İdeal, insanın hayat yolunda kutup yıldızı gibidir...
Ona bulunduğu yeri ve ilerleyeceği yolu gösterir. İnsan ilerleyeceği yolu görürse kolay ve çabuk ilerler...
Aydemir, bir idealin romanıdır...
Aşkı ile ideali arasında bocalayan, sonunda idealini seçen bir delikanlının verdiği mücadelenin dokunaklı ve hazin öyküsü...
'Aydemir'in diğer bir meziyeti de muayyen bir 'tez'i kuvvet ve muvaffakiyetle müdafaa etmesinde, yaşatabilmesindedir. - Köprülüzade Mehmet Fuat
Halide Hanım ile Müfide Hanım (...) Sanat sahasında birisi Türklük mefkuresinin hakikatine bir hudut, bir program çizdi; diğeri bu mefkurenin hayal genişliklerini, romantik kısımlarını tasvir etti. Fakat biz, birçok münevver erkek ne yaptık Hiç... - Ömer Seyfettin-
Şevket Süreyya Aydemir olmasaydı bu kitabı elime almazdım. Suyu Arayan Adam ve Şevket Süreyya hayatı beni öyle etkiledi ki hemen bir sonraki kitabım olarak bunu seçtim.
Şimdi kitabı iki yönden değerlendirmek lazım. Birincisi içerik açısından ki kitabın benim bulabildiğim kadarıyla modern Türkçedeki tek baskısı maalesef yayıncılık açısından çok zayıf. Yayıncı girişte oldukça gereksiz biçimde bir dönem değerlendirmesi yapıyor ki zaten gerek Müfide Ferit gerekse kitabın sonuna çok isabetli biçimde eklenmiş devrin "Aydemir" eleştirileri bu işi yeterince yapıyor. İçerik olarak da Milli Edebiyat ürünü bir eser olmasına binaen çok sayıda Eski Türkçe kullanılmış bu metin tamamen dipnotsuz basılmış. Yer yer, ilginize ve dilbilginize göre sık sık sözlük ihtiyacı hissediyorsunuz. Bu sorun nedense dipnotlarla çözülmemiş. Ayrıca metinde geçen diyaloglar ile diğer bölümler yer yer birbirinden ayrılmamış kimi diyaloglar konuşam çizgili kimileri metin içinde. Üç nokta sık sık oldukça gereksiz yere kullanılmış. Ciddi baskı zaafiyetleri var bence.
İçerik işine gelirsek; kitabın sonunda Mehmet Fuat, Ömer Seyfettin ve yazarın kızı da dahil olm ak üzere o dönemlerde gazetelerde yayınlanmış kitaba ilişkin eleştiriler içerik incelemesini zaten yeterince yapmış. Ancak bu kitap kendisini yeni yeni gösteren körpe Türk Edebiyatının naif örneklerinden. Yer yer eksik kalan kurgusu, birbiri ardında yer yer bağlantısız akan olaylar, yarım kalmış belki de hiç yapılmamış karakter tahlilleri... Ama ben bu kitabı okurken o dönem oluşturulmaya çalışılan milli edebiyat heyecanına kapıldım. Yazar Müfide Ferit de bence aynı bu heyecanla yazmış eserini. O kadar heyecanlanmış ki kimi bölümler eksik kalmış. Bence çok naif.
Esere gerçeklik inandırıcılık yada teknik konulardan yaklaşırsak sanırım baya bir sınıfta kaldığını söylememiz lazım. Ama altyapısı hiç olmayan bir ülkede bir ideali anlatan, bir hayalin peşinde koşan, bir rüyayı büyüten metin olarak bakarsak çok kıymetli. Halide Edip'ten sonra bir kadının ellerinden çıkan bir milletin uyanış romanı. Bence bu çok ama çok kıymetli.
Aydemir, 2. Meşrutiyet yıllarında, Türkistan'a giderek oradaki soydaşlarını uyandırmaya ve Rus tahakkümüne karşı uyanık tutmaya çalışan, Türkçü bir gencin hikayesi.
Türkçü eserlerin ilk örneklerinden gösteriliyor ve muhtemelen yayımlandığı zamanda yazılış amacına da hizmet etmiş. Nitekim, Şevket Süreyya Aydemir, Suyu Arayan Adam kitabında soyadının kaynağı olan bu kitaptan dönem ve içinde bulunduğu şartlar bakımından nasıl etkilendiğini anlatıyor.
Yalnızca bir fikrin ifade aracı olması yönünden baksak bile, roman oldukça zayıf. Fazlasıyla idealize edilmiş, azizleştirilmiş Aydemir karakteri gerçeklikten kopuk. Verdiği kararlar, akıldan uzak olduğu gibi, romantik de değil. Kitabın dilinin ve anlatımın da heyecan verici olduğunu söylemek güç.
Kitap Birinci Dünya Savaşının son yılı olan 1918’de basılıp cephelere dağıtılmış. İlk defa Şevket Süreyya AYDEMİR’in suyu arayan adam kitabında bahsetmesiyle bu kitaptan haberim olmuştu. Yazar soyadını bu kitaptan almıştır. İkinci meşrutiyet sonrası gelişen Türklük akımının etkileri görülüyor. Yazar meşrutiyetçi bir babamın kızı ve aynı görüşte bir subayla evleniyor. Türklük bilincinin yaymak amacıyla yazdığı kitap birçok kişiyi etkiliyor. Kitabın karakteri Demir, Türklük bilincini aşılamak için Turan’a gidio bu gayeyle çalışan birisi. Yazar karakteri burada kutsal bir kişiymiş gibi gösteriyor. Aynı zamanda Demir’in aşk hikayesini de konu alıyor. Kısa ve akıcı bir kitap, zevkle okuyabilirsiniz.
“Ay Demir romanı, Çarlık Rusyası boyunduruğu altındaki Türkleri özgürleştirmek isteyen Demir’in hikayesini konu edinir. Turan idealiyle yola çıkan Demir, oradaki Türklerle kardeşlik bağı kurmak, onları aydınlatıp esaretten kurtarmak arzusunda barışçıl ve mistik bir doktordur. Çektiği sıkıntılara rağmen yılmayan bu idealist gencin mücadelesine adanmışlığın gölgesinde yaşanamayan, ülküye feda edilen ulvi bir aşk da eşlik eder.”
Günümüz Türkçesine oldukça yakın bir sadelikte yazılmış ve 1908 – 1918 yılları arasında geçen saf bir idealizm ve hazin bir aşk öyküsünü anlatan Ay Demir kitabının özeti ve ana fikri, giriş bölümünde oldukça güzel açıklanmış bence.
(giriş)
“…Ay Demir, dağılma sürecinde olan bir imparatorluğun, milli benlik inşası çalışmalarında epey gecikmiş Türk unsurunun savaşın ancak sonuna yetişen ‘İncil’i gibidir. Şevket Süreyya’nın da dikkat çektiği gibi bu roman bir fantezidir, ‘kahramanın ne silahı ne de cephanesi vardır…’ Buda gibi, İsa gibi maddi silahları reddeden, yalnız imanına güvenen biridir. Kimseye düşman değildir, hiç kimseyi isyana çağırmaz, dünya varlığı yoktur. Uyandırmaya koştuğu ülkelerde herkes sıcak odalarında yaşarken, o boş bir medrese hücresinde soğuktan titrer. Kapısı gece gündüz açıktır. Bütün kuvveti inanmak, sevmek ve affetmekten ibarettir; tıpkı İsa gibi… Nitekim kitabın Türkistan kısmındaki her bölümün başında bu eski peygamberlerin sözlerinden ilahi bir cümle yer alır. Hatta yine İsa gibi on iki takipçisi vardır; serüveni mesellerle örülür, köy köy, kent kent dolaşır, hastaları iyi eder, cahilleri aydınlatır, kendisini gören herkesin içi açılır, gönlü ferahlar, herkes ondan kurtuluş müjdesi umar…
