Jump to ratings and reviews
Rate this book
Rate this book
Istanbul, anni Celile è una trentacinquenne sposata da dieci anni con Ahmet, ambizioso imprenditore che ancora non si è affermato ma che vorrebbe speculare sull’economia di guerra. Celile è nata in una famiglia di alti funzionari ottomani, ormai decaduti, ed è cresciuta in uno yalı, uno di quegli eleganti ma fatiscenti palazzi sulle rive del Bosforo. Ahmet le fa conoscere il milionario Muhsin e tra i due scoppia la passione. Divisa tra due uomini che vogliono possederla, Celile tenta di vivere una vita fedele a sé stessa, amaramente consapevole dei limiti che le vengono imposti come donna.

Alla follia segna l’esordio in lingua italiana della scrittrice e attivista femminista Suat Derviş. La sua rappresentazione sensibile e sorprendentemente moderna di una storia d’amore è una critica pungente alle convenzioni del patriarcato.



In una Istanbul degli anni Quaranta percorsa da grandi cambiamenti, la storia di un amore proibito e delle sue conseguenze.



“La Madame Bovary della letteratura turca.”

“The Guardian”

264 pages, Kindle Edition

First published January 1, 1945

19 people are currently reading
795 people want to read

About the author

Suat Derviş

47 books91 followers
Suat Derviş İstanbul’da doğdu. Tıp profesörlerinden İsmail Derviş Bey’in kızı olan Suat Derviş, çocukluk yıllarında özel eğitim aldı. Daha sonra Kadıköy Numune Rüştiyesi’yle Bilgi Yurdu’nda eğitim hayatına devam etti. Konservatuvar eğitimi için ablasıyla birlikte Almanya’ya giderek piyano dersleri almaya başladı ve edebiyat fakültesine yazılarak felsefe derslerine yöneldi. Konservatuvar eğitimini bırakıp Almanya’daki çeşitli dergi ve gazetelerde yazmasıyla gazetecilik hayatı başladı. 1932’de Türkiye’ye döndükten sonra da Son Posta, Vatan, Cumhuriyet, Gece Postası, Yeni Ay, Tan gibi gazetelerde röpotajları, hikâyeleri, romanları yayımlanarak yazı hayatına devam etti. Reşat Fuat Baraner ile birlikte Türkiye’de toplumsal gerçekçi akımın ilk yayın organlarından sayılan Yeni Edebiyat Dergisi’ni yayımladı. Bu dergide kısa öyküler, fıkra ve eleştiriler yazdı. 1944 tutuklamaları sırasında eşi Reşat Fuat Baraner’i sakladığı ve yasadışı Türkiye Komünist Partisi’ne katıldığı gerekçesiyle yargılanarak bir yıl hapse mahkûm oldu. Ardından Paris’e giderek 1953-1961 yılları arasında Fransa’da kaldı. 1961’de Türkiye’ye döndükten sonra romanlarının yazımı ve yayınıyla uğraştı. Birçok ilke de imzasını atan Suat Derviş, yazı hayatına adım attığı Alemdar gazetesindeki “Hezeyan” şiiri başta olmak üzere, gerek farklı mahlaslarla gerek kendi ismiyle yazılmış birçok eseri geride bırakarak 1972’de Kasımpaşa Askeri Deniz Hastanesi’nde hayata gözlerini yumdu.

http://www.ithaki.com.tr/yazar/suat-d...

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
142 (30%)
4 stars
209 (45%)
3 stars
92 (19%)
2 stars
17 (3%)
1 star
4 (<1%)
Displaying 1 - 30 of 84 reviews
Profile Image for merixien.
671 reviews670 followers
September 20, 2021
Okuduğum Suat Derviş kitapları arasında en çok sevdiğim, hatta “Fosforlu Cevriye”nin dahi önüne geçen bir kitap oldu. Toplumsal baskının ve iletişimsizliğin, kadınlığın ve aşkın bir arada bu kadar güzel anlatıldığı çok az kitaba denk gelebilirsiniz. Korunaklı bir fanus içinde, temel arkadaşlıklardan, aile bağlarından uzak büyüyüp hayata karşı deneyimsiz kalmış Celile’nin duyguları konusundaki dürüstlüğünün tezatı ve bunun sonuçları ve bunun davranışlar üzerindeki dalgalanması okurda da aynı etkiyi yaratabiliyor. Aslında bütün karakterlerin duygusal durumları ve değişimleri o kadar gerçek ki her karakteri anlayabiliyorsunuz. Her ne kadar bazı kitaplarında Derviş’in hayatıyla kesişimler olsa da bu gerçekçi yansımanın kaynağı yaşanmışlık değil, anlatımın gücünden kaynaklanıyor. Çok beğendiğim, hatta bitiremeden uyuyamadığım bir kitap oldu. Yerli edebiyata biraz olsun ilginiz varsa mutlaka okuyun. Okuduğum her kitabında kalbimi tekrar tekrar kıran konu; böyle muazzam bir yazarın yıllarca görmezden gelinmiş olması.
Profile Image for Elçin Arabacı.
158 reviews197 followers
September 18, 2021
Sabaha karşı bitirdim bu romanı. Aklım uçtu. Aşka dair, aşk denilen duygunun ne denli aptalca sanı ve sanrılarla dolu, deliliğin eşiğinde bir duygu durumu olduğuna dair, Türkçe'de yazılmış en iyi roman olduğunu düşünüyorum.

Böyle bir romanı bir erkeğin yazabilmesini de çok olanaklı görmüyorum. Cinsiyetçi bir yorum mu? Evet, kusura bakmayın. Hayat bana hiç bir erkeğin onu dünyevi bağlarından koparacak, ya da onları ikinci, üçüncü plana atabilecek kadar aşık olamadığını, böyle bir aşkı idrak da edemediğini öğretti. Bunu, hayatını pervasızca, fütursuzca, bir ceket gibi çıkarıp verebilmeyi, bunu yapacak kadar aklından ve dünyevi olan her şeyden geçebilmeyi ancak bir kadın bilir ve anlatabilir. Suat Derviş bu romanda tam da onu yapmış. Böyle bir aşkın çarptığı benmerkezci hödüklüğün kendince karşısındakine bir lütuf olan zavallı sevgisini de en iyi bunu bilen kadın anlatır, hakikatin yüze çarptığı o anda, aşkın yükselttiği arştan hızla yere çakılış duygusunu da...

