“Onun sihirli kelimesi hız, cesaret ise en önemli özelliği. Düşmanı şoke eder, gafil avlar, gerisine sarkar, çembere alır, dehasını ve sahip olduğu her şeyi kullanır; geceye, sise, nehre ve engellere aldırmaz. Böylece tankları, bir cerrahın neşteri gibi Avrupa haritasında uzun ve kanlı izler bırakır.” Alman ordusunun basın masasında çalışan bir subay, 7’nci Panzer Tümeni’yle Fransa’da kazandığı başarıların ardından Erwin Rommel’i bu sözlerle tanımlıyordu. Geleceğin Çöl Tilkisi maharetlerini ustalıkla sergiliyor ve piyade kökenli olmasına rağmen tank harekâtına ne derece hâkim olduğunu gözler önüne seriyordu. Peki Fransız ovalarını alt üst eden ve çöl kumlarına hükmedecek olan Erwin Rommel kimdi? Birinci Dünya Savaşı’nda Fransız, Rumen ve İtalyan dağlarında çarpışan bir avcı subayı, iki savaş arası dönemde tabur komutanı ve piyade eğitmeni, İkinci Dünya Savaşı’nda ise sırasıyla Führer Karârgah Taburu, 7’nci Panzer Tümeni, Alman Afrika Kolordusu, Afrika Panzer Ordusu, Afrika Ordu Grubu komutanı ve son olarak Batı Savunmaları Genel Müfettişi. Yarım asırlık yaşamına bunca mevki ve başarıyı nasıl sığdırmıştı? Alman İmparatorluğu’nun en yüksek nişanı Pour le Mérite’i nasıl aldı? Rommel ailesinin yolu Osmanlı İmparatorluğu’yla nasıl kesişti? Hitler’i gerçekten destekledi mi? Adanmış bir Nazi miydi? Afrika’yı nasıl alt üst etmişti? Savaşın kaybedildiğini ne zaman anladı? 20 Temmuz suikastının arkasında gerçekten Rommel de var mıydı? Selçuk Uygur, arşiv belgeleri ve güncel monografilerden yararlanarak kaleme aldığı bu çalışmasında, 20. yüzyılın büyük komutanlarından biri olan Rommel’i dünya savaşlarındaki askeri kariyeriyle olduğu kadar, ailesi ve çevresiyle olan ilişkileri, siyasi düşünceleri ve insani yönüyle de ele alıyor. Namı diğer Çöl Tilkisi’nin hikâyesini bir roman akıcılığıyla anlatan bu çalışma, Türkçedeki en güncel ve detaylı Rommel biyografisi olma özelliğini taşıyor.
1989 yılında İstanbul’da doğdu. 2010 yılında Yeditepe Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Bir süre boyunca çeşitli yayınevlerinde editörlük yapmasının ardından 20. yüzyıl siyasi ve askerî tarihi alanında çeviri ve çalışmalara yoğunlaştı. Türkçeye kazandırdığı diğer eserler: Savaş Günlükleri, Galeazzo Ciano (Kronik, 2017); Kuşçubaşı Eşref, Benjamin C. Fortna (Timaş, 2017); Vatan ve Führer İçin, Erwin Bartmann (Kronik, 2018); Kardeşler Takımı, Stephen E. Ambrose (Kronik, 2018); Hitler'in Generalleri Konuşuyor, Liddell Hart (Kronik, 2019).
Kapsamlı ve oldukça anlaşılır bir yaşam öyküsü. Rommel'in hem I. Dünya Savaşı'ndaki muharebe sahalarında edindiği tecrübeler, karşı karşıya kaldığı sorunlarla baş etme yöntemleri ve bunların onun askeri kariyerindeki yükselişine, sonraki komutanlık dönemindeki stratejik ve taktik anlayışına olan etkisi tafsilatlı bir şekilde aktarılıyor. Kitap, birkaç imla hatası dışında anlaşılır bir dille ve betimleyici bir şekilde yazılmış. Ayrıca Rommel'in cephelerde övgüye değer birçok başarıya imza atmış olması, onu haklı olarak cesur bir askeri deha figürü olarak ortaya çıkarırken, ikmal sorunlarına ilişkin yanlış kararları da eleştirel bir şekilde aktarılmış.
