Alain Gresh, Filistinlilere yönelik yöneltilen suçlamalarda çifte standartların altını çizer ve uluslararası topluluğun, özellikle Batılıların, İsrail’i somut kanıt olmaksızın savunma eğiliminde olduğunu vurgular. Joesph Borrel’in, suçlamalarda kanıt yükünün suçlayanda olduğunu belirten ifadesine atıfta bulunur; ancak Filistin bağlamında Filistinlilerin genellikle suçlu sayıldığını ifade eder.
Gresh, Filistinlilerin protestolarının, öfke gösterilmediği takdirde dünya genelinde unutulabileceğini belirtir. Gideon Levy’den alıntı yaparak, direniş eylemlerinin terörizm olarak görülebileceğini, ancak bunun modern askeri güçlerle yapılan büyük bir eşitsizlik mücadelesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır.
Yazar, işgal altındaki Filistinlilerin yaşadığı terörün anlaşılmadığını ve buna karşı gösterilen duyarsızlığın Batılıların çoğunluğu için bir inkar biçimi olduğunu çizer. Aynı zamanda, Batı’nın kendini medeniyetin taşıyıcısı olarak görmesini ve otoriter rejimleri desteklemesini eleştirir; bu durumu, 11 Eylül sonrasında Georges Bush’un sözleriyle örneklendirir.
Sonuç olarak, Gresh, Filistin’in, dünya genelinde bir dekolonizasyon hareketinin sembolü haline geldiğini, çeşitli kesimlerin ses birliği yaptığı ortak bir dava olarak ön plana çıktığını vurgular. Ayrıca, eleştirel olan sivil toplum kuruluşlarına yönelik alınan yaptırım kararlarının, şimdi Güney’e karşı güçlü bir tepkiyi kışkırttığını belirtir.