Çok iyi bir tahlilci, kalemine çok hakim, hiç bir cümlesini rastgele yazmayan bir usta...

Nazım Hikmet'in Suat Derviş için yazdığı "Gölgesi" şiiri, bu romanın kahramanı Cevriye'ye ruhunu üfleyen kadının hamurunu ortaya koymaya kâfi:

“Ağlasa da gizliyor gözlerinin yaşını;
Bir kere eğemedim bu kadının başını.
Kaç kere sürükledi gururumu ölüme
Fırtınalar yaratan benim coşkun gönlüme.
Cevapları öyle heyecansız ki onun,
Kaç kere iman ettim, hiçliğine ruhunun.
Kaç kere hissettim ki, yine bu gece gibi
Güzelliğin önünde, dolup, çarpmalı kalbi
Ne mehtabın aksine yelken açan bir sandal,
Ne de ayaklarında kırılan ince bir dal,
Onun taştan kalbini sevdaya koşturmuyor.

Bir çiçeğin önünde bir dakika durmuyor…
Dönüyoruz yine bir uzun gezintiden
Gönlümün elemini döküyorken ona ben.
O bana kendisini gülerek naklediyor,
Bilseniz mavi boncuk nasıl yaraştı diyor.
Ya bu kadın delidir, yahut ben çıldırmışım
Ben ki birçok kereler kırılmışım, kırmışım.
Ömrümde duymamıştım böyle derin bir acı
Birden onun yüzüne haykırma ihtiyacı
İçimde alev alev tutuştu yangın gibi
Bir dakika kendimin olamadım sahibi
Hiç olmazsa hıncımı böyle alırım dedim,
Yolda mağrur duran gölgesini çiğnedim.”

Nazım da büyük usta kuşkusuz, öte yandan Suat Derviş'in Nazım'dan onun sevgilisi olmuş tüm kadınlara çektirdiklerinin acısını çıkartmış olmasından içten içe keyif ve garip bir gurur duyuyorum bana ne oluyorsa :D Kendini "mavi gözlü dev", sevdiği kadını devin karşısında "mini minnacık bir kadın" olarak tasvir eden, "beni asarlarsa bi senede beni unutursun, böyledir 20. yy aşkları" diye sitemkâr şiirler düzdüğü "kalbinin kızıl saçlı bacısını" (hem de!) hapishanede aldatan, onunla aldattığı kadını da aldatan, dili, cezbesi yakıcı, sonrasında kahrı süründürücü Nazım'a Suat Derviş, bu hususta tam da hak ettiği gibi davranmış. Helal olsun sana kadın! 😍

Hayranım sana Suat Derviş. Aziz hatıran önünde saygıyla eğiliyorum. Bıraktığın eşsiz eserler sonsuz teşekkürler.

Profile Image for Mevsim Yenice.
Author 8 books1,266 followers
November 2, 2021
Çok çarpıcı bir roman. Suat Derviş'in az okunması, karakterlerinin edebiyat tarihimizde yer bulamaması da ayrıca üzücü.
Profile Image for beril ❦.
67 reviews322 followers
May 4, 2025
update: i finished my assignment for the readings including this one!! i will hopefully come back to give a proper review 😔

༉‧₊˚. pre-read:

reading this book for one of my courses… wish me luck 😩
Profile Image for Sine.
388 reviews474 followers
October 13, 2022
öncelikle suat derviş’i bunca zaman görmezden gelen, türk edebiyatında hiçe sayan, itibarsızlaştırmaya çalışılmasında emeği geçen kim varsa boyu devrilsin. sonra da senin boyun devrilsin muhsin.

aslında hem türk, hem dünya edebiyatında sıkça işlenen bir konuyu anlatıyor suat derviş bu romanında: aldatan kadın. çılgın gibi seven üç kişi var ama herkesin çılgın gibi tanımının ne kadar değişebileceğini; siz ne yaparsanız, ne kadar fedakarlıkta bulunursanız bulunun, karşınızdaki andavalın bunu kapasitesince yorumlayacağını ve yaptıklarınızın da hiçbir kıymetiharbiyesinin olmayacağını çok iyi anlamış, ve çok güzel anlatmış. kim bilir ne yaşanmışlıklardan, ne gözlemlerden süzdü bu hikayeyi. seni kim üzdü suat? onun da boyu devrilsin.