Rommel, stratejik ve taktiksel başarılarının yanı sıra esirlere yönelik centilmence muamelesi ve savaş suçlarına karışmamasıyla da örnek teşkil eden bir generaldi. Nitekim Afrika Cephesi'nde, İngilizlerin Alman esirlere yiyecek ve su verilmemesi yönündeki emir raporuna ulaşınca sinirlenmiş, karşılık olarak İngilizlere haber yollanmasını emrederek bu tutumlarını sürdürdükleri takdirde aynı muameleyi İngiliz esirlere yapacağı konusunda ikaz etmiştir. Ayrıca İngilizlerin Alman sahra hastanelerini bombalaması karşısında yine öfkeye kapılmış, İngiliz esirleri bu hastanede tutarak karşı tarafa bu durumu iletmiş ve hastanelerin bombalanmasını engellemiştir. Hitler'in, Alman lejyonlarının sorgusuz sualsiz infaz edilmesine yönelik emrine de riayet etmeyerek bu emri yok saymıştır.
Afrika Cephesi'nde Tobruk'u başarıyla zapt eden Çöl Tilkisi, İskenderiye'ye kadar başarıyla taarruz edebileceğini, yalnızca Roma ve Berlin'den ihtiyaç duyduğu teçhizat, araç ve silahların ikmal edilmesini talep ediyordu. Aksi takdirde, kaybedilen her süre müttefiklerin lehine işliyordu. Rommel, ikmal sorunlarına ilaveten İtalyanların beceriksizliği, donanımsızlığı ve üst komutanlarının tembelliğinin de Afrika Cephesi'ndeki başarısızlığının temel nedenlerinden biri olduğunu düşünüyordu.
1944'te müttefiklerin Batı Cephesi'ni açmasıyla Rommel ve diğer Alman generalleri, Führer'in her işe karışması ve ihtiyat kuvvetlerini serbestçe kullanmalarına mani olmasıyla çileden çıkmıştı. Nitekim Rommel, Hitler'in yine inatçı bir şekilde hiçbir şekilde geri çekilmeye izin vermemesi ve başarısızlıkları teçhizat eksikliklerine ve müttefiklerin yeni teçhizat ve asker gücünü sürekli ikmal etmesine değil de generallerinin beceriksizliğine bağlaması nedeniyle Führer'e olan inancını ve bağlılığını yitirmişti. Bunu çevresindeki subaylara söylemekten de çekinmiyordu ve artık Führer'in gitmesi gerektiğini düşünüyordu. Barbarossa Harekâtı'ndan sonra, Hitler'in neşeli ve büyüleyici kimliğinden eser kalmadığını, kendisini kaybetmiş ve gergin bir hâle geldiğini düşünüyordu (aynı şeyi Hermann Göring de ifade etmiştir. Bkz. Hermann Göring: A Life from Beginning to End s. 47).
Sonrasında, 20 Temmuz 1944'te Hitler'e suikast girişiminin ardından Rommel'in adı da komploya karışmıştı. Rommel'in çevresindeki dostları, savaşın artık kazanılamayacağını sözünü sakınmadan etrafına açıkça ifade etmemesi gerektiği konusunda onu uyarsa da Rommel bu uyarılara kulak asmıyordu. Goebbels, Hitler'e Rommel hakkında şunları söyleyecekti: "Rommel'in suikast hazırlıklarına karışmamış olmasına rağmen, bunları bildiğine Führer de ikna olmuş durumda. (...) Ama Rommel'in sağlam bir adam olmadığını uzun zamandır biliyordum. Politik olarak gerçek dışı fikirleri vardı. İşler yolunda giderken onunla çalışmak harikadır ama ciddi bir kriz baş gösterdiğinde Rommel'in iç direnci kalmaz." Bunun ardından Hitler'le yaptığı görüşmeden sonra Goebbels, Rommel'in tabutuna son çiviyi çakmak üzere işe koyuldu.
Rommel, Batı Cephesi'ndeki başarısızlıkları oğluyla yaptığı bir konuşmada şu sözlerle ifade eder: "Normandiya'daki görevlerim Hitler tarafından o kadar kısıtlanmıştı ki herhangi bir başçavuş bunları yerine getirebilirdi." "Her şeye karıştı ve yaptığımız her teklifi geri çevirdi. (...) 'Son kurşuna kadar direniş' emirlerimiz yukarıdan 'son damla kana kadar direniş' olarak değiştirildi. (...) Artık yapabileceğimiz hiçbir şey yok. Attığımız her kurşunla kendimize zarar veriyoruz, zira 100 misliyle geri dönecek. Ne kadar erken biterse hepimiz için o kadar iyi olur."
