Il male racconta il delirio, le ossessioni, le perversioni, le distorsioni della nostra società postmoderna, attraverso una potente metafora narrativa, tra immaginario e reale. In un viaggio nelle viscere delle nostre città, Lucifero il principe delle tenebre, il figlio di luce nera, descrive la moltitudine di periferie abbandonate, gli innumerevoli luoghi di perdizione, le profonde paure dei dannati in vita, e tutto questo attraverso gli occhi e la pelle di dieci anime fragili, sconfitte, crollate. Il principe di luce nera, senza mai intervenire o apparire, vivrà e subirà il male in terra compiendo un vero viaggio ad infera, alla scoperta di cosa l’uomo moderno è in grado di fare. Al termine rimarrà la visione di un inferno terrestre ben più atroce, violento e osceno degli inferi stessi, e il peso insopportabile di una profezia svelata. Dalle pagine del romanzo escono come un fiume in piena le voci, i volti, le situazioni che dipingono il ritratto sconvolgente di una società in frantumi, tutto con uno stile narrativo incredibilmente visionario e allo stesso tempo realista. Il male, un romanzo che capovolge le nostre sicurezze, che rimette in discussione i luoghi del bene e del peccato, l’inferno e il paradiso, il reale e l’irreale.
Herkese merhaba, Bugün size oldukça sarsıcı bir kitap önereceğim. Şeytan denen mefhum, binlerce yıldır insanın ve inançlarının bir parçası olageldi. Bazı dini inançlar yüzyıllar içinde değişikliğe uğrasa da, kötülüğün sembolü olan şeytan günümüze kadar hiç değişmedi. Kitabımızda yeryüzüne inip insanların içine giren Lucifer’ın hikayesi anlatılıyor. Böylece şeytan, insanların içine girerek saf kötülüğü ve yaşadıkları acıyı deneyimliyor. Kitap ilerledikçe kötüyü ve kötücül olanın ne olduğunu sorgulamaya başlıyoruz. Ekonomik güce tapanın, teknolojinin kölesi olanın, ensest ilişkiyi dayatanın, uyuşturucu müptelası olanın, hırsızlık yapanın, savaşlar çıkaranın, kaos yaratanın kim olduğunu sorgulamaya başlıyoruz. Dolayısıyla kötü olanın şeytan mı yoksa içindeki kötülükle şeytana taş çıkaran insanın mı olduğunu düşünmeye başlıyoruz. Kitabın yazarı bu anlatısıyla çevremizde olup biten ama görmezden geldiğimiz belki de alıştığımız olguları tokat gibi yüzümüze çarpıyor. İnsanın nasıl yozlaşmış bir varlık olduğunu eğip bükmeden önümüze koyuyor. Müthiş bir toplum eleştirisi. Su gibi akan bir kitap değil, tekrar tekrar okuyup zor sindirdiğim bölümler oldu. Mutlaka okumanızı isterim.
"Il creato porta in sé il dolore come l'amore, e se in principio la materia assorbe, nel tempo la materia restituisce, nella pace del tramonto come nella furia del temporale." [...] "Ognuno conduce il proprio corpo lungo una strada a spirale che non porta da alcuna parte, se non alla morte, sempre alla morte, comunque alla morte. Camminano e camminano e continuano a camminare nel disperato tentativo di dimenticare dove la strada li conduce."