anlatıcının nötr veya yanlı bir dış ses değil de, tüm karakterlerin iç sesi olması ve bu dengenin hiç bozulmadan kitap boyunca ilerletilebilmesi gerçekten takdire şayan. evet ben de suat derviş’i takdir etme hadsizliğini gösterdiğime göre artık gidebilirim diye düşünüyorum.
Profile Image for Bilgi.
102 reviews19 followers
March 30, 2019
"Çılgın gibi", bir kadının hesapsızca kalbinin götürdüğü yere gidişinin hikayesi. Hesaplı, çıkarcı erkeklerin dünyasında yalnızlaşan kadını anlatıyor kitap. En çok söylediği de, bir erkeğin dünyasında nesneleşmiş olan kadını, bir başka erkeğin dünyasının özgürleştiremeyeceği. Bu söylemi ile gayet feminist bir roman ve kadının kendi kaderinin sorumluluğunu almasını öneriyor arka planda. 1940'ların ilk yarısı için çok ilerici, çok şey öneren bir kitap.
Gül Uluğtekin'in kitapla ilgili bir yorumunda ("Çılgın gibi: Aşk ve Yabancılaşma"), çok yerinde olarak şöyle bir saptama yapıyor: "Kadınların modernleşme karşısındaki yabacılaşmalarının en önemli göstergelerinden biri, toplum içindeki dezavantajlı durumlarının devam etmesidir. Cariyelik kurumunun yerini metresliğin almasındaki süreklilik, bunu göstermektedir. Kadın ve erkek içn farklı kurallarla dolu ikiyüzlü ahlak anlayışının sorgulanması [...]"
Günümüz diline yakınlığı, konu itibariyle (maalesef) halen güncel kalmış olması ile hayretler içinde ve çok beğenerek okudum. Tekrarları, biraz biraz uzatmaları hoş görerek, Suat Derviş hayranlığımı pekiştirdi. Bazı edebi detaylar çok hoşuma gitti. Mesela, kitapta anlatıcı, üç ana karakteri sırayla mercek altına alıyor. Kitabın bölümlerinden biri, karakterlerden birinin telefonu açması ile biterken; bir sonraki bölüm, diğer karakterin telefonu kapatmasıyla başlıyor. Mercek birinden ötekine ustalıkla kayıyor.
Okurken, biraz Tolstoy'un Anna Karanina'sı, biraz Sweig'ın Bir Kadının 24 Saatini düşündüm. Bu iki kitaptan da hiçbir eksiği olmadığını, insan tahlillerinin en az dünya klasiklerindeki kadar derin olduğunu, hatta kadının ruh halini anlatması bakımından bunların da ilerisinde olduğunu düşündüm.
Profile Image for Banu Yıldıran Genç.
Author 2 books1,426 followers
July 5, 2017
suat derviş'in lise edebiyat müfredatında adının bile geçmemesi bizim utancımız olsun.
okuduğum en iyi romanıydı. 1940'lar türkiye'sini, deli saraylının ne demek olduğunu, aşkı, tutkuyu o kadar iyi anlatıyor ki...
anlatım tekniği, insan ruhunun gelgitlerini göstermesi açısından müthiş bir ustalık.
Profile Image for Lilisa.
567 reviews86 followers
December 10, 2021
Turkish literature fascinates me and this book, translated by Maureen Freely is no exception. (Thank you Ms. Freely for all the great translations of Turkish books to English like this one and of my favorite - Madonna in a Fur Coat by Sabahattin Ali.) There’s a certain je ne sais quoi about Turkish writers that speaks to me. It’s quite undefinable - deep reserves of feeling, elegiac quality, longing of the soul, and much more, blended together - all seem like inadequate descriptions, but that’s a start. Set in the 1940s - an interesting time in Turkey’s history - the novel is about 35-year old Celile, whose world straddles the remnants of past Ottoman splendor and the realities of the current world she lives in. Married to her husband for ten years, she is the epitome of a loyal and reserved wife - a wife that her husband feels so lucky to have married - until they meet a friend of a friend - and lives are forever changed…This is a fairly short, but highly impactful novel written by Suat Dervis, the first one translated into English. Looking forward to reading more of her works - Maureen Freely - the next one please!
Profile Image for Ebru Çökmez.
265 reviews60 followers
February 12, 2025
Suat Derviş, ülkemizin ilk kadın gazeteci ve yazarlarından. Varlıklı bir ailenin eğitimli kızı. Küçük yaşlardan itibaren yazmış, yurt içinde ve dışında gazetecilik yapmış, dönemine göre ilginç biri. Gazete yazılarında kadın sorunlarını anlatmasının yanı sıra dış siyasetle de ilgilenmiş, dördüncü ve son kocası vasıtasıyla adı sol kesimle birlikte anılmaya başladığından uzun yıllar edebiyatçı kimliği görmezden gelinmiş.

Şahsen Suat Derviş’in çok bilinen eseri Fosforlu Cevriye’yi bile okumadım. Çılgın Gibi romanı Suat Derviş’in külliyatını ne ölçüde yansıtır bilemiyorum.

Çılgın gibi bir aşk romanı gibi başlıyor. ("Sana bu kadar yakın ve senden bu kadar uzak olduğum için..." cümlesi hem açılışı hem de kapanışı unutulmaz yapmış.) Toplumun farklı kesimlerinden üç kişinin birbirleriyle kesişen yolları bağlamında değişen hayatlarını, iç dünyalarında olup bitenler eşliğinde anlatıyor.  Bu kişilerin karakter özellikleri tekrar tekrar vurgulanıyor. Bu tekrarlardan biraz bunalsam da genel olarak romanı beğendim. Bir kere tekniği ve kurgusu ustalıklı. Celile’nin düşüncelerini aktarırken, hemen karşısındaki Ahmet’in ya da Muhsin’in kafasının içine geçiveriyorsunuz ve bu hiç rahatsız etmiyor. Karşılıklı diyalog okur gibi karşılıklı düşünce okuyorsunuz.  İkinci olarak yeni Türkiye’de kadının toplumsal hayatta olması gereken yere dair çıkarımlar yaptıran enfes bir hikâyesi var.  Ayrıca hem asıl karakterlerin hem de babaanne, yalı aşçısı, Yahudi sarraf gibi yan karakterlerin hayat hikâyelerini, kendi dönemlerinin önemli toplumsal olayları ile birlikte anlattığından bu karakterleri zihnimizde doğru tarihsel koşullarda değerlendirmemizi sağlıyor.

Buradan sonrası SPOILER içerir!

Varlıklı ve soylu bir ailenin kızı olan Celile, trajik olaylar sonucu bir kısım aile fertlerinin ölümü sonrası babaannesinin büyük, kasvetli ve günden güne çürüyen yalısında büyür. Babaannesi ölünce amcasının yanına yerlesir; oradan da karşısına çıkan ilk erkek olan Ahmet’le evlenir. Roman boyunca Celile, hayatı yaşamayıp seyreden, kaderi başkaları tarafindan çizilen, ne kendi koşulları ne de içinde yaşadığı toplumun koşulları ile ilgilenen adeta bir bitki gibi tasvir edilmiş.

Celile’nin kocası Ahmet, orta sınıf bir memur ailesinden gelmektedir. Hayattaki tek amacı zengin olmaktır. Celile’nin hayata karşı kayıtsız halini soylu bir aileden gelmesine bağlar. Kendini Celile’den aşağıda gördüğünden zengin olarak ona daha layık olacağına inanmaktadır. Ahmet karakterinin özellikle Celile’yi kaybettikten sonraki tavırları romanın en ters köşe hikâyesi kanımca.