Rommel'in bu serzenişleri, daha önce Polonya Seferi sırasında azarladığı Martin Bormann'a ulaşmıştı ve Bormann da bu durumu intikam fırsatı olarak görüp bir rapor hâlinde Hitler'e sunmuştu. 14 Ekim 1944'te, iki general Burgdorf ve Maisel, Rommel'in evine geldiler ve ona ya Halk Mahkemesi'nde yargılanmayı (bu onun vatana ihanet suçundan idam edilmesi ve ailesinin de toplama kamplarına götürülerek ölmesi anlamına geliyordu) ya da siyanürle intihar etme seçeneğini sundular. Rommel, yargılanmayı seçerse yolda "kaza" süsü verilerek öldürüleceğini biliyordu. Nitekim öncesinde, General Kluge da yargılanmak üzere Berlin'e çağrılan General Karl Heinrich von Stülpnagel de aynı akıbetle karşılaşacağını bilip intihar etmişti, fakat mermi beynine değil, gözüne isabet etmişti ve işkenceyle itiraf etmesi için zorlanmıştı. Bekleneceği üzere Rommel, ailesini de korumayı bir sorumluluk bilerek intihar etme yolunu seçti. Onun son hüzünlü anlarını da alıntılamak isterim.
Rommel, generallerle görüşmesinden sonra onu bekleyen eşi Lucie'nin yanına bembeyaz bir suratla gitti ve Lucie ona, "Neyin var? Ne oldu? Hasta mısın?" diye sordu. Rommel, akabinde, "Veda etmeye geldim. Çeyrek saat sonra ölmüş olacağım" dedi. "Hitler'i öldürme teşebbüsünde yer aldığımdan şüpheleniyorlar. (...) bunun doğru olamayacağını söyledim. Führer bana zehir alma ya da Halk Mahkemesi'nin önüne çıkarılma seçeneği sundu. Zehri getirmişler. Etkisini göstermesi sadece üç saniye sürecekmiş." Lucie yalvarsa da Rommel ona, Berlin'e canlı ulaşmasına asla izin verilmeyeceğini belirtti. Sonrasında Lucie, eşine sarılıp gözyaşlarına boğuldu. Daha sonra oğlu Manfred'e de aynı şeyleri söyledi ve şu eklemeyi yaptı: "Afrika'daki hizmetlerim göz önünde bulundurularak, zehirle ölme şansına sahip olacağım. (...) Kabul edersem, ailem olağan yaptırımların tümünden muaf tutulacak. Personelime de dokunmayacaklar."
Son sözleri şöyleydi: "Kendimi masum hissediyorum. Suikastla bir ilgim yok. Hayatım boyunca ülkeme hizmet ettim ve elimden gelenin en iyisini yaptım. Svabya halkıma ve özellikle sevgili yaşlı dağcılarıma selamlarımı iletin."
Evden ayrılırken Rommel, sanki geri dönecekmiş gibi yedek anahtarını cebine koydu. Dışarı çıktığında, onu bekleyen generaller Hitler selamı verdiler ve birkaç dakikalık yolculuğun ardından Rommel siyanür kapsülünü alarak hayata veda etti.
Halihazırda ülkeyle alakalı en büyük eleştirim, her konuda vasatlığın hakim oluşu, kalite eksikliği halidir. Selçuk Uygur bu hal içerisinde kendine münhasır bir gedik açmıştır. Şahsen tanımasam da sosyal medya üzerinden edindiğim fikir, kendisinin yaptığı işlerde niteliği ön planda tuttuğuna dairdir. Bu kitapta da bunu görmektesiniz. Açıkçası ben bu kitabı okurken Liddle Hart'ın eserlerini, Guderain'ın Actung Panzer'ini gördüm diyebilirim. Benim gibi amatör okuyucuyu sıkmadan, detayları da vererek konuya bağlı kılabildiği, güçlü bir metin yaratmış yazar. İlgililere tavsiye ederim.
