kitablarimi ve insanlarin arasinda daha cox yasamadigima gore sevinirem.Cunki eger toplumun arasinda daha cox vaxt kecirtseydim 1 muddet sonra intihar ederdim.Men nele iyrenclikleri qebul eden biri deyilem ve toplumun yoxuw asagi meni surumesine esla izn vermerem.
Peyami Safa'yı her okuduğumda hayranlığım biraz daha artıyor. Aslında kurguya bakıldığında ortalama bir roman. Fakat satır aralarında kimi zaman öyle çarpıcı ruhsal çözümlemeleri, betimlemeleri var ki hayran olmamak elde değil. Sözde Kızlar'ı okuduktan hemen sonra Yeşilçam uyarlamasını da izledim. Siz iyisi mi, kitapla yetinin çünkü felaketti :)
Peyami Safa’nın ilk ve en kötü romanı. Yeşilçam filmi gibi diyeceğim ama zaten film olarak da çekilmiş. Kitaptaki ahlakçılığı falan bir yana bırakıyorum zira Peyami Safa’nın muhafazakarlığı malumumuz ancak bu denli mizojenist olduğunu daha önce farketmemiştim. Safa’nın ahlaksızlık olarak gördüğü hayat tarzı, romandaki tüm karakterlerinin paçalarından aktığı halde yazarın nefreti ve dehşeti sadece kadınların “ahlaksız” olanlarına yönelik.
Peyami Safa’nın diğer eserlerine göre yavan kaçmış ve sığ duran bu eseri; ilk eserlerinden birisi olduğunu açıkça belli oluyor. Peyami Safa’yı Peyami Safa yapan en önemli özelliği olan karakter tahlilleri bu eserde fazlasıyla basit kaçıyor. Bu arada hikaye cidden güzel. Tabi daha önce işlenmiş türde bir hikaye ama bu seferki oldukça farklı bir bakış açısına ve eleştiriye sahip.
Kitabı okuduğum süreç boyunca biraz rahatsız oldum açıkçası, evet batı doğu çatışması güzel bir şekilde işlenmiş fakat kitap boyunca sürekli bunun kadınlar üzerinden gösterilmesi ve kendine biraz özen gösteren kadınların hemen doğallığını kaybetmesini absürt bulmuştum ama hatice’nin hikayesini dinleyince kitap hakkında fikirlerim biraz değişti. Umarım çocuğuna kavuşabilmiştir 🥹💕
"...Sözde kızlardan bahsediyorsunuz, sözde kızlardan... Bunlara verilecek en iyi isim bu: Sözde kızlar! Serbest kaldıkları zaman gördüğünüz şeyleri çekinmeden yapan bu mahlûklar, koca aramaya başlayınca sıkılgan, utangaç, tecrübesiz, saf görünmesini de pek iyi bilirler..."
Akıcı ve kolay okunan bir kitap. Peyami Safa'nın en sevdiğim romanı olduğunu söyleyemem. Kitabın ismi rahatsız etti. Kitaptaki kötülüklerin sebebi olan bir erkekken, bu şekilde isimlendirilmesini manasız buldum. Fakat eskiden beri yaşanan ahlaki yozlaşma konusunda yazara katılıyorum.
Diğer kitaplarına göre daha basit bir anlatımla yazmış. İlk kitaplarından biri olduğu içindir muhakkak. Basit kurgu, klişe olaylar ve klişe ahlak dersleriyle bezenmiş. Bütün bunların yanında okuması keyifli bir kitap. Okunmaya değer çünkü 2 günde bitirebilirsiniz 👌🏻