Muhsin romana Ahmet’in yaltaklandığı zengin iş adamı olarak dâhil olur. Celile ve Ahmet birbirlerine âşık olurlar ve bir süre sonra birlikte yaşamaya başlarlar. Muhsin Celile’den hep şüphe duyar. Önceleri kocasının ikbali için kendisini tavladığını, sonrasında da kocasından daha zengin olduğu için kendisiyle kaldığını düşünür. Celile kocasından boşandığı zaman ise onunla asla evlenmeyi düşünmez. Toplumsal itibarı ve geleceği açısından kocasını aldatmış ve şimdi kendisinin metresi olan bir kadını asla karısı olarak düşünemez.

Bu iki erkek de baştan itibaren Celile’yi hiç tanımamışlardır. Ahmet Celile’nin hayata ve paraya karşı kayıtsızlığını ailesinin geçmiş varsıllığı ve soyluluğuna, Muhsin ise Celile’nin kendisine olan aşkını kendi konumu ve zenginliğine yormuştur. Öte yandan Celile de bu iki adamı baştan hiç tanımamıştır. Ahmet ile cana yakın sevimli kişiliği ve kendisine olan ilgisi yüzünden evlenmiş ve ancak karşısına Muhsin çıkınca Ahmet’in değersizliği gözüne çarpmaya başlamıştır. Muhsin’i de Ahmet’le karşılaştırdığında fiziki yapısı ve saygınlığı yüzünden çekici bulup âşık olmuştur. Celile’nin kendisi ve hayatı hakkında birazcık fikri olsaydı, ya da fikir sahibi olmaya azıcık çaba sarf etseydi, kuşkusuz bu iki adamı da doğru değerlendirebilecek ve hayatına alsa almayacaktı.

Bu hikâyede eleştirilen birer tipleme olarak kurulmuş iki erkek değildir. Eleştirilen ve yerilen Celile’nin kayıtsız, fikirsiz, bitkisel ve belki biraz da hayvani (Muhsin’e olan salt fiziki çekimi dolayısıyla) karakteridir. Ancak kitabın sonunda hediye bileziği denize attığında, çok geç de olsa dönüşüm geçirmiş, insan olabilmiştir
Profile Image for Nevra Arslanturk.
250 reviews5 followers
December 26, 2023
Çok sürükleyici, çok etkili, bir aşk romanı. 1945’de yazıyor. Dünyadan koparan bir roman, aldı götürdü.

Karakter kurguları çok güçlü; erkeklerin (Ahmet ve Muhsin) nesneleştirdikleri bir kadın karakter, aşk dahil olmak üzere her şeyde hesapsız kitapsız Celile var.
Muhsin’in nesneleştirme cümleleri kalbi vuruyor. Aşka dair de yine çeşitli aydınlamalar sunuyor.

S294 “Evden dışarı çıkarsa ve artık kendisinin bir erkek himayesinde olmadığını hissederse o ne yapacağını bilemezdi.
Ona, hayatta işe yarar bir şey öğretmemişlerdi. Ona yaptıkları telkin ve verdikleri terbiyeyle onu hayatta tek başına bir adım atmaktan aciz bir insan olarak yetiştirmişlerdi.
O bütün ömrü seyrince hayatın, hatta kendi hayatının bile inisiyatifini eline alamamış, ya başkaları veya hadiseler onun gideceği istikameti çizmişler, o kendi hayatının bile temaşageri kalmıştı. Temaşager…Gülünecek şey! O kördü, kör bir seyirci!..”

“Ne kadar biçare ve ne kadar pasif bir kadınım! Diye düşündü. Onun ne yaşamaya, ne de ölmeye kudreti vardı.” S295

Celile, Madame Bovary gibi kendini ateşe atamayacaktı, ölmek bile bir karakter olmaktı.

Celile aynı zamanda Nazım Hikmet’in annesinin adı, muhtemelen bu karakteri Suat Derviş ondan esinlenerek yazdı.

Özel bir kadın Suat Derviş, döneminin çok ötesinde. Feminist perspektifle; sınıfsal uçurumlar, toplumsal gerçeklik ile yazarak okuyuculara her zaman kıymetli bir perspektif sunuyor.
Profile Image for Yasemin Salihoglu Karagul.
321 reviews27 followers
March 29, 2019
Mükemmel bir anlatım, okuyucuyu yormayan bir kurgu ve karakter analizleri ile olayın akışıni ve kahramanların neden boyle davrandiklarini okuyucuyu hic sıkmadan anlatan bir yazar...
Suat Dervis,Celile, Ahmet ve Muhsin arasında yaşananları kahramanların geçmişleri ile bağlantilarini vererek çok akıcı bir sekilde anlatmis.
Ancak, Ercan Kesal'in kitabin basinda yazdigi sunumda romanin sonunu anlattigini farkettigim an sayfayi cevirdim. Eger Ithaki yayinlarindan okuyacaksaniz,Ercan Kesal'in yazdiklarini en son okuyun. Bence bir onsoz degil sonsöz olmaliydi.

"ben zararsız bir kadınım. Sen aşktan kork"
Profile Image for Sinem.
345 reviews204 followers
September 7, 2019
ben en çok kitabın yazılma şeklini sevdim. anlatıcı yazar olmakla birlikte anlatılan kişi kimse onun duygularını, bakış açısını çok iyi aktarmış. kenara atılmış bir yazar olması çok üzücü, umarım bundan sonra Suat hanımın hakkı teslim edilir.
bildiğimiz bir plotu kendine has bir tarzla anlatmış, kendisinin de kadın olması sayesinde kadın karakteri çok iyi inşa etmiş.
ithaki'ye yazarın eserlerini osmanlıca'dan çevirip bize kazandırdığı için teşekkür ederim, fakat baskıya gitmeden önce bir kere daha gözden geçirilse çok iyi olurmuş çok fazla harf hatası var.
Suat hanımla tanışma kitabım çılgın gibi oldu, bütün kitaplarını okuyacağım.
Profile Image for Korcan Derinsu.
585 reviews411 followers
January 29, 2025
Çılgın Gibi oldukça iyi bir roman. Oldukça diyorum çünkü tefrika olduğu için tekrarlar çok. Bu da özellikle sona doğru tam roman kıvamını bulmuşken duyguyu fazlasıyla kırıyor. Yoksa çok iyi. Hep işittiğim gibi Celile gerçekten unutulmaz bir karakter. Önce kocası Ahmet ve sonra da aşık olduğu Muhsin ile yaşadıkları üzerinden hem kadınlığa hem de döneme dair etkileyici bir portre sunuluyor romanda. Derviş’in güçlü gözlemleri karakterlerin iç dünyasını oldukça canlı kılmış. Bu da metnin yazılmasının üstünden çok zaman geçmesine rağmen hala yaşıyor olmasının en büyük nedeni bence. Bir de tabii Suat Derviş’in neden çok önemli bir yazar olduğunu kavramak için sadece bu romandaki kadın/kadınlık meselesini ele alışına bakmak bile yeterli; çok devrimci, çok biricik.
Profile Image for Ozlem.
153 reviews1 follower
January 30, 2023
İlk defa Suat Derviş okudum. Çılgın Gibi aslında yıllardır okuduğumuz-seyrettiğimiz bir aşk hikayesinde sıkışmış üç kişiyi anlatıyor. Ahmet, Ahmet'in güzel karısı Celile ve Celile'nin, metresi olmayı seçtiği Muhsin. Celile sadece duygularıyla hareket ediyor, hayat karşısında tecrübesiz, kitabın sonlarına doğru içine düştüğü durumdan nasıl silkinip çıkacağını bilmiyor. Muhsin de Ahmet de kendi dertlerinde. Hele Muhsin bence aşk nedir asla bilmiyor, kendisini Celile'ye aşık biliyor ama bir yandan da kadıncağızı kafasında habire sorgulayıp duruyor ve bu sorgulamalardan asla Celile'ye bahsetmiyor, çok tipik bir iletişememe örneği. Çok etkilenerek okudum.
Profile Image for süveyda.
155 reviews36 followers
October 23, 2022
Az önce bitirdim romanı. Kızıyorum kendime, nasıl daha önce bilmem Suat Dervişi? Neden geçmiyor adı okul kitaplarında? Herkese ve her şeye sinirliyim. Enfes bir eserdi.
Profile Image for divayorgun.
186 reviews31 followers
September 24, 2023
Suat Derviş okuduğum her kitabında beni şaşırtmaya devam ediyor. Bütün karakterlerine inceden hakim oluşu,onları derinden tanıyıp ne hissedip hissetmemeleri gerektiğini tahlil etmesi,onlara yön verişi muhteşem!

Okuduğum her kitabında bir kadının ince ruhunu tahlil ediyorum onunla beraber bu okuyucu için büyük bir nimet keza ki Çılgın Gibi romanında bu sefer Celile ve onun yaşadığı olaylara şahitlik etmekle beraber onun yaşamak zorunda bırakıldığı olayları ve ruhunun derinliklerine temas eden naifliği görmek beni ziyadesiyle üzdü.

Her kitabında bir başka kadın karaktere hayat veren ve o karakterin ruhuna giren Suat Derviş Çılgın Gibi romanında da yine muhteşem bir olay örgüsü ve ile okuyucuyu kendine hayran bırakmayı becerirken erkeklerin ve kadınların dünyasının neden apayrı oluşunu,düşünceleri ve duygularının ayrılığını bize bizzat gösterip okutuyor. Çok şanslıyız ki Suat Derviş Türk edebiyatının en özel yazarlarından biri.
Profile Image for Renklikalem.
541 reviews174 followers
April 16, 2023
İlk Suat Derviş okumamda kelimenin tam anlamıyla büyülendim. Tamam, beklentim zaten büyüktü ama duygularım coşkum tamamen tavan yaptı bu okuma boyunca. Klişe bir hikayenin nasıl büyüyebileceğine o minicik kadın, Anna Karenina devleştiğinde şahit olmuştum. Bu sefer de kitabın kahramanı Celile gösterdi bana bunu. “Kelimeler, albayım, bazı anlamlara gelmiyor.”diyen Oğuz Atay’ı andım istemsizce. Kelimeler bazen de çok başka anlamlara geliyor. Kelimeler bazen kendinden büyük duygular, anlamlar yükleniyor. Çok çok severek okudum. Geç kalınmış bir tanışma belki ama benim için çok zamanında, muazzam bir tanışma oldu. İyileştiren kitaplarda bir durağım da Suat Derviş‘ten geçmiş oldu böylece.❣️
18 reviews1 follower
August 20, 2024
What starts off as a 1940s Istanbul affair, with the protagonist and her lover experiencing a passionate love story, quickly becomes a bit of a repetitive and drawn-out tale which can be a bit of a frustrating read, especially because the supposed lovers share very little in common. They lack any level of communication and are constantly misunderstanding one another, which makes one question how sincere their love for each other can actually be. The highlights of the novel include the descriptions of the time and place, as well as Celile's family history and childhood, as this shines a light on the period between the collapse of the Ottoman empire and the foundation of the Turkish republic. I also thoroughly enjoyed Freely's introduction and translator notes, which contextualised the novel within the wider canon of Turkish literature.
Profile Image for cancel.
44 reviews
September 29, 2021
Çılgın gibi sevmek bu ise… Okuduğum tüm Celile’ler mutsuz.. Kitaptaki erkekler nefret edilesi cidden okurken özellikle Ayfer Tunç’un Osman’ını hatırladım.
Profile Image for downinthevalley.
115 reviews97 followers
March 19, 2023
bizim büyük challenge'ımız 2023 listesi ile tanıştığım bir yazar suat derviş.
aslında dilini çok sevdim fakat biraz yanlış bir dönemde okuduğumu düşünüyorum. lise dönemimde halid ziya uşaklıgil'i ilk okuduğumda aklımı yitirmiştim. yine aynı dönemde suat derviş ile tanışsaydım muhtemelen bayılırdım.

okuma deneyimimi baltalayan bir faktörden daha bahsetmeyi özellikle istiyorum.
kitabın başında ercan kesal'ın güzel bir önsözü var. güzel ama DEV spoiler içeriyor. önsözleri de atlamadan hep okuduğum için tüm kurguyu öğrendiğime çok sinirlendim :) maalesef :)
Profile Image for Nazlı Sinanoğlu.
19 reviews
October 20, 2022
Öncelikle kitabı basan yayınevini eleştirmek zorundayım. Yazım hatalarıyla dolu, çoğu cümleyi kafamda düzelterek okumak zorunda kaldım. Kitabın girişinde Ercan Kesal'ın kitap hakkındaki sunumu var, iyi ki okumayı sona bırakmışım. Kitabın sonunu söylüyor, halbuki okurken insanı en heyecanlandıran yeri kitabın sonu. Ercan Kesal kısmının roman bitimine konması gerekir.

Tüm bunların dışında Suat Derviş bir vesileyle bir yerlerde bir-iki kere duyduğum için merak edip okuduğum ve neden sadece "bir-iki" kere duyduğuma şaştığım sarsıcı bir yazar . Evet, Çılgın Gibi'de olay en basit haliyle bir Yeşilçam hikayesi gibi, ama anlattığı şey bir Yeşilçam filminin çok ama çok ötesinde.
Profile Image for Selin.
73 reviews
July 23, 2022
I wanted to like this more! Not bad but i think its just not for me.. also im sorry but i think its objectively badly written.. i think i expected something with a bit more depth, a bit more psychological and i wanted to understand the characters better.. i think the best way to approach this book would be to treat it as a kind of dreamy gothic myth rather than a fully fleshed out character study… idk maybe it was revolutionary at the time
Profile Image for Çağdaş.
124 reviews2 followers
October 23, 2022
Son zamanlarda okuduğum en ilginç, gerçekçi ve tipik karakterlere sahip, “kadın”ı dert edinen, gidişatı ve neticesi itibarıyle okuru üzen fakat gerçekçilikten kopmayan anlatısıyla çok başarılı bulduğum bir romandır.

Öncelikle şu Emma Bovary, Bovarizm, “aşka Marxist bir bakış” gibi yakıştırmaları bir kenara bırakalım, zira bunlar çok basmakalıp ve eksiktir.

Celile bir Emma olmadığı gibi, adını ondan alan Bovarizm rahatsızlığına tutulmuş da değildir. Bovarizm hayal alemine gerçeklerden kaçışçı bir dalıştır. İçinde olduğu şartlardan memnun olmayanların bile isteye kendilerini içine attıkları bir kuyu, kendilerini sürekli başka bir hayatın kahramanı gibi görme arzularının bir dışavurumudur. Celile’de bundan eser yoktur. Celile kendi yetişme şartlarının bir ürünüdür. O her zaman, bildiği tek yaşama tarzı ile hareket etmektedir. Emma’nın bencilliği, kendini bir köy doktorunun karısı olarak değil, Parisli bir hanımefendi, yahut zengin bir romantiğin ateşli aşkı olarak yaşamaya layık görmesi ve böylece yaşadığı gerçeklik ile hayallerinin çelişkisinden duyduğu öfkeden kaynaklanır. O romanda bu çelişki bir çok edebi motifle gözümüze sokulmaktadır. Celile’nin bencilliği ise tamamen bilgisizliğinden, kapalı geçmiş hayatından, insanlarla ilişkisinin son derece zayıf ve insan duygularını anlamaktan aciz oluşundan ileri gelir. Üstelik bu daha romanı okumaya başlar başlamaz bellidir. Her yasak aşk romanını ilk önce Madam Bovary türü yeni bir edebiyat olayı olarak kabul edip, ardından o noktadan ilerleyerek ayrıştığı yerleri değerlendirmek doğru olmasa gerek.

Romanda Celile ve Muhsin’in aşkının Marxist açıdan değerlendirildiğini de iddia edemeyiz. Suat Hanım burada aşkın yaşanış biçimini, yahut evlilik üzerine fikirleri sınıfsal bir açıdan değerlendirmemektedir. Celile hariç romandaki herkes burjuvadır. Onun kökleri ise saraya dayanmasına rağmen bunlara bir saray aristokrasisi gözüyle bakmak doğru olmayacaktır. Bunlar daha ziyade ayan ve memurdur. Muhsin ve Celile‘nin davranışlarını sınıfsal aidiyetlerinin yönlendirdiği ve bu ikisinin birbirini anlamayışında bu aidiyetlerinin rolünün çokça vurgulandığı doğrudur; fakat burada bariz bir cinsiyet çatışması da mevcuttur. Bu açıdan sınıf farkını kabul edebilecek isek de, örneğin, Celile‘nin sınıfından bir erkek Muhsin’i anlamakta zorlanmayacaktır. Roman bu açıdan Marxist bakış açısından ziyade feminist bir bakış açısına sahiptir ki, bana göre esas kuvveti buradadır. Ayrıca, Celile ile Muhsin arasındaki sınıf farklılığı güncel bir çatışmayı da yansıtmaz. Celile geçip gitmiş bir döneme ait sınıfının son mensuplarından biridir. Dolayısıyla bu çatışma yaratamayacak, ölü bir sınıftır; reel bir gerilimin taraflarından biri olarak değerlendirilemeyecektir.

***

Romanı okurken Suat Derviş’in üslubunun biraz yorduğunu farkettim. Anlatıcı aynı cümleleri arka arkaya tekrarlıyor. Bazen belli bir grup ifadeyi başka bir bölümde tekrarladığı da oluyor. Bir karakterin belli bir şekilde düşündüğünün sürekli olarak tekrarlanması bir süre sonra sıkıyor. Üstelik Suat Derviş bazı basit neden-sonuç ilişkilerini dahi okurun kurmasına izin vermiyor, her şeyi açıklamak ihtiyacı hissediyor. Göstermiyor da bol bol anlatıyor. Halbuki okumanın zevki biraz da bu ilişkileri okuma esnasında ya da daha sonra üzerinde düşünürken kurmaktan çıkar. Bu niteliğin Suat Derviş’in edebiyatını biraz baltaladığını düşünüyorum.

Fakat kendisinin bu eksiği kapattığı bir nokta var ki, bunu müthiş yapmış: karakter oluşturma. Celile, Muhsin, Ahmet. Romanın bu baş kişileri o kadar canlı yazılmış ki, tepkileriyle, hırslarıyla, korkuları ve aptallıklarıyla adeta elle tutulabilirler. Bu üçünün aralarındaki müthiş iletişimsizlik ve önyargılar son derece gerçekçidir. İnsanların hayata ve birbirlerine bakışlarındaki o aşılmaz duvarı çok iyi yansıtırlar. Acaba yazar bize iki insanın birbirini gerçekten tanımasının koşullarının hiçbir zaman oluşamayacağını mı anlatmak istemektedir?

***

Romanın feminist bir bakış açısına sahip olduğunu düşündüğümden bahsetmiştim. Bence bunu iki yönden değerlendirebiliriz.

İlki, Çeşmiahu Hanım ve onun birebir kopyası olan torunu Celile’de cisimleşen saray hanımlığıdır. Yazarın sık sık vurguladığı gibi, bu kadınların sosyal hayatla hiçbir münasebetleri yoktur. Neticede bunlar birer köleydiler. Erkeğin malıydılar. Güzellikleri ile hanımlığa terfi edenlerinin de çok bir farkları yoktur. Tamamen erkeğin himayesinde yaşayan, hayatta hiçbir gayeleri bulunmayan birer süs eşyası gibidirler. Dolayısıyla sosyal hayata dair hiçbir refleksleri gelişmemiş ve insanlar arasındaki ilişkilerin gerçek doğasından habersiz yaşamaya mahkum olmuşlardır. Toplumla olan tüm temasları erkeklerinin ve onlara hizmet edenlerin vasıtasıyla olmuştur. İnsanların nelere kıymet verdiğini bilememiş, salt duyguları ve gururlarıyla yaşamayı öğrenmiş, bir şeyleri merak etmek konusunda hiç yönlendirilmemiş, bir meziyet edinememiş, işlevsiz birer put olarak kalmışlardır. Devrin değişmesi ve hamileri olan erkeklerin ortadan kalkmasıyla bu kadınlar korkularıyla yüzleşmek zorunda kalmışlardır. Bu korku Celile‘nin bilinçaltında sürekli olarak mevcuttur. Onun hareketlerini bariz biçimde yönlendirir. Romanın sonundaki davranışı birçokları tarafından beğenilmese ve kahramanca bulunmasa da, mevcut korkularına dayanan son derece tutarlı bir davranıştır. Celile‘nin bu korkuları romanın sonlarına doğru bilinçaltında bilincine doğru hareket etmiş, Celile bir aydınlanma yaşamış, fakat bu aydınlanma onda farklı türde bir hareketi tetikleyecek kuvveti doğurmamıştır. Bizim her şeyin bir neticeye varmasına, belirsizliğin yok olmasına ve kahramanlıklara olan eğilimimiz bu neticeden tatmin olmamamıza sebep oluyor, fakat kanımca gerçekte çoğunlukla karşılaşılan Celile’nin davranışıdır.

Kadın konusuna ikinci bir yaklaşım, Ahmet ve Muhsin’in Celile’ye karşı olan davranışlarında ve onun bireyliği karşısında takındıkları tutumda kendini göstermektedir. İkisi de Celile’yi çıplak olarak görüp tanımamakta, onu olduğu kişi olarak sevmemekte, onu sadece dışsal görüntüsüyle ve erkekler toplumu içindeki kendi değerlerine olumlu ya da olumsuz katkısını hesap ederek değerlendirmektedir. Bu hesap ediş Muhsin ve Ahmet’te Celile’yi kendi bulundukları konuma nazaran aksi yönlerde değerlendirmeye sebep olmuştur, fakat ikisinde de Celile’nin esas karakteri, kendi kişiliği belirleyici değildir. Kadın burada erkekler arasındaki güç ilişkisinin bir aracı konumuna indirgenir. Yine de, bu mesajın romanda çok güçlü verilebildiği kanaatinde değilim. Celile mücadeleci olmadığı, tam tersine inanılmaz pasif olduğundan, ne kendisi insanları anlama yönünde çaba göstermiş, ne de insanların kendisini değerlendirebilmesi için onlara iç yüzünü açmıştır. Bu elbette bilinçli değildir. Celile’de muazzam bir iç boşluk vardır.

***

Sonuç olarak, bana göre bazı edebi eksiklerine ve hatta İthaki’nin inanılmaz özensiz baskısına rağmen okuması ve karakterlerini tanıması son derece zevkli bir eserdir.
Profile Image for Kursat.
49 reviews
October 20, 2021
Hem pek naif hem de mütekebbir bir insan olmak mümkün. Dünyanın hakikatlerinden uzak ve tehlikelerine karşı korunmasız olup da yine aynı dünyanın kendisi etrafında döndüğünü sanmak mümkün. Celile böyle bir insan, devrinin nihilisti, aynı zamanda fatalisti, fakat yakalayıp sorsanız bunun ayırdında dahi değildir.
Profile Image for güzin tekeş.
257 reviews11 followers
March 4, 2022
Suat Derviş’in genç okurlar tarafından tanınmamasına çok üzülüyorum. Keşke kitaplarının yeni baskıları dili sadeleştirilerek yapılsa, belki gençlere ulaşma şansı artar.