Türkiye’de son dönemde 2. Dünya Savaşı’na yönelik yükselmekte olan ilginin son meyvesi Rommel – Bir Yaşam Öyküsü sonunda raflardaki yerini aldı. Çöküş, Hitlerin Generalleri Konuşuyor, Savaş Günlükleri, Kardeşler Takımı, Vatan ve Führer için, I. ve II. Dünya Savaşı Tarihi gibi Dünya genelinde ilgiyle karşılanmış olan eserleri çevirerek Türkiye’deki 2. Dünya Savaşı külliyatına göz ardı edilemez bir katkı sağlayan Selçuk Uygur’un ise Operasyon Mussolini’den sonra yazar olarak kaleme aldığı 2. eseri Rommel – Bir Yaşam Öyküsü karşımızda durmakta.
İçinde yer almadığımız popüler bir savaşın muhtemelen en çok tanınan komutanı hakkında bir eseri kaleme almak gerçekten cesaret isteyen bir iş olsa da yazan kişi Selçuk Uygur olunca bu durum artık işin doğası haline geliyor. Peki böyle bir eserin kaleme alınması gerekli miydi? Erwin Rommel hakkında bilinenlerin çoğunun kulaktan dolma bilgilere, şehir efsanelerine, spekülasyonlara ve hamasete dayandırıldığı günümüz zamanında elbette gerekliydi. Hele ki Rommel balon bir askerdi vs. Afrika Cephesinin efsane komutanı Çöl Tilkisiydi tartışmaları avam bir düzeyde sürüp giderken böyle bir eserin okuyucuyla buluşması kaçınılmazdı.
İşte bu noktada bir askerin harp meydanındakini yaşantısının yanı sıra çocukluk dönemini, o dönemki sosyo-politik iklim yansımalarının da kitapta yer alması daha eserin başındayken ufkunuzu bir kat genişletiyor. Mühendis olmak isteyen 13 – 14 yaşlarındaki sıradan orta sınıf bir Alman aileye mensup bir çocuk nasıl halen günümüzün en çok konuşulan ve anılan Mareşallerinden birine gelmişti? İşte bu eser sizi bu yolculuğa çıkarıyor. Yaşantısı sevinçleri, üzüntüleri, hayal kırıklıklarıyla beraber iradesi sarsılmaz bir Mareşalin aynı zamanda insani yönlerini de görüyorsunuz.
Kitabın I ve II. Dünya Savaşı dönemlerine geldiğimizde ise şunu çok net ifade edebilirim ki, bu kitap Erwin Rommel’in I. Dünya Savaşı sırasında yaşadıklarını kaleme aldığı ve II. Dünya Savaşı öncesindeki kariyerinde bir dönüm noktası haline gelen Piyade Taarruzu ile John Pimlott’un yazdığı Rommel kendi Sözleriyle eserinin üzerine çıkmıştır. Her iki kitabında Türkçe tercümelerini okumuş biri olarak diyebilirim ki Selçuk Uygur’un kaleme aldığı Rommel; Piyade Taarruzu’ndaki gereksiz teferruatlardan arındırıldığı kadar Rommel Kendi Sözleriyle isimli kitaptan çok daha derinlikli ve kapsamlı bir eserdir.
Hele ki özellikle Kuzey Afrika Cephesi’ndeki muharebelere baktığınızda işin içine uçsuz bucaksız çöl zemininin girdiğini, düşman birliklerinin birbirine karıştığı, hangi birliğin nerede olduğunun anlaşılmasının tam bir keşmekeş olduğu muharebe ortamında olayları bir cerrah titizliğiyle yarıp sonrasında bağlayarak tekrardan bir bütünün parçası olarak okuyucunun anlayabileceği bir şekilde aktarabilmek gerçekten büyük maharet gerektirmektedir. Belki espri gibi gelecek ama okuyucu olarak ister istemez bir yandan da yazarın neler çektiğini düşünmeden edemiyorsunuz. Salt bir metinden bu detayları çıkarmak zaten imkansız lakin bu durum da düşünülmüş: Haritalar Gerek 1940 Fransa harekatı gerekse Kuzey Afrika Cephesi’ndeki muharebeler, manevralar olsun kullanılan 20 adet haritayla tüm detaylar olabildiğince anlaşılır hale getirilmiş.