Ay Demir’in milliyet ülküsü insanlık ufkunu gözden yitirmeyen, esasen hümanist ilhamlı bir çerçevedir. Yalnız mazlumu değil, zalimi de zulümden, zulmetmekten kurtarmak, özgürleştirmek peşindedir. Romanın tarihten aldığı figürler içinde Cengiz Han’ın yanında Buda ve Odin de vardır; romanın tezine göre bu kişiler de Türk’türler. Bu fikirleri yazar, Budist Uygur medeniyetini, Uygur dilinde yazılmış Budist metinleri, Finlerin Ural – Altay dil ailesine bağlı Türklerle akraba bir boy olduğu tezini düşünerek kaleme almış olmalıdır. Buna göre Türkler, batılı tarih anlatımlarında sıklıkla karşılaşıldığı gibi yalnız savaşçı ve gaddar değil, şefkat ve merhameti bilen, ‘şefkat felsefesini’ işlemiş, ilerilere taşımış medeniyet geliştirmiş bir millettir…”
Giriş kısmındakileri okuduktan sonra kitabın kapağındaki Demir fotoğrafını, ben de Hz. İsa tasvirlerine benzettim açıkçası. Kitabı bitirdiğimde Demir’in Türkistan halkına gönderilmiş Ak Sakallı Dede tavrını ve Hazin ile Demir’in talihsizlikler ve dönem siyasetinin kurbanı olmuş büyük aşkını düşündügümde hakikaten mistik bir öykü okumuşum gibi geldi. Demir’in hem idealistce üstlendiği yol göstericilik rolü sırasındaki tavırları, hem de Hazin’i o kadar yoğun duygularla severken yine de erdemli davranması oldukça saf ve masumane geldi bana. Tüm bu süreçte yaşadıklarını ve sonunda başına gelenleri hüzünlenerek okudugum öykü, oldukça da hoşuma gitti. Bir de üstüne kitabın yazarının zamanının aydın kadınlarından biri olmasını da takdir ettim.
Sonuç olarak, severek okuduğum bu kitabı, Türk Edebiyatı klasiklerini okumayı seven okurlara tavsiye eder, keyifli okumalar dilerim.
Kitaplarla kalın.
(alıntılar)
“Demir’in oturduğu evin iki odası vardı. Biri aşağıda misafir kabul ettiği oda, diğeri yukarıda yazıhanesi ve aynı zamanda yatak odası. Odaların ikisinde de en zaruri eşyadan başka bir şey yoktu. Yerde halı, pencerelerde perde, mangalda ateş olmadığı için, soğuk, her günkü tanıdık gibi teklifsizce odaya giriyordu.”
“Güzel faydalı olandır.”
“Unutmak! Allah’ın insanlara en büyük bağışı değil, şüphesiz, en büyük cezasıdır. Bazı dakikalar, bazı anlar, yaşanan bütün şiddetini muhafaza etse insan ne bahtiyar olurdu.”
“Hem Türklük yalnız hükümdarlar, kahramanlar değil, üst-insanlar da yetiştirmiş bir millettir.”
Sevgili Müfide Ferit Hanımın şuan baskısı olan tek kitabı Ay Demir, Çarlık Rusya altındaki Türkleri özgürleştirmeyi isteyen Demir’in hikayesini anlatıyor. Hedefi Turan olan Demir’in amacı Orta Asya’da bulunan Türklerin bağlarını kuvvetlendirip ezici baskıdan onları kurtarmak ve korumak. Tüm hayatını bu ideolojiye adayan Demir Türk milletinin Ay Demir Han’ı oluyor fakat sevdiği Hazin Hanım’a kavuşamıyor. Ben okurken hep aklımda Mustafa Kemal Atatürk’ümüz canlandı. Demir karakteri gibi atamız da tüm dünya için barış isteyen fakat kendi milletini de ezdirmeyen biriydi. Millet ve vatan sevdası tüm hayatının önüne geçti ve hepimizin atası babası oldu. Çok keyifle okudum. Atsız Bozkurt’ları okuyup seven biri bu kitabı da mutlaka okumalı
Derdi güzel kitap da yayınevinin çeviri problemi ve yazarın da bi heyecan inanılmaz bir hızda olayları geliştirmesi bahsi geçmeyen karakterlerin bir girip bir çıkması okumayı zorlaştırmış. Yayınevinin dil konusunda sadeleştirme yapması şart !