Çılgın Gibi’nin Tolstoy’un bugün hala beyazperdeye uyarlanmaya devam eden klasik eseri Anna Karenina’dan hiçbir eksiği yok. Yazar, kadın ve erkeğin aşka bakışının birbirinden ne denli farklı olduğunu muazzam bir dille anlatmış. Romanın tek kusuru yer yer fazla tekrara düşmüş olması.
Profile Image for özge.
29 reviews2 followers
September 20, 2023
korkak ve bencil adamlar... iyi ki varlar. çünkü onlar sayesinde türk edebiyatı daha da elem verici. var olun beyler.
Profile Image for Safak.
33 reviews2 followers
December 5, 2018
Keske daha once tanisaydim sizi , daha once okusaydim tum kitaplarinizi..Boylesine cesur bir analiz ve yasak ask muthisti..1930 larda birey olma mucadelesi bir kadin icin mumukunlerin otesi bir durumda ‘Celile ‘ tum varligi ile hayatta kaliyor.Suat Dervis hic silinmeyecek izler birakti..
This entire review has been hidden because of spoilers.
Profile Image for Logan.
141 reviews2 followers
May 22, 2022
Tammy Wynnette said it best: "From the start most every heart that's ever broken was because there always was a man to blame."

Suat Dervis's writing style is simple in that mid-century dime-novel way. Paragraphs are often one sentence long, as if to say that the ten words you've just read are all there is to know about the subject at hand. Dervis is very direct about a character's emotions, but that directness leaves the reader feeling overwhelmed by the sheer amount of passion contained in the words.

This novel follows a woman who has an affair with her husband's business partner. The conflict stems not from the men's competition over Celile, but their shared relationship with her. They are grappling with the conflicting ways that men view women, often simultaneously: as helpless virgins and as lying temptresses. Muhsin, the lover, believes that Celile has been sent to him by her husband as an offering in exchange for more favorable business terms; in other words, she is both a puppet and a manipulator. Ahmet, when he finds out about the affair, believes that Muhsin has stolen his wife from him even as he curses Celile for deceiving him. Later, Muhsin discovers that Celile is pregnant with his child, he is angry with her, thinking that she has gotten pregnant on purpose to force him to marry her, while at the same time feeling sorry for her.

Normally, writers are told to focus on characters' agency, especially when it comes to female characters. But here, Celile is systematically deprived of agency. She is totally at the whim of her husband's will, then of Muhsin's. The only decision she seems to make in this novel is to leave Ahmet. All along the way, Dervis makes it clear that Celile doesn't have many choices in life because she is an upper-class woman with no skills. Without her partners, she would fall into penury. Throughout the novel, it's clear what becomes of such women: they turn to sex work. At the end, there is a moment where Celile contemplates suicide. But even then, she can't make the jump.

The relationships in this novel are complex and interesting because the characters have these flaws. It's reminiscent of Jane Austen, only without so much sitting around and talking. Men are all the same, it says, and searching for a good one is pointless, especially when you've already got a bad one at home. If you need a good cry, this novel is the one for you.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Profile Image for Derya.
48 reviews5 followers
June 13, 2022
Suat Derviş'in neredeyse yirmi yıldır kütüphanemde okunmayı bekleyen kitabını başlığı yüzünden bir türlü elime alamamıştım. Ta ki arkadaşım Olga yazarı önerene kadar. Hâlâ başlığın kötü seçildiğini düşünüyorum, ama roman çok başarılı.

Celile'nin annesi Celile'yi dünyaya getirirken ölmüştür. Celile, saraylı bir aileye mensup olduğu halde üst üste yaşanan talihsizlikler sonucu gitgide fakirleşen hüzünlü ve mesafeli anneannesinin yalısında büyür. Çocukluğu ve gençliği, dedesinin serveti tükenirken ve yalı ayakta duramayacak hale gelirken kendi iç dünyasında, yapayalnız geçerken hiç kimseden bir şey istememeyi, şikâyet etmemeyi öğrenmiştir.

Yaşanan talihsizlikler, anneannenin ölümüyle birlikte Celile amcasının evine döner ve ailenin bir ahbabıyla, muhasebeci Ahmet'le evlenir. Daha orta direk bir aileye mensup bu genç adam karısına âşık olmakla birlikte kısa bir süre sonra maddi hırsları gözünü kör edecek ve karısının duygusal olarak kendisinden uzaklaştığını fark etmeyecektir. Celile, kendisine aşkını ilan eden ülkenin önde gelen zenginlerinden Muhsin'i defalarca reddettikten sonra aşka karşı koyamaz ve evini terk ederek Muhsin'le yaşamaya başlar.

Romanın bundan sonraki kısmı tahmin edileceği üzere bu aşkın düşüşüne şahit olacak. Muhsin, Ahmet gibi sefil bir görgüsüzün karısını nikâhına almayı reddedecek, kadının büsbütün içine kapanmasına neden olacaktır. Bir yandan da Celile'nin kendisine olan aşkını sürekli sorgulamaktan kendini alamayacaktır.

Öykü psikolojik, sosyolojik, toplumsal cinsiyet okumaları yapmaya çok uygun. Sınıf çatışması, toplumsal cinsiyet bağlamında kadınlık-erkeklik olguları, insan psikolojisi, Osmanlıdan yeni Türkiye'ye geçişteki sarsıntılar ve toplumsal dönüşüm romanın arka planını oluşturuyor. Toplumsal kuralları hiçe sayan Celile karakterini çok sevdim ve tabii ki yazıldığı dönem itibariyle çok çok cesur buldum.

Bir aşk öyküsü etrafında gelişen realist bir roman olan Çılgın Gibi'de Celile, Ahmet ve anneanne Çeşmiahu hanım karakterlerinin çok derinlikli anlatıldığını düşündüm, ancak Muhsin karakterinde boşluklar var. Muhsin hakkında tek bildiğimiz şey -neredeyse- aileden zengin olduğu ve ileride mebus olacak kadar nüfuzlu biri olduğu. Bir diğer hayal kırıklığı da romanın sonuyla ilgili. Suat Derviş, Madam Bovary ya da Anne Karenina gibi, karakteri öldürmemiş. Ama yaşatmamış da. Celile, bir zenginin kapatması olarak yaşamaya mahkûm edilmiş.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Displaying 1 - 30 of 84 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.