Haritalar demişken Fotoğraflara değinmemek de olmaz. Çocukluğundan, cenaze törenine kadar olan tüm yaşam süreci belki de hayatınızda ilk defa göreceğiniz fotoğraflarla desteklenmiş. Bu sayede salt metin sıkıcılığının önüne geçilmiş, ne zaman dikkatiniz dağılacak gibi olsa bir fotoğraf sizi tekrardan kitabın içine çekmekte. Bölümler arasındaki geçiş fotoğrafları da anlatılacak olan konuyla alakalı olarak çok isabetli seçilmiş. Hele ki o kapak fotoğrafı… O kapak fotoğrafı aslında bu kitabın özeti: Belirsizlik, kaygı, hayal kırıklığı ama bir yandan da dirayet, umut, tecrübe hepsi bir arada. Tüm kitap içerisindeki en güçlü fotoğraflardan biri. Kapak fotoğrafının da aynı şekilde çok çok isabetli bir tercih olduğunu söylemeliyim. ve tabii ki final…
Kitabın son 15 sayfasındaki tempoyu ve yazılanları anlatamam, bir film sahnesi gibi sanki sizde oradasınız ve konuşulanları dinliyorsunuz. Uzun zamandır bir kitabı okurken bu kadar duygulandığımı hatırlamıyorum. Bu noktada gene övgüyü edebi dilini ve edebiyatçı yönünü sonuna kadar kullanan Selçuk Uygur hak ediyor.
Eserin kıymetini global ölçekte zaman belirleyecektir lakin kafamdaki Rommel imajını sağlamlaştırıp bir tık öteye taşıması ve hayatına dair hiçbir yerde bulamayacağınız detayları öğrenmeniz bence şimdilik yeterlidir.
En önemlisi de 2. Dünya Savaşı'na eser verebilecek düzeye gelmemiz ve kendisinden sonra gelecek eserlere bu yolu açmasıdır.
Daha ne diyebilirim ki, tebrikler Selçuk Uygur! Tebrikler!
Rommel’in hayat hikayesini temel olarak (her olayda derinlemesine tüm detaylara değinilmeden) öğrenmek isteyenler için yararlı bir kitap olmuş. Selçuk Uygur, okuyucunun dikkatini cezbedecek, konuya dair başlangıç seviyesinde olanları daha derin ve farklı noktalarda okuma yapmaya teşvik edecek akıcı bir dil kullanmış, tebrik ederim.
“Adamlar temelde zeki yahut aptal, tembel yahut hırslıdır. Aptal ve hırslı olanlar tehlikelidir ve ben onlardan kurtulurum. Aptal ve tembel olanlara sıradan görevler veririm. Akıllı ve hırslı olanları ekibime alırım. Akıllı ve tembel olanları ise komutanlarım yaparım.”
1.Dünya Savaşı'nda genç bir subay, 2.Dünya Savaşı'nda bir Feldmareşal ve tüm bunların sonunda bir vatan haini. Afrika cephesinde aldığı/almadığı kararlar, başarısızlık ama daha çok başarıları ile popülerliği sürekli artan komutanın muhteşem bir hayat hikayesi.
Yazar Selçuk Uygur'un ikinci eseri olan bu kitap yine kendine has dili ve konuları ele alışıyla bir çırpıda okutuyor kendisini. Sadece biyografik bilgilerle okuyucu sıkmak yerine, yaptığı çapraz okumalarla Rommel'in iç dünyasındaki düşünceleri kuvvetli savlarla tahminleyip; olayların neden-sonuç ilişkisini çok yönlü bir kapsamda ele alarak aktarması temponun hiçbir an düşmesine olanak tanımıyor.
Rommel’in hayatı bana şunu öğretti: savaş sadece cephede verilmez, insan bazen kendi içinde savaşır. Bugün bunu en yakından görüyorum. Babam kemoterapi sürecinde, her gün kendi cephesinde direniyor. Bazı savaşlar hızlı kazanılmaz; sabır, dayanıklılık ve irade ister. Rommel’in disiplinini okurken, babamın sessiz direnişini izliyorum. Gerçek güç bazen en zor anlarda ayakta kalabilmektir. Savaş her zaman silahlarla olmaz. Bazen bir insan, bedeninin içinde açılan cephede savaşır. Rommel ilerlemeyi öğretir; ama hayat, direnmenin ne demek olduğunu gösterir. Babam şu an o savaşın içinde. Bazı insanlar, görünmeden savaşır ve en ağır yükü onlar taşır.