EN ÇOK SATAN DÖNEM ROMANLARININ YAZARI OSMAN BALCIGİL’İN KALEMİNDEN... TARİHSEL GERÇEKLERE TAM BİR BAĞLILIKLA. Sokaklarda oluk oluk kan akıyor. Memleket orta yerinden ikiye ayrılmış gibi. Üniversiteler, fabrikalar fokur fokur kaynıyor. Parlamento çökmüş durumda. İnsanların göğsüne adeta fil oturmuş, herkeste ağır bir sıkıntı... Belli ki kötü şeyler olacak. Generallerin üniformaları ütülenmiş, askerlerin postalları parlatılmış. Türkiye uçurumun kenarında... Bütün bunlar olurken yaşanan nefes nefese bir casusluk ve aşk hikâyesi. Bazı planlar bozulacak, kartlar yeniden dağılacak. CIA’in en iyi yetişmiş ajanı Peck’in Türkiye kırsalında işi ne? Metin ve Ceren, Türk kontrgerillasının tezgâhladığı içsavaşın ortasında ne arıyor? Dışişleri Güvenlik ve İstihbarat Dairesi ajanı Nezihe Hanım devrimcilerin kurduğu barikatlara can havliyle neden atlıyor? Türkiye’de gerçekleşecek darbe için ABD başkanı neden bu kadar çok çaba gösteriyor? Sünnileri Alevilerin üzerine saldırtmaya, Beyaz Saray’ın hangi odasında karar veriliyor? Hangi dünyaca ünlü CIA ajanları Türkiye’yi köşeye sıkıştırmanın peşinde? O tarihten itibaren, Türkiye’de hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Elinizden düşürmeyecek, soluk soluğa okuyacaksınız. Öğrenecekleriniz, tarihi yeniden değerlendirmenize yol açacak.
Osman Balcıgil d. 10 Temmuz 1955, İstanbul),gazeteci, televizyoncu, yazar.
Ulusal gazete, dergi ve televizyonların haber bölümlerinde muhabir, editör ve yönetici olarak uzun yıllar çalıştı (1977-2000). O dönemde yaptığı araştırma, yazdığı yazı ve televizyon programlarıyla pek çok ödüle layık görüldü. Latin Amerika’da yaptığı çalışma 1988 yılında Gazeteciler Cemiyeti tarafından yılın röportajı olarak seçildi. Gazetecilik ve televizyonculuk yaşamını 2000 yılında noktalayan Balcıgil'in son çalışması (2016 Mart)) bir roman ve Ela gözlü pars: CELİLE adını taşıyor. Yazarın, ilk altı romanının ismleri Ters Kanatlı Şahin , Bilginin Efendisi , Zerdüşt'ün Sırrı, Dante'nin İstanbul Cehennemi, Pisagor Tepkisi, Mason Locasında Aşk ve Kılç., 53. Risale.
Osman Balcıgil’in okuduğum 4’üncü romanı .. diğerlerinde olduğu gibi bu romanını da soluk soluğa okudum! 4 Temmuz 1980’de yaşanan Çorum Katliamının nasılını, nedenini, niçinini, baştan sona belgeleriyle okurken ülkemizin başına gelen tüm felaketlerin de (6-7 Eylül 1955’i, Kahramanmaraş katliamını, 12 Eylül ve tüm darbeleri, Sivas Katliamını, 15 Temmuz darbe girişimini, vs) oluşumlarına ışık tutmuş bir yakın tarih romanı… Herkes okumalı!
Yine etraflıca araştırılmış, düşünmeye sevkeden bir siyasi tarih romanı yazmış Osman Balcıgil. 12 Eylül’e gidişe Çorum’um penceresinden bakmış. Farklılıkların bir kıvılcımla nasıl ateşe döndüğünü anlatmış. Birçok yerde kendime esler verdim, araştırdım. Çok şeyler öğrendim çok.
Osman Balcıgil, bu kez 1970’lerin sonundan 12 Eylül Darbesi’ne uzanan, karanlık ama çok tanıdık bir Türkiye manzarası çiziyor. Gerçek olaylara, belgelere ve tanıklıklara dayanan bu kitap; kurgu ile gerçeğin iç içe geçtiği, yer yer nefes kesici bir tempoyla ilerleyen bir dönem romanı. Okurken bazen öfkelendim, bazen de içim burkuldu. Çünkü anlatılanlar sadece geçmişe ait değil. O puslu sokaklar, baskı altındaki insanlar, ideallerine tutunmaya çalışan gençler… Hepsi bir şekilde bugüne de dokunuyor. Siyasi tarih, casusluk ögeleri, mücadele ve direnişle harmanlanmış güçlü bir hikaye arıyorsanız Yağmur Çiseliyor’u listenize alın derim.
YAĞMUR ÇİSELİYOR / OSMAN BALCIGİL Nihayet birkaç ay önce okuduğum kitabın yorumunu yazabildim. Acele etmemin ( artık ne kadar aceleyse 😂) sebebi Balcıgil'in yeni kitabının çıkması. Yağmur Çiseliyor'da Balcıgil, bu sefer yakın tarihimizi yani 1970'lerin sonunu, 1980'lerin başını bizlere hatırlatıyor, o dönemi bilmeyen genç kuşaklara da yaşananları aktarıyor. İlk sayfada; Yağmur çiseliyor, korkarak yavaş sesle bir ihanet konuşması gibi. Kıtası ile başlıyan, Şeyh Bedrettin Destanı'nın 14. bölümündeki şiir yer alıyor. Nazım Hikmet, Simavne Kadısı oğlu Şeyh Bedrettin Destanı'nı 1930 yılında yayımlamış. Nazım bu destanında, Padişah Mehmet Çelebi'ye karşı ayaklanma hazırladıkları gerekçesiyle asılan Şeyh Bedrettin, Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal'in hikayesini anlatıyor. Yağmur Çiseliyor, Metin ile Ceren'in sevdasının arka planında o dönemi tarihsel gerçeklere tam bir bağlılıkla anlatıyor. Her zaman olduğu gibi Balcıgil'in kalemi birbirine geçmiş kurgu ile gerçeğin aşkıyla akıyor. Ülkemiz ortadan ikiye ayrılmış gibi. Her yer kaynıyor. Sokaklarda oluk oluk kan akıyor. Türkiye uçurumun kenarında... Herkes sıkıntılı, kötü bir şeyler olmasını bekliyor. Durum böyleyken yaşaşan nefes nefese bir casusluk ve aşk hikayesi okuyoruz. "Belliydi, Çorum'da önemli bir şeyler olacaktı ve bunun arkasında olan herkes, bizzat devlet ya da kendisini devlet yerine koyan birileri tarafından korunup kollanıyordu."(s. 71) Krallara en fazla zarar veren 'Kraldan çok kralcı olanlar' değil mi? Aynı şekilde devlete / millete zarar verenlerde elde ettikleri yetkiyle kendini devlet zannedip, milletin üzerinde gören çıkarcılar değil mi? CIA'in Türkiye'yi bölmek, iç savaş çıkartmak için cuma hutbesinde "Alaaddin Camii'ne bomba atıldı. Müslümanlar öldürülüyor. Ne duruyorsunuz?" diyerek halkı galeyana getiren provakatörlerin hareketi / senaryosu bana olayların 25 sene öncesini hatırlattı. "Atatürk'ün Selanik'te doğduğu ev bombalandı." yalanıyla 6- 7 Eylül olaylarının fitili de aynı şekilde ateşlenmişti. Zaman, mekan, replikler değişse de senaryonun temeli aynı... Arka planda dikkatimi çeken ince bir detay var. Amerikan ajanlarına Çorum'da olayların 4 Temmuz'da başlatılması talimatının verilmesi. Eğer Çorum'da hezimete uğramayıp, başarılı olsalardı çifte bayram mı yapacaklardı? Ne de olsa ABD'nin kuruluşu 4 Temmuz. Okuma oranı düşük, biyografi okumayan, tarih sevmeyen, gerekmedikçe siyasetle ilgilenmeyen, yaşananları hızla unutan toplumumuzda yasaklı / uçtaki kişilerin biyografilerini siyasi tarihimizin gerçeklerinden sapmadan yazarak bizlere okutturan / sevdiren değerli araştırmacı yazar Osman Balcıgil'i bir kez daha takdir edip, alkışlıyoruz. Kalemi daim olsun ki keyifle yazdıklarını okurken bizler yaşadıklarımızı hatırlayalım / unutmayalım; genç nesillerde o günlerde olanları öğrensinler. Yeni kitaplarda buluşmak dileğiyle kitapla kalın...
“Yağmur Çiseliyor” gazeteci yazar Osman Balcıgil’in 12 Eylül 1980 ihtilaline zemin hazırlayan olaylardan Çorum olaylarını konu alan bir dönem romanı.
Kitapta yazar bir aşk hikayesinden başlayarak, CIA ajanları ve onun yerli iş birlikçilerinin Temmuz 1980’de Çorum’da Alevilerle Sünnileri birbirine düşürerek çıkardıkları olayları tarihsel gerçeklerden yola çıkarak anlatıyor. Doğal olarak anlatılanlar yazarın kendi politik görüşleri doğrultusunda şekilleniyor. Ancak yazar anlattıklarına dip notlarla kaynak gösteriyor.
Balcıgil Türkiye’deki sosyal ve politik değişimleri işlerken, dönemin atmosferini ve karakterlerin yaşadıkları içsel çatışmaları da başarılı bir şekilde yansıtıyor. Karakterlerin duygu dünyalarını, siyasi baskılarla nasıl başa çıktıklarını ve hayatta kalma mücadelelerini etkileyici bir dille anlatıyor.
Yazarın sürükleyici anlatımını çok beğendim ve romanı bir solukta okudum. Diğer romanlarını da okuyacağım.
'Herkes roman yazabilir.' cümlesi üzerine biraz konuşmak gerek. Bu soru roman nedir, romanın değeri nasıl ve kim tarafından belirlenir, roman yazmak sadece entel bir kesime atfedilebilir mi diye genişletilebilir. Benim düşüncem herkesin roman kitap yazabileceği yönünde ama herkes tarafından yazılabiliyor diye ille de bir değeri olacak değildir. Osman Balcıgil bir gazeteci ve bu kimliğiyle çok iç içe geçmiş durumda. Araştırmacılığına ve detaylara önem vermesine diyecek lafım yok ancak keşke 1980 Çorum olaylarını ‘roman’ şeklinde yazmak yerine araştırma/inceleme kitabı olarak kaleme alsaymış. Olay anlatımı fazla basit, diyaloglar yapay ve karakterler kağıttan ince. Tarih kısmına lafım yok doğrudur yanlıştır diyemem ama okurken arada kendim de araştırdığımda kitaptaki bilgilerin aksini iddia eden bir şeye rastlamadım. Yani, yeterince konuştum sanırım.
Yağmur çiseliyor korkarak yavaş sesle bir ihanet konuşması gibi, yağmur çiseliyor beyaz ve çıplak mürted ayaklarının ıslak ve karanlık toprağın üstünde koşması gibi, yağmur çiseliyor Serez’in esnaf çarşısında bir bakırcı dükkanının karşısında, Bedreddin’im bir ağaca asılı, yağmur çiseliyor, gecenin geç ve yıldızsız bir saatidir ve yağmurda ıslanan yapraksız bir dalda sallanan şeyhimin çırılçıplak etidir, yağmur çiseliyor, Serez çarşısı dilsiz, Serez çarşısı kör, havada konuşamamanın, görmemenin kahrolası hüznü, ve Serez çarşısı kapatmış elleriyle yüzünü, yağmur çiseliyor..
Çocukluğumdan hayal meyal hatırladığım toplumsal olayları, 80 darbesine giden yolda Çorum pogromunun nasıl CIA eliyle düzenlendiğini anlatan güzel bir dokümanter roman yazmış Sayın Balcıgil. Dilini fazlaca basit bulmakla beraber, bu basitliğin konunun ilginçliği ile birleşince metni sürükleyici bir roman haline getirdiğini itiraf etmem gerekli. Birkaç Balcıgil kitabı daha okuyacağım sanırım.
1980 Askeri darbesinin hemen önceki Türkiyenin kaotik ortamını anlatan siyasi bir belgesel roman.
CIA ajanı Paul Henze ve özellikle sahada görev yapan Robert Peck’in Anadolu’yu karış karış gezerek mezhep çatışmalarını nasıl körüklediğini ve Türkiye’yi darbeye nasıl hazırladığını anlatır.
“Zenginler kalkıp gidecek, bulaşıkları yıkama işi fakir fukaraya kalacaktı.”
Osman Balcıgil yine olayları çok güzel bir şekilde ve kaynaklarıyla açıklamış. Açıklarken de o anları yaşatmış resmen. İnsanların duygularını, endişelerini ve kayıplarını satırları okurken hissediyor okuyucu. Yine sürükleyici ve etkileyici bir kitap olmuş, akıp gitti bile.
Osman Balcıgil'in daha yakın bir tarihi anlatmasi nedeniyle de (kendi anıları ve bilgiler çok taze), diğer kitaplarına oranla gerçek olaylarla daha bezenik bir kitabı. Her zamanki gibi gayet akıcı. Günümüz sorunlarının temelleri nasıl atıldı, bilmeyip merak edenler özellikle okusun derim.
Politika ile pek alakası olmayan, tevellütü benim gibi 1980 ve sonrasına denk gelenlere, Türkiye’nin yakın tarihini çok güzel anlatan bir roman. Özellikle politika ile alakası olmayanların bile ilgisini çekecek ve muhtemelen üzecek bir kitap. Ama mutlaka okunmalı, okutulmalı…
Yine bilmediğim bir sürü şey öğrendim içimde tarif edemediğim bir tarih tekerrürden ibarettir hissiyle. İnsanı derinlemesine araştırmaya yönelten bir yazar yine her zamanki gibi kalemini dokundurması gereken yerlere dokundurmuş