“Gece ertesi sabaha kavuştuğunda Türkiye Cumhuriyeti’nde yeni bir dönem başlamıştı.”
27 Mayıs 1960. Ülkedeki tüm vatandaşlar askerî darbe haberiyle uyanıyor sabaha. Sokaklarda tanklar, radyodan yükselen bültenler, düşmeyen telefonlar, ulaşılamayan dostlar...
Usta romancı Ayşe Kulin, tek mekânda kurguladığı ve dört gün üç gecelik bir zaman dilimini kapsayan romanında, 1960 darbesini, okurunu sıradan görünen ama içinde hiç de sıradan olaylar yaşanmayan bir apartman dairesine konuk ederek anlatıyor. Her ayrıntısı incelikle işlenmiş Dört Gün Üç Gece, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin unutulmaz hadiselerinden birine farklı bir yöntemle, aşkla, ayna tutuyor.
Ayşe Kulin is a Turkish contemporary novelist and columnist. Kulin graduated in literature from the American College for Girls in Arnavutköy. She released a collection of short stories titled Güneşe Dön Yüzünü in 1984. A short story from this called Gülizar was made into a film titled Kırık Bebek in 1986, for which she won a screenplay award from the Turkish culture ministry. Kulin worked as a screen writer, cinematographer and producer for many films, television series and advertisements. In 1986, she won the Best Cinematographer Award from the Theatre Writers association for her work in the television series Ayaşlı ve Kiracıları.
In 1996, she wrote a biography of Münir Nureddin Selçuk titled Bir Tatlı Huzur. With a short story called Foto Sabah Resimleri she won the Haldun Taner Short Story Award the same year and the Sait Faik Story Prize the next year. In 1997, she was chosen as the "Writer of the year" by the İstanbul Communication Faculty for her biographical novel Adı Aylin, She won the same award the next year for her short story Geniş Zamanlar. In November 1999, she wrote a novel called Sevdalinka about the Bosnian Civil War and in 2000, a biographical novel called Füreyya. In June 2001, she put out a novel titled Köprü about drama in Turkey's eastern provinces and how they shaped the republic's early history.
In May 2002, Kulin wrote a novel titled Nefes Nefes'e about the Turkish diplomats who saved in the lives of Jews during the holocaust in World War 2.
She has married twice, her latest novels Hayat and Huzun describe her life with her spouses, Mehmet Sarper and Eren Kemahli. Both ended in divorce but she bore 4 sons from the marriages.
Akıcı anlatımıyla hızla okunabilen bir kitap. Başlangıçta ilgi çekici olan konusu, ilerledikçe derinliği kaybedip aceleye getirilmiş ucuz bir aşk romanına dönüşüyor ve bazı konular havada kalıyor. Tarihi ve siyasi olayların atmosferinde geçmesi ilgimi çekmişti, ancak yeterince derinlemesine işlenmemiş. Kitabın sonu da aceleye getirilmiş ve tatmin edici değil. Genel olarak sürükleyici fakat derinlik eksikliği ve sonu nedeniyle bekleneni tam veremeyen bir kitap.
One sitting read ayarında bir kitap Ayşe Kulin'den. Ama beni pek sarmadı. Dili çok basit, ortaokul öğrencisine hitap eder gibi.. bir de yine mesaj içerikli göndermeler vs de var. Bıktım böyle ders veren hikaye ve romanlardan sanırım. Sevemiyorum Ayşe Kulin'in tarzını. Bir Challenge için okumuştum ama yok, pek benlik bir yazar değil.
Bu sefer Ayşe Kulin 1960 darbesi dönemine gönderme yapıyor. Ama böyle tarih kitabı gibi değil, daha çok o dönemin havasını insan ilişkileri üzerinden ve insani yönünü anlatıyor gibi.
Ayşe Kulin yine klasik tarzında yazmış: Gerçek tarih, bolca duygu, karakterlerin iç dünyaları. Hani o dönem siyaseti anlatılıyor ama asıl mesele yine insan. Evliliği iyi gitmeyen bir kadının bir genç ile sıkışmışlık içinde girdiği duygusal ve cinsel birliktelik. Muhabbetleri çok düz ve bana sıkıcı geldiği için kitap beni sarmadı sanırım. Hele ki kuzeniyle girdiği tripler 🤦🏻
Özetle bol dram, aile içi yıpranmış ilişkiler, kolay okunan, dümdüz bir eser. Beklentimin altında kalan bir eser daha oldu sadece.
Geçen sene dinlediğim bir söyleşisinde, yaşından dolayı her yazdığı romanının son olduğu hissine kapıldığını ifade eden bir cümle kurmuştu. Sakın bu seferki son olmasın, o hep yazsın demiştim içimden. Kim ne derse desin ister popüler ister aşk yazarı bence onun kadar kalemi akan ve sürekli üreten yazar azdır. Kitaplarını okumayanlara küçük bir tanıtım olsun, o bir dönem ve biyografi yazarıdır. Önyargılı olup henüz hiç okumayanlara Türkiye’nin ilk seramik sanatçısı Füreya’yı ve Türkan Saylan’nın hayatını yazdığı Türkan kitaplarını okumalarını tavsiye ederim. Sonra aynı söyleşide ‘Bana piyasa, pembe dizi yazarı diyenler oluyor, ben de bu söylentileri boşa çıkartmayayım, bir tane de aşk romanım olsun dedim, şimdi onu yazıyorum’ demişti. İşte bu kısa roman bir aşk romanı ❤️ Gerçi yine tutamamış kendisini aşk romanı bile 27 mayıs gecesinde, o siyasi ortamda geçiyor:) Oldukça kısa, akıcı, yaz ayına uygun bir kısa roman olmuş. Umarım son olmaz, daha çok kitap yazar biz de okuruz 🙏
Aslında 60 darbesini anlatan nadir kitaplardan biri olabilecekken olamamıṣ bir kitap 4 gün 3 gece.
O zamanı öğrenci protestolarını azınlıkları anlatabilecekken onun yerine içinde seksit ve laubali bir doktor kuzeni, ellili yaṣlarda olmasına rağmen ergen gibi davranan baṣ kahramanı ve hiç inandırıcı olmayan bir Alevi genci barındırıyor...
Sosyal mesaj vereyim derken çok yüzeysel bir kitap ortaya çıkmıṣ.
Ayşe Kulin 27 Mayıs 1960 darbesini çok derli toplu, Sevda ve Yusuf üzerinden anlatmış. Uzun zaman salık saçlar, fotoğraf çekinmek, çekinilmek gibi Türkçe katliamları yapan çevirmenlerden sonra erkekse kuzen, kızsa kuzin diyen temiz ve doğru Türkçe kullanan bir yazar bana ilaç gibi geldi. Kitaba gelince Kulin seks konusunun da cılkını çıkartmıyor. Dönüp dönüp oraya gelmiyor. Kısaca belki olmaklığı gereken kadarında durmasını biliyor.
Kitabin arka kapagini okuyup sakin kanmayin. Ayse Kulin’e yakistiramadim bu kitabi acikcasi. Yazmis olmak icin yazmis. Her telden calayim demis. Ihtilal olsun, iktidar partisinden bir vekilin parti ile fikir ayrismasi olsun ama ne oldugu aciklanmasin, ogrenci hareketi olsun, orta yas ustu kadinin genc bir erkekle tutkulu sevismesi olsun..hatta bir tutam da alevilik olsun. Cok sinirlendim. Okuyucuyla dalga gecer gibi ne bu..
This entire review has been hidden because of spoilers.
Gece ertesi sabaha kavuştuğunda Türkiye Cumhuriyeti’nde yeni bir dönem başlamıştı.
Ayşe Kulin’in her kitabını bir solukta okur o tanıdık tadın keyfini çıkarırım. Sonu üzerine çok düşünülmemiş oldukça tahmin edilir bir son karşılasada ben yine tatmin olarak kapattım kitabı.
Akılda kalan güzel bir kısa film gibi, ya da iyi bir tiyatro oyunu. Eski Türkiye'nin karanlık günlerinde, aydın ve mutlu bir 4 gün 3 gece. Keyifle tavsiye olunur.
Kitabı okuma listemden çıkardığım için yaptığım yorum da silinmiş. Mümkün olsa yarım yıldız verirdim. Zaten içindeki aşk hikayesi benim romantik veya modern bulduğum bir janra değil (belki yaşlanınca beğenirim). Yarısına kadar okuyup gerisini atlaya atlaya bitirdim, keşke satın almadan önce yorumlara baksaymışım
Aşk romanı yazdığını belirtmiş zaten keşke öyle kalsaydı. Bazı romanların yazarlarından beklenti çok yüksek oluyor. Hal böyle olunca yazar da illa bu beklenti karşılansın istiyor ve ortaya böyle yarım yamalak kitaplar çıkıyor.
Ben bir Ayşe Kulin fanıyım. Kitaplarını hemen alıyorum, almaya da devam edeceğim ama bu okuduğum en sıkıcı kitaplardan biriydi. Asla orijinal hiçbir şey yok içinde, boş, gerçek bir toplumsal olayla olmadık bir özel hayat hikayesi. Kulin’in son dönemlerdeki tarzında. Olmamış, çok yüzeysel, çok sıkıcı, çok basit, çok boş, olmadık bir yerde başlayan, olmadık yerde biten, başladığı konuları yarım bırakan, üzerinde çok çalışılmamış karakterler, sonlara doğru gramer hatalar, gibi…
Ayşe Kulin’in kaleminden çıkmış olması sebebiyle heyecanla başladığım kitap, özellikle ortalarından itibaren sürükleyiciliğini kaybetti ve sonlara doğru bitirmek için kendimi zorlamak durumunda kaldım. Yusuf ile Sevda arasındaki yakınlaşmanın hızlı bir biçimde oluşup mevcut bağın sarsılması, olay örgüsünün bütünlüğünü zedelediği gibi benim de okuma hevesimi kırdı.
Bu ilişkiyi biraz daha geniş bir bağlamda düşündüğümde, şöyle alegorik bir okuma mümkün gibi: Yusuf, Türkiye’nin karamsar ve değişken bir döneminde gençliğin dinamizmini ve umudu simgeliyor. Sevda için ise uzun süreli evliliğin durağanlığı içinde yeniden canlanan bir yaşam enerjisini temsil ediyor. Öte yandan, fişlenerek eylemlerden eylemlere savrulan Yusuf için Sevda; kısa süreliğine bir rehber, hatta bir “sevgi öğretmeni” rolünde.
Roman doğrudan politik bir iddia taşımıyor olsa da, gerek dönem atmosferini işlemesi gerekse belirli toplumsal gruplara yönelik ima ve göndermeler barındırması nedeniyle siyasal alt metinler taşımaktan geri kalmıyor. Hatta kimi bölümlerde, okurda Alevilik üzerinden algılanabilecek bir tarafgirlik hissediliyor. Bununla birlikte, kısa hacmi nedeniyle karakterlerin derinlik kazanamadığı, ilişkilerin yüzeysel kaldığını söyleyebilirim. Kitabın sonunda ise karakterlerin hayatlarında bu kadar iz bıraktığı söylenen ilişkinin duygusal boyutu yeterince işlenmemiş. İçsel çatışmalar daha çok okurun sezgisine bırakılmış gibi. Bu da bana romanın güçlü bir potansiyele sahipken duygusal etkisini tam anlamıyla gerçekleştiremediğini hissettirdi.
Ben doğaldır ki öldürseniz Ayşe Kulin romanı okumam diyenlerdendim. Ama komik bir şey oldu. Akademik bir arkadaşa yaşgünü için eşi bu romanı almış, 27 Mayıs'ı anlatıyor sanarak. Romanda da bizim yaşlarda prof bir adam yurtdışına gittiğinde eşi 27 Mayıs'ın hemen öncesinde öğrenci gösterilerinde yaralanan bir genci evlerine almak zorunda kalıyor. Arkadaşım eşine şaka yollu sitem etmiş, sen mesaj mı veriyorsun bana diye çünkü romandaki kadının niyetinin kötü olduğunu düşünmüş ve devamını okumamaya karar vermiş. Romandaki kadının günahına giriyorsun, hem ne olacak küçük bir macera, o kadın da bir insan, bak Karenin Anna'ya maceranı yaşıyorsan yaşa ama evine gel dedi deyince ben, aldı romanı ben yokken masama bıraktı. İstemiyorum kitabı, kime verirsen ver dedi. Asıl sorun da o. Kime verilir böyle yapmacık, neredeyse acemi işi gibi yazılmış bir roman! Ne mutlu Kulin ve okurlarına. Ne yazsa okunacak, ne yazsa okuyacaklar. Bu da 35 baskıyı aynı anda yaparak çıkmış piyasaya. Beyaz Fırın'da filan unutayım bari kitabı. Çok severim BF'yi de orada alıcısı çıkar bunun. Ha atlaya zıplaya okudum serviste doğaldır ki. Zaten kısa. Bakalım goodreads'de ne övgüler yağdırmışlar!
4 Gün 3 Gece, Ayşe Kulin’in 1960 Türkiye askeri darbesini konu alan ve 160 sayfada özetlenen bir romanıdır. Kulin’in sade anlatım tarzı bu eserde de kendini göstermektedir. Ancak olayların daha derinlemesine ele alınması, romanı daha etkileyici ve kapsamlı kılabilirdi. 1960 askeri darbesi sırasında İstanbul’da yaşananlar, darbe sürecinin en yoğun ve dramatik anlarını daha detaylı bir şekilde aktarabilirdi. Özellikle siyasilerin ve üniversite gençliğinin darbe karşısında yaşadıkları ile halkın genel sorunları, dönemin gerilimini daha etkili bir biçimde yansıtabilirdi. Ayrıca Anadolu’daki Alevi ailelerinin yaşadığı zorluklara daha fazla odaklanılması, romanı daha anlamlı hale getirebilirdi. Kulin, belgesel niteliğindeki diğer eserlerinde olduğu gibi tarihi olayları kurgusal bir çerçeve içinde sunuyor.
Kitapta Yusuf ve Sevda arasındaki ilişki ise beni hiç etkilemedi maalesef. Duygusal bir derinlik ve bağ kuramadım. Bu ilişki, diğer hikâye öğeleriyle kıyaslandığında daha sığ kalmış gibi hissettirdi.
Bir akşam çay içerken okuyup bitirdiğim bir kitap. Ayşe Kulin'in gerçekten tarih anlatan ve ilgi uyandıran kitapları var fakat bunun onlardan biri olmadığını düşünüyorum. Darbeyi konu alıyor ama darbe anlatmıyor. Yusuf'un Alevi olmasını anlatıyor ama Alevilikten bahsedilmiyor bile neredeyse. Her şeyden biraz gibi olmuş. En komik olanı da Sevda gibi okumuş, kültürlü bir kadının o yaşına rağmen doktor kuzenine 'Alevilik ne?' diye sorması. O yaşa kadar nasıl Alevi diye bir kelime duymamış olursun? Bu mümkün mü? Her konudan bahseden kitaplar yerine bir konuyu anlatan ama onu her yönüyle anlatan kitapları okumayı neden tercih ettiğimi bir kere daha anladım.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Kitap 60 darbesi zamanlarında geçiyor. 4 günlük bir süreci ele alıyor. Yusuf eylemde tutuklanmaktan kaçmış ve etlem sırasında yaralanmış bir üniversite öğrencisi. Sevda’nın evine sığınıyor. Sevda’nın kocası da Demokrat Parti millet vekili. Sevda Yusuf’un tedavi olup memleketine gitmesine yardımcı olurken aralarında bir etkileşim oluyor.
Çok kısa ve kısmen akıcı bir hikaye. Ortalarda biraz durağanlaşıyor fakat kısa olduğu için göze batmıyor. Ben Ayşe Kulin’in kalemini seviyorum. Bu yüzden sevdim. Ama çok daha iyilerini de okumuştum.
Bu kadının kitaplarına zaten bayılıyorum her kitabı bende aynı etkiyi uyandırıyor. Bu kitap da çok rahat okunuyordu, bir oturuşta bitirdim. Konusu da çok insanı içine çekiyordu. Ben biraz daha dönemin siyasi durumunu ülkeyi vs anlatır diye beklemiştim ama anlatmamış daha spesifik bir şekilde karakterlerden bahsetmiş ama o da güzel olmuş bence. Esas kadınımıza biraz kızdım açıkçası beklemiyordum böyle davranmasını ama haklı sebepleri de tartışılır? Genel olarak sevdim ama
27 Mayis ihtilali esnasinda evde kapali kalmak zorunda olan Alevi bir gencle, bir diplomat (milletvekili) esi kadinin hikayesi. Siki yonetim, o yillardaki berbat durumlar, Aleviler'in gerici toplum tarafindan dislanmasi, yanlis bilinen konular cok guzel sekilde anlatilmis.
Ayse Kulin'in her yazdigi kitap gibi bu da mukemmel ve inanilmaz bir keyifle okunan bir eser.
Kendisi acik ara en sevdigim yazar. Ne yazsa okurum. Herkese de tavsiye ederim.
Aşk romanı isteyenlere okunması kolay ama araştırma da gerektiren bir roman olmuş. Ellerinize sağlık sevgili Ayşe Kulin 🤗 Diğer kitaplarınızın yanında hafif kalmış olabilir ve hatta çok eleştirilmiş dahi olabilirsiniz ama zaten siz bu romanı kendinizi kanıtlamak için yazmadınız ki… 27 Mayıs 1960 İhtilalini korkuları ve çelişkileri olan olgun bir kadının gözünden yazmışsınız, kısa ve öz olmuş. Detaylı bilgi isteyen araştırsın derim. Ben bir kaç saatte keyif alarak okudum. Hayatı her zaman o kadar da ciddiye almamalı okur…
Çok akıcı bir dili var. Ancak içerik bakımından baya eksik baya havada. Evvela sonu çok aceleye getirilmiş. Anlatmak istediği siyasi olaylar, mezhep meselesi falan hiç bir yere varmıyor hiç bir şey anlatmıyor. Aşk hikayesi deseniz o da yok, romantizm deseniz o da yok. Ev işlerimi yaparken kulaklıkla sesli kitap olarak dinledim. Kitabı satın alıp okumuş olsaydım verdiğim paraya epey üzülürdüm. Ama sesli kitap olarak öyle ve ya böyle aktı gitti
60 darbesinden izlenimler ile başlayan kitap Sevda ve Yusuf’un aşkı ile devam edip kitabın bölümlerinden birinin başlığı olan “vallahi bu sevda da yoktur bir günahım” ile uyumlu, hızla okunan, anlatımı yalın klasik bir Ayşe Kulin kitabı. Başlarında ki konuyu derinlemesine işleyememesi ve bir aşk romanı tadında bitmesi ile beklentimi karşılayamasa da geçtiğimiz zor günlerde bir Ayşe Kulin kitabı okumak kafamı dağıtmama yardımcı oldu. İyi okumalar
yani kısa bi kitap diye önceliklendirdim, 60 darbesine ve o döneme ait bir şeyler okuma düşünceai ilgimi çekti ama nedense 150 sayfalık kitapta işlenen her şey çok yüzeysel. bence kısa olmasına rağmen yoğun şeyler anlatılabilirdi ama bana çok yüzeysel geldi ve beni tatmin etmedi. En çok tatmin eden noktası bi oturuşta bitirebilmemdi, uzun zamandır kitap okumadığım için basit bir kitap okumak ve bitirebilme tatminşiği iyiydi. onun dışında yani daha derin beklersim işte
Okurken keyif vermedi, bitirip üzerine düşününce hala keyifsizliğimi sürdürdü. İçleri dolamamış karakterler. Olamamış bir hikaye. Dönem hikayesi olması istenmiş ama 3-5 an dışında çok yüzeysel kalmış. Örneğin entelektüel bir kadın karakter çizip alevi ne demek onu bile bildirtmemesi çok aykırı. Sinmedi hiç içime. Unuturum inşallah üç vakte.
Ayşe Kulin’i severim, anlatımı güzel, detaycıdır, kalemi akıcıdır. Bu kitabı da başlayınca bitirilecek cinsten. 1960 darbesi arifesinde Yusuf’u eve alarak başladığı hikaye darbe sabahında yepyeni bir şekil alıyor. Ancak hikayenin, daha doğrusu dönemin yüzeysel anlatıldığını düşünüyorum. Kötü diyemeyeceğim bir kitap olmakla birlikte, puanım kitaba değil de Ayşe Kulin’in bendeki kredisine
Ayşe Kulin severim genel olarak dönemi güzel anlatır romanlar yazıyor bu kitap da 60 ihtilalini anlatıyor ve bir evin içinde geçen 4 gün 3 gece üzerinden anlatıyor bu açıdan başarılı ancak daha önce yanlış hatırlamıyorsam gece seslerinde de olan benzer bir ilişki var ve yazarın sürekli bu tarz ilişki örgüsünü eklemesi beni kitaptan uzaklaştıran bir döngü oldu 🫠
Arkadaşlarımdan çok kötü yorumlar duyarak okumaya başladığım bir kitap oldu. Kesinlikle Ayşe Kulin kalemine göre fazla basit ve sığ kalmış, dönemi çok iyi ve ayrıntılı yansıtmıyor, yasak aşk olayı da sanki çok gitmemiş bu kitaba gibi. Her şey fazla basit ama inanılmaz kötü mü, o da değil. Birine tavsiye eder miyim, hayır.
Bir solukta okunacak cinsten bir kitap. Tek mekan, az karakter, ilginç bir konu. Biraz aceleye gelmiş gibi bazı yerleri. Karakterlerin diyaloglarına ya da iç monologlarına topluma, tarihe, döneme dair çokça şey sıkıştırılmış. Bu biraz yorucu oluyor.