Yıkıma giden bir varoş, üzerinde yükselen bir kule: Unutulmaya yüz tutan hatıralar ve bir türlü unutulamayan yaralar üzerine bir roman.
Vodvil yeni bin yılın ayrılmaz bir parçası haline gelen kentsel dönüşüm olgusunun karanlık, yıkıcı ve buhranlı yüzüne odaklanırken kendi hikayesini de karanlık ve aydınlık, yıkım ve inşa, inkar ve kabulleniş, yeis ve umut, doğum ve ölüm gibi temel karşıtlıklar etrafında şekillendirir. Bu bağlamda Vodvil okurunu derinlikli bir yolculuğa çıkartırken aynı zamanda onları belleğin ikiyüzlülüğüne de tanıklık etmeye çağırır.
Bellek iki yüzlüdür: Tek arzusu sevdiği tarafından hatırlanmak isteyen ihtiyar Yoşil, unutamadıklarına ağıtlar yakan Cemal ile Süreya, hayatının baharında bir çocuk ve mahalleye gökyüzünden ansızın düşüveren Kemikbey’in yarı gerçek yarı masalsı hikâyeleri unutmanın mı yoksa hatırlamanın mı daha acı verici olduğuna dair sınırların silinmeye başladığı Civciv mahallesinde bir araya gelir.
"Bur’da bi’ laf vardır. Yutmasan da gargara yaparsın diye. Kandilini enfiye suyunda söndürenlerin dilinde hatmedildiği için yanağı pembe gıcırlara iki numara büyük gelen. Tam da böyle anlatılır işte civarda namımız. Ne bir eksik ne bir fazla. Böylece kastedilir işte canımıza. Sahibinden sövgülerle."
Bu kitap, başlarda etrafa dağılmış bir puzzle gibi hissettiriyor. Olaylar ve karakterler birbirinden kopuk görünebilir, ancak sabırlı olup devam ettikçe her şey yavaş yavaş yerine oturuyor. Ortaya geldiğinizde büyük bir çözülme yaşanıyor—bütün detaylar anlam kazanmaya, düğümler çözülmeye başlıyor. Ve sonra… kitap, insanın kalbine saplanan bir bıçak gibi. Öyle yoğun duygular hissettiriyor ki, bazı sayfaları sindirmek için durup nefes almak gerekiyor. Baştaki sabırsızlık yerini derin bir sarsılmaya bırakıyor ve kitabı bitirdiğinizde, iç dünyanızda iz bırakan bir hikâyenin tam ortasında buluyorsunuz kendinizi.
Kitap, ilk bölümü eğer inat eder de geçerseniz sizi farklı bir dünyanın içine götürüyor. Kentin gecekondulardan oluşmuş ve hızla dönüşen/değişen parçasının, rant ve çıkar ilişkilerinin fiziki boyutunu betimlerken aynı zamanda orada yaşayan insanların ruh durumunu da ortaya koyarak birey kent etkileşimini anlatıyor. Kullanılan dil ve seçilen sözcükler zaman zaman bir sözlüğe bakmak zorunda bıraksa da bitiminde pişman olunmayacak bir kitap. Kişi ve mekân tanımlamalarının biraz daha açık ve kapsayıcı olması ortamı ve mekânın ruhunu daha iyi verebilirdi. Her bölüm içinde yer yer kopukluklar ve hızlı geçişler olmasına karşın kentsel mekân ve birey bir arada güzel bir şekilde harman edilmiş…
Vodvil, Civciv Mahallesi'nin ve orda yaşayan, önemsenmek isteyen ama yok olmaktan kaçamayan bir grup insanın hikayesi bence. Mahalle jargonu var, daha doğrusu sanki kendine ait bir dili var, okudukça aşina oluyorsunuz ve biraz da o ağız sayesinde roman kişilerinin yaşamlarına, acılarına inanıyorsunuz. Ahmet Selçuk oyunlu, gizemli bir kurguyla anlatıyor mahalleyi, aileyi, yası, arkadaşlığı.
Nefis! Büyük keyifle okuduğum ve bitmesini hiç istemedigim bir dönüşün/dönüşüm hikayesi. Arada bir yutkunmak için verilecek molalar hariç elden bırakmanın mümkün olmadığı bir eser.