Türkiye’de geleceği kuracak kadınların niteliklerini, ekonomik çaresizliğin kadın-erkek eşitsizliğini nasıl yıkacağını; kültüre, tarihe ve
mizaha dokunan kalemiyle işliyor sayfalarında.
“‘Ben dün gece hovardalıkta idim. Maksim’e gittim, para yedim.’ ‘Kimmiş bu hovarda?’ ‘Neriman.’ ‘Neriman mı?’ ‘Evet Kerimcan ya da İrfancan falan değil, Neriman.’ ‘Kime söylemiş?’ ‘Evlenmeye hazırlandığı Şinasi’ye. Üstelik eklemiş, Macit’le beraberdik, diye.’ ‘Yok canım? Sen nereden biliyorsun?’ ‘Fatih-Harbiye tramvayında öğrendim.’”
İstanbul’un yakın tarihine, yeme-içme kültürüne, eski-yeni ve gelecekteki insanına dokunan bir hayat kitabı: Ud Çalan Kadınlar – Sana Michelin’li Sofralardan Baktım Aziz İstanbul.
Reha Bey’in denemleri bana zaman zaman bir şeyler kattı, zaman zamansa sıkıntıdan patlattı.
Kitabın ilk yüz sayfasına tekabül eden ilk birkaç denemesi kesinlikle daha kuvvetliydi. Istanbul’un tarihi önem taşıyan bölgelerini ve yapıtlarını, uğradığı restoranlarla harmanlayarak anlatması keyifliydi. Çocukluk ve gençlik dönemlerine dokunan hikayelerini okumak çok özeldi. Gerçek bir İstanbul Beyefendisinden hayatını dinliyormuş gibi hissettim. Özellikle bu hikayeleri liseden beri dönüp okuma fırsatı bulamadığım yakın türkiye tarihinden bilgilerle harmanlayıp anlatması hoşuma gitti.
Fakat tonu yer yer gereksiz didaktikti. Kadın, feminizm, gelecek ve AI ile ilgili olan bölümlerini göz devirmeden okuyamadım. Toplumsal analizlerine yer verdiği bölümler ise bana pek bir şey katmadı. Yine de düşüncelerimizin paralel olduğu birçok konu görmek güzeldi. Bu herhalde bulunduğumuz çevrelerin ve aldığımız eğitimin çok da farklı olmadığından kaynaklanıyor olsa gerek. Reha Bey’in elitizm ve egosunun ağır bastığı noktalarda ise ondan yine uzaklaştım ve iyi ki de böyle bir insan değilim diye düşündüm. Ama bir yandan da babamın eğer deneme yazma işine kalkışsa aynı böyle bir üslup kullanıp benzer fikirleri işleyeceği düşüncesinden de kaçamıyorum…
Her şeye rağmen güzel bir okumaydı. İstanbul’u seviyorum ve bahsettiği birkaç restoranı da ileride bir gün kendim ziyaret etmek istiyorum. Sıkılınca atlayarak okumanızı öneriyorum.
Çok akıcı, zaman zaman komik ve ince espriler ile süslenmiş, akıcı bir kitap. İstanbul’da otursam belki daha da iyi anlayabilirdim bazı yerleri ama 90’lı yıllarda 4 sene öğrenci olduğum bu güzel şehirde o zamanın İstanbul’unu ben de iyi yakalamışım gene de diye düşündüm.
Fatih-Harbiye bölümünden sonrasını okumaya gerek yok bence. Zaten kitabın adıyla da konusuyla da alakası yok.
Kitap genel olarak sanki yazarla rakı masasındaymışsınız hissi veriyor. Muhabbet önce güzel ilerliyor ancak Fatih-Harbiye bölümüne gelince artık "abi çok içtin kalkalım istersen" demek geliyor insanın içinden.
Son bölüm de kısa ama fena değil, yazar rakı üstüne çayını içmiş geri ayılmış gibi devam ediyor muhabbete.
"Yaşamak güzel şey!" Diye biten kitap boyunca İstanbul'un yakın tarihinde geziniyoruz. Sürekli Sisifos'un kayasını itmeye çalışırken bir soluklanmak istediğimizde başa dönüyoruz.
Seviyorum yazarın geniş entelektüel ve yaşam birikiminin ortaya çıktığı kitapları. Selçuk Altun sevmem bundandır. Bundandır bu kitabı okurken Selçuk Altun'u, Aristo'yu, Virgina Woolf'u, Peyami Safa'yı, Ahmet Hamdi'yi karşımda bulunca sevinmem. Adeta onlarla beraber Yakup'ta, Koço'da, İsmet Baba'da, Refik'te demlenip ardından Mikla'dan eşsiz İstanbul manzarasının tadına varıyor insan kitap boyunca... Michelin ya da İncili Gastronomi'nin olmadığı günlerdeki İstanbul damak tadından yıldızlı restaurantlara ve onların bu toprakların, kültürün değerini bilen aşçılarına yolculuk yapıp Mehmet Gürs'e, Fatih Tutak'a bir saygı duruşunda bulunuyorsunuz okurken.
Reha Tanör'ün okuduğum ilk kitabıydı. Deneme yazıyor türünde. Ben sohbet derdim🙂 Adeta kendisiyle sohbet ediyormuş gibi hissettim. Bazı deneme yazarları okuru içine çekemiyor. Oysa bu kitabı okurken en çok hissettiğim şey, ben şimdi bir yorum yapsam konu o yönden devam edecek şeklindeydi.
Ben içerik yazmayayım, minimalist seviyorum🤣 (kitabı okuyanlar ya da okuyacak olanlar son bölümünde anlayacaklar ne kastettiğimi).
Yakın dönem İstanbul'u yaşayanlar, hatırlamak isteyenler, yaşamayıp sonsuz bir nostalji tutkusuyla yaşayanlar bence okuyun kitabı... #kitap #books #bookstagram #ithaki #rehatanör #okuyorum #kitaptavsiyesi @ithakiyayinlari @rehatanor
Bu kitaptaki 5 denemenin ilk üçü, köprü, komando merdivenleri, berber Ömer'in dükkanı - İstanbul'u, özellikle yazarın gençliğinin geçtiği İstanbul'u çok da keyifli bir şekilde anlatıyor. Dördüncu yazı Fatih Harbiye ve ud çalan kadınlar üzerine bölümüyle İstanbul güzellemelerinden uzaklaşıp sosyolojik denemelere girişiyor Reha Tanör. Bu bölüm kanımca çok uzamış ve tekrarlarla dolu, keşke düzgün bir editörün elinden geçseymiş. Beşinci kısa bölümde kendi yaşadıkları ile yurtdışına uzanıyor.
Yaşlı bir beyaz Türkün yazdığı hoş bir İstanbul kitabı. Ilk bölümlerde mekanlar çok gizel anlatılmış, gözünüzün önüne geliyor hatta kokusunu duyabiliyorsunuzun o Istanbul'un.
Kitabın başından sonuna kadar nostaljik bir İstanbul türü alıyor sizi içine. Denemeden ziyade sohbet ve anı diye nitelendirilebilecek içi dolu bir kitaptı. Lakin bazı yerlerde yazarı deyim yerindeyse biraz 'burjuva' buldum. Üstten bakan bir yanı var gibi gelen birkaç noktada kendimi eksik hissettiren bir yönü olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim