Binlerce yıl önce, insanların açgözlülüğü doğayı tükettiğinde büyük bir tufan koptu ve Derin Deniz bilinen dünyayı yuttu. İlk Dünya sular altında kaybolurken, İkinci Dünya dağlara sığınan az sayıda insanın yaşadığı Kaya Şehirleri olarak yeniden doğdu.
Derin Deniz'in uzak bir köşesinde ise kurtulmayı başaran diğer insanların Ark Ulusu adını verdikleri bir ada, dalgaların boğamadığı tek gerçek toprak parçası olarak ayakta kaldı. Ancak bu ulus, Kaya Şehirleri'ndeki insanları yanına almamaya kararlıydı.
Ark Ulusu, düzenli olarak Kaya Şehirleri'ne erzak ulaştırıp onları hayatta tutsa da bu erzakların bedeli; Kayalı çocuklardı.
Seçilen Kayalı çocuklar Ark Ulusu’nun donanmasında savaşmak için yıllarca eğitiliyor, Gezginler adı verilen deniz haydutlarından Ark’ın bereketli topraklarını korumaya çalışıyorlardı.
Aralarından seçilemeyenler ise Çürük olarak damgalanarak, umutsuz ve çorak Kayalar’ın insafına bırakılıyordu.
Lunulata, Çürük kaderini reddedip destansı bir hikaye yazmaya karar verdiğinde yanında sadece kardeşi Arm vardı ve bu serüven onu kendisi gibi özgürlüklerinin peşinde olan, Dante, Beau ve Hodbin ile bir araya getirdi.
Birlikte, bilinmeyen bir limana ulaşmak için imkânsız bir yolculuğa atıldıklarında tehlikelerle; dolu, heyecan verici bir macera da başlamış oldu.
Gezginler, Ark Ulusu ve Kaya Şehirleri arasındaki entrikalar, ihanet ve sırlarla dolu bir dünyada, birbirine hiç güvenmeyen bu beş genç, özgürlüklerini kazanmak için mücadele etmek zorundalar.
Peki, ulaşmak istedikleri liman gerçekten var mı? Ya da oraya varmak için kendilerine bile ihanet etmeyi göze alabilecekler mi?
***
Övgü Deveci Safi; ‘Hainin Mührü’nde’, kendine has betimlemeleriyle bir solukta bitirebileceğiniz, birbirinden farklı beş gencin hikâyelerinin buluştuğu, distopik bir dünyanın kapılarını aralıyor.
kitabımız yeni bir dünyada geçiyor. birinci dünya dedikleri bizim dünyamız sular altında kalmış ve artık çok az kara parçası varken ikinci dünyada Ark denen yeni bir ulus doğmuş. adalardan oluşan Ark, kendisini yeni dünyayı koruyan iyi bir ulus olarak görüyor. yanlarına almaya değer görmedikleri diğer insanlar, etrafındaki yüksek kayalarla sulardan korunan bir ovaya yerleşmişler, bunlar da Kayalılar. bir de Gezginler var. kendilerine ait bölgeleri olsa da bunlar esasında korsan.
ikisi Kayalı, ikisi Ark'a ait ve biri de Gezgin olan beş baş karakterimiz var. hepsi farklı yerlerde başlayıp aynı noktada mecburen bir araya geliyorlar.
şimdi: konu gayet güzel, akış çok iyi. kitabın akıcılığı gerçekten takdir edilesi ki bu bir artı. kitabı bitirmiş olmam beni tanıyanlar için çok şey söylüyor. normalde en ufak saçmalıkta, hatada bırakan birisiyim. Hainin Mührü, söyleyeceklerime rağmen düzgün bir Türkçesi olan, saçmalamayan ve cringe etmeyen bir dile sahip. bu beni gerçekten şaşırttı, yalan söylemeyeceğim. bir beklentim yoktu açıkçası. o yüzden hayal kırıklığı yaşamadım, aksine mutlu oldum.
fakat kitabın içerisinde çok ciddi bir virgül sorunu var. bu yazarın hatası mı bilmiyorum ama öyleyse bile editör ve son okumacı ne yapıyordu? benim gözüme deli gibi virgüller olsun, hatalar olsun batarken bu kişiler nasıl bunu göremedi? virgüllerden dolayı kitabı neredeyse bırakıyordum, hiç şakam yok. okumamı, akışı çok baltaladı. bir ara kitaba karşı komplo mu kuruldu diye bile düşündüm. çok büyük bir sorun. bunun haricinde bazı yerlerde kalıp hataları gözüme çarptı. eksik ya da yanlış yazılmış ekler de çok fazla olmamalarına rağmen varlar.
devam edelim. Kayalı ve Gezginlerin çocuklarına isim değil lakap vermesi meselesini sevdim ama, tamam çok güzel, peki soruyorum: neden kolu olmayan (hatta bir ara dirseğine kadar olmayan kolu denmiş fakat sonra elsiz denmiş [tamam kolu yoksa eli de yok ama böyle söyleyince sadece bileğe dek eli yokmuş gibi anlaşılıyor] gibi gibi yerlerde kafamı karıştırdı) karakterin ismi neden İngilizce Arm? kitap Türkçe yazılıyor, içerisindeki dünya bildiğimiz dünya değil haliyle farklı isimler olabilir AMA lakap üstünden giderken doğal olarak yazıldığı dilde kelimeler kullanılacak. herkesin lakap ismi Türkçe iken bu karakterin ismi neden başka bir dilde?
kalan bütün isimlere bayıldım. Beau ve Dante isimlerinin lakap olmadığını düşünürsek bu ikisinin nereden geldiğini de okumak isterdim. şimdi şöyle düşünün, dünyada nasıl bir kaynak var eskiye dair bilmiyoruz ve lakap isimleri olan insanlar harici hiç kimsenin ismini öğrenmedik. lakap ismi olmayan sadece bu iki kişi var bildiğimiz, o yüzden merak ediyorum bunların isimleri nereden geliyor.
kitabın içerisinde tekrarlar var. bu ne demek? çok göze batan, oha iğrenç bir hata gibisinden şeyler değil bunlar. tekrardan kastım şu: karakterler ilk kez tanıtılırken onlar hakkında bir şeyler söyleniyor, tamam. mesela Arm karakteri yumuşak kalpli, güler yüzlü, neşeli biri diye tanıtıldı. fakat iki üç sayfa sonra Lunu açısından okurken bunu yine tekrar ediyor. 'o böyle biriydi, o bu yüzden böyle söylüyordu, böyle yapıyordu çünkü o iyi kalpliydi' diyerek kitabın içerisinde bir sürü cümle var herkes için ve bu artık şu manaya geliyor: yazar bizi ikna etmeye çalışıyor. 'bak bu karakter bunu yapıyor, ben bunu yaptırarak sana onun nasıl biri olduğunu anlatamamışsan EĞER, oldu da anlayamazsan hani ben yeteri kadar anlatamıyorsam hal ve hareketleriyle diye tekrar ediyorum, bak bu böyle bir karakter olduğu için bunu bunu düşünerek yapıyor' diyerekten bana açıklama veriyor.
bazı bilgileri akışın içinde katmak konusunda eksik var. karakterin eylemi ile ya da ikilemde kalması ile ben onu anlayabilecekken akışa ve hareketlerine bunu katmayıp bize bunu açıklama gereği duyduğu şeyler var daha ilk 20-30 sayfada. benim en çok notum bu tekrarlar üstünden (virgüller hariç). ileride de var bu tekrarlar ama ilk 20-30 sayfada çok sık ve art arda.
kitabın içerisindeki Tanrı isimlerini çok sevdim. Tak ve Dak, Yaşlı Adam, Yürüyen Kadın vb. o kadar hoşuma gittiler ki. bir inanç farklılığı eklenmesi gerçekten beni keyiflendiren bir durum. kalan kültürel farklılıkları az da olsa görmek isterdim. bu kişisel fikrim: dil farklılığı. aksan farkı belirtmesi isterdim çünkü dünyada sadece bildiğimiz bu üç konumdaki insanlar kalmış, birinci dünyadan sonra tam olarak nasıl bir bütünleşme ve yeni bir ulus kurma süreci olduğunu bilmiyoruz haliyle bu yeni ülkeyi kuran insanların hepsi aynı ırka mı mensup yoksa farklı farklı kişiler mi bir fikrimiz yok. eğer farklı insanlarsa dilleri de farklı olmalı ve bu ilerleyen yüzyıllar her ne kadar aynı dile evrimleşme getirse de Kayalılar, Ark ve Gezginler arasında bir aksan veya konuşma biçimi farklılığı kalmış olmalı ve bunu görmek çok hoşuma giderdi. dilci olanlar el kaldırsın. bu bir hata veya eksik değil. sadece kişisel olarak görmek isteyeceğim bir detay çünkü kurulmuş dünya hoşuma gitti fazlasıyla.
şunu söyleyeceğim mesela Dede karakteri bazen dümdüz konuşurken bazen bizdeki eski dedelerin konuştuğu biçimde konuşturulmuş. bu kötü bir şey değil ama kafası karışık bir şey. çünkü karakter bir böyle konuşuyor ve bir şöyle konuşuyor. hatta burada ekstra bir parantez daha açıyorum, bu karakter geçmişinde korsan olarak yüce bir savaşçı diye anılıyor ama ben bunu göremedim. yufka yürekli, sevecen bir adamdı. geçmişinde neler yaşadı veya ne oldu da çocuk yetiştirip onlara babalık yapmaya karar verdi gibi detaylar eksik kaldığı için bu yüce korsan savaşçı imajını alabileceğim bir kırıntı da kalmamış adamda. en azından yabancılara karşı, mesela Arm'a bir kol mesafe beklerdim (hehehe). yani hal hareketleri için mantıklı bir açıklama veya psikolojik bir durum varsa bile metinde bu eksik benim açımdan.
kitabın tonu ara ara çalkantıya uğruyor. bu ne demek? ciddi bir tonla mı gidiyorsun yoksa daha samimi mi tonda mı gidiyorsun? metnin biçimi çok önemli. 400 sayfada birkaç kez bağırdıklarını büyük harflerle yazarak belirtmişler fakat kitabın geri kalan kısımlarında herhangi bir bağırma sahnesinde böyle bir şey yok... kafes bir ben sıfır gibisinden bir ifade gördüm. o kadar irite etti ki beni bu. çünkü bu dünyada böyle bir şey yok? böyle bir şey akışta da yok, kimse böyle konuşmuyor. böyle bir ifadenin aklına gelmesi de mantıksız, yani çok yavan olmuş. uymamış bu dünyaya ya.
karakterlerin çeşitli oluşu güzel bir detay çünkü malum, tek tiplemeye boğulan bir yeni nesil yazar problemimiz var. burada gerçekten farklı hal hareketleri, güçlü veya zayıf yönleri olan insanlar tasarlanmış. ama, yine bir ama evet özür dilerim, karakterlerin yaşadıkları durumlar, duygular... izin verirseniz ben karakterin geçmişte ne yaşadığını illa o geçmişin bana anlatılmasıyla öğrenmek zorunda değilim. şu an karakter bunu yapıyor veya karakter bunu düşünüyor veya karakter bu konuda ikilemde, haaa tamam bu kız bir şey yaşamış. ben bunu anlarım ama sürekli sürekli açıklamalarla bizi bir telkin etme çabası çok yoruyor açıkçası.
direkt hareket edebilir karakterler, illa o hareketin gerekçelerinin bize açıklanmasına gerek yok. bölüm başları da aynı şekilde, birilerinin iç düşünceleriyle veya analizleriyle başlıyor ama bir önceki sahnede kaldığımız aksiyondan devam edebiliriz. hiçbir insan günlük hayatını geçirirken durduk yere bir anda tarihi düşünmeye başlamaz.
karakterlerin karakteristik özelliklerinin bize yeteri kadar sahnede anlatılamamasından ötürü sürekli paragraf aralarında o böyleydi, böyle düşünüyordu, böyle biriydi, bunu yapardı, bunu yapmazdı deyip anlatma çabası var. ben bunu görmezsem ikna olmam. duygulara ikna edilmek istemiyorum. benimle konuşmayın, bana hikâye anlatın.
karakterlerin farklı noktalarda bir araya geldikleri kısmı çok sevdim. ilişkilerini sevdim. acımasız olmalarını sevdim. ihanetlerini sevdim. bayıldım hatta. asla beklemediğim bir ters köşe yedim. üzüldüm, kahrımdan öldüm... kitabın ismi...
Dante karakterinin özellikle aidiyet duygusu ve güven duygusu konusundaki çalkantıları, yaşadığı şeylerin ondaki etkisi yine akışta anlatıldığı ama yedirilemediği için bu tekrarla bizi ikna etme çabasına kurban gitmiş bir diğer şey.
bazı sahneler samimiyet yaratayım derken çok gereksiz olmuş. işimiz gücümüz var, götümüzden kan alıyorlar, az önce ölüyorduk falan acilen bir şey yapmamız gerek, bunlar durup dans ediyorlar, kahkaha atıyorlar.
üçüncü şahıs olmasına rağmen olduM olası (tdk böyle diyor biyorum ama aynı zamanda bu ifadenin birinci şahısa ait bir kalıp olduğuna dair bilgi de var) denmesine fena kuruldum ayrıca. virgüller demiş miydim?
bir yerde Dede öyle bir nasihat vermeye girmiş ki 'tamam Bilgecan Dede' yazmışım yanına haahahahha. gereksiz pozitiflik var. böyle bir dünyada bu kadar gereksiz pozitiflik manalı değil. bu insanlar kitap okumuyorlar, bu insanlar ders almıyor, bu insanlar herhangi bir şekilde felsefe o bu şu gibi şeylerle etkileşim halinde değiller, erişimleri yok. onların düşüncelerini okurken bu kadar çok felsefe yapmaları, her kafes bilmem nedir, kafes aslında kafes değildir, kafes aslında kendindir gibisinden alakasız ve yersiz şeyler var ki gerek yok böyle şeylere. çok net bir şekilde üzgün hissediyordu demekten kaçınıp gereksiz dram olmuş. oysa gayet akıcı bir anlatımı var...
karakterlerin bizde çizilen imajlarının aksi yönde hal hareketleri mevcut ara ara. mesela Dante'nin yanaklarının kızarması veya sert, gamsız karakterin gözlerinin dolması gibi. tabii ki de böyle insanların gözleri dolabilir, rol kesiyorlardır falan ama bunun böyle hiçbir şekilde hissettirilmemesi ya da onun bakış açısından okurken kafasının içinde en azından ağlama dürtüsüyle alakalı bir şeyler okumamış olmamız bir anda gözünün dolduğunu gördüğümüzde mantıksızlık yaratıyor.
Öfke diyorum bu arada...
Lunu karakteri sürekli ben şöyle bir belayım, ben böyle bir belayım, neye bulaştığını asla bilmiyorsun falan filan deyip hiçbir şey yapmıyor. yapabilecek bir karakter de değil. kimseye bela olduğu yok. bundan önce yaptığı herhangi bir geçmiş bilmem ne de okumadık, okumuyoruz. karakter sadece ben böyleyim dostum ben çok asiyim havalarında beni ikna etmeye çalışıyor. iyi de değilsin öyle. bir şey yap göreyim ya da yaptığın bir şeyi anlat göreyim o zaman. AMA buna rağmen çoooook sevdim Lunu'yu. hani SAÇLARINI KARIŞTIRABİLİR MİYİM LÜTFEN?
Ringo karakterini çok merak ediyorum, sanki altından bir şey çıkacak gibi.
gemiye binişimiz ve gemide olanlar gerçekten çok iyiydi. oralara bayıldım okurken.
beni yanlış anlamayın, şu an hiçbir şeyle alay eder gibi konuşmuyor olmam zaten kitabı sevdiğimin göstergesi. bütün bunları sadece daha iyi olabilmesini istediğim için söylüyorum ki yukarıda söylediğim tüm şeyler 400 sayfalık kitabın içerisinde yayılmış haldeler. çok göze batan şeyler değiller fakat benim batıyor, mesleki deformasyon diyelim. zaten iyi bir kitap, bunlar da olmasa mesela çok güzel bir şey olurdu. devamını okuyacağım, üç de gelecekmiş. ilerleyen vakitlerde yazarın bunları da halledip daha da iyi kitaplar yazmasını isterim. beni hayal kırıklığına uğratacağı bir noktaya gelene kadar veya ilerlemediğini görüp hep aynı kaldığını düşündüğüm bir duruma düştüğümüz ana kadar (umarım yaşanmaz) merak içinde devam edeceğim okumaya. gayet güzel, okunaklı, akıcı ve düşünülmüş, düzgün cümlesi olan bir kitap. takdir ettim ve teşekkür de ediyorum. keyif aldım gayet. heyecanlı ve sürükleyici idi. dünyasını çok sevdim. düzgün türkçesi için de teşekkürlerjwjjsjwjw BUNA HASRET BİR ÇAĞDAYIZ.
dediğim gibi duygusal cümleleri yer yer yavan bulsam da gözlerimi devirip fırlatmak istemediğim için bunlar göz ardı edilecek kıvamda.
Hodbin ve Otto ikilisine bayıldım. karakterlerin mizahı çok güzel, bazı hakaret cümleleri evrene özel olarak tasarlanmış ve ba yıl dım.
3/5 veriyorum ama puanlama sistemim bana ve hislerime ait bir düzenek olduğundan lütfen kendi 3 puanınıza atfettiğiniz 'demek ki kötü?' düşüncesine kapılmayınız. kitabı öneriyorum.
Hainin Mührü kesinlikle bir öneri ve şans verip destek olunması gereken bir yeni yazar.
yazarın kalemi başarılı, sürükleyici, konu kendine has, karakterler ve karakter dinamikleri okuyucuyu içine çekiyor. okurken şaşırıyor, üzülüyor ve karakterlerle konuşuyorsunuz. kitabın ilk yüz sayfasında karakterleri tanıyorsunuz. lunu & arm ikilisi manevi kardeşler, dante & beau düşman ve âşıklar, hodbin de intikam isteyen bir şair. karakterlerin hepsinin kendine özgü güven sorunları olduğu için bu beşli bir ekip olmak durumuna geldiğinde işlerin onları nasıl yakınlaştırdığını okumak ÇOKKK keyifli. hepsi birbirini sırtından bıçaklamak, öldürmek istiyor ama hayatları birbirlerine bağlı olduğu için de güzel güzel geçinmek zorunda kalıyorlar. eğer found family, enemies to lovers, ihanet vesaire istiyorsanız zaten bu kitaba bakın derim. dinamikler de bu troupelardan daha derin zaten. bir plot twist var ihanetle bağıntılı olduğu için kitabın ismiyle beraber iki şaşırdım üçüncüsünde biraz daha anlayış geliştirdim. diğer olumsuz eleştirim de kitabın dizgisi, bir de son okumacı olmadığı için bazı yazım hataları var ama çok daha iyi yerlerden çok daha kötü hatalar okuduğum için buna pek laf edesim de gelmiyor. öfke diye bir karakter var çooooook tatlı biri bir tane de kedisi var o da aşırı tatlı bir kişi, sürekli beraberler. bayağı keyifli ve güzel bir kitaptı
Kitabı çok sevdim, aynı şekilde yazarını da. Betimlemeleri oldukça yerindeydi ve hoşuma gitti. Kitabı anlamak biraz beni zorladı, 3. okuyuşumda her şey daha da fazla oturdu. Hikayeyi Karayip Korsan’larına benzettim ve sevdim. Karakterlerden en çok Lunu’yu ve Hodbin’i sevdim hatta ikisini yakıştırdım umarım devam kitaplarında bu çiftin arasında bir şey olur diye ümit ediyorum. Dante ve Beau’nun da birbirleri için yapmayacakları yoktu ama bir karakterimiz bizi arkamızdan bıçakladı diyebilir miyiz?? Ben şahsen çok üzüldüm ve şok oldum. Dedimm ne oluyoruz hani ne alaka diye tepkiler verdim. Dante’yi çok sevdim, oldukça zeki biriydi. Ama Beau için aynını söyleyebilir miyim bilemedim. Arm bence kitabın sonlarına doğrı kendini buldu diyebiliriz, karaktersel anlamda gelişme gösterecek ilerleyen kitaplarda. Annesi ve babasıyla olan olayları beni çok üzdü, umarım diğer kitaplarda ölmez ve mutlu olur. Hodbin’in hinlikleri beni çok eğlendirdi ve fenalığı beni bitirdi, Dede ile olan bağları çok özeldi. Lunu’nun da karakteri ona benziyordu ama kendisi daha fazla güçlü bir kadın karakterdi, amaçları için Arm’ı dahi görmedi birazcık harcadı zavallı çocuğumu. Ekip olarak aralarındaki dinamik beni eğlendirdi, diğer kitaplarda ne olacak bakalım. Bence yazar senenin son golünü vurmuş bana kitabın sonuyla, baya da sevdiğimi söylemek istiyorum, abartılması gereken bir yazar.
Dünya bir gün sular altında kalsaydı ne olurdu? Bu birçok kez düşündüğümüz hatta popüler kültüre uyarladığımız bu senaryoyu bir de Övgü Deveci SAfi'nin kaleminden okuyoruz.
Yazar bu sular altında kalmış yeni dünyayı bize beş farklı kişinin gözünden aktarıyor. Hepsinin ayrı sorunları, ayrı kişilikleri ve ayrı amaçları var. Hiçbiri de masum değil. Yazar bu senaryoyu kendi kalemi ile orijinal ve ilgi çekici hale getirmiş ve her anını okumaktan zevk aldım. Yazar böyle bir durumda insanların izleyeceği yolu gerçekten güzel ve doğasına uygun bir şekilde yazmıştı. Kalemi akıcıydı ve ilahi bakış açısı ile hikayeyi okuyucuya masalsı bir dille sunuyordu. Karakterlerin hikaye içerisindeki gelişimi güzel aktarılmıştı. Özellikle bir kısım vardı ki hikayeye neden Hainin Mührü denmiş çok iyi anlaşılıyordu.
Sadece Dante ve Beau arasındaki ilişkiyi daha çok okumak isterdim. Her ne kadar ikilinin uyumunu sevsem de onlar hakkında bazı şeyler hızlı gelişti gibi geldi bana.
Okumayı çok istesem de başaramadım. İlk 150'i sayfayı aşan arkadaşlarım keyifle okudu ama ben adadan elendim. Kitabın her yeri, HER YERİ virgül dolu, çok bölük pörçük. Odaklanmakta çok zorlandım. Belki ileride tekrar denerim.
Beklentim vardı çünkü sevmeyeni görmemiştim ama bu kadar beğeneceğimi ve uzun günler boyunca okumak zorunda kaldığım halde hiç sıkılmadan okuyacağımı hiç düşünmemiştim… heyecanı, karakterlerin problemli yanları, kitaptaki o depresifliği ama aynı zamanda hepsinin içinde barındırdığı umudu gerçekten sevdim. İlaç gibi geldi valla 🥹
yaa karakterler o kadar güzel kiii❣️❣️❣️😻😻😻🤩🤩🤩✨✨✨ zaten insan karakteri bu kadar sevdiğinde kurgu o kadar güçlü olmasa bile karakterin dönüşümünü, yaşayacaklarını merak ettiği için okumaya devam eder ki kurgu da çok iyi💥
birkaç kafama takılan şey var ama onlardan dolayı puan kırmak isterdim çünkü çok güzel bir kurguydu ve yazar da bizden yani üstüne 💕 onlar da şunlar ki öfkeli dışında türkçe bir isim yok ve bu biraz tuhaf gelmişti başta özellikle arm’ın durumunda yani kol anlamına gelecekse neden ingilizce? bir de dünya suları altında kalalı beri geçmişle gelecek arasındaki bağın bu denli kopmasını garipsedim hani yeni bir din gelmiş sanki yaşlı adam yaşlı kadın dokuz kızı falan filan… tabi başka bir dünya sular altında kaldı gibi düşünmek gerekiyor belki de ndndn bazı cümleleri ingilizceden kötü çevrilmiş kitaplardaki gibiydi seni küçük seni lanet olası gibi gibi… ama genel olarak aşırı olumluyum seriye çok güzel bir başlangıçtı.
Bizim dünyamız, kitaptaki adıyla birinci dünyanın, sular altında kalmasıyla kayalarda yaşayan bir grup gencin güvenli bir liman bulma serüvenini anlatıyor kitabımız.
Ben beklentim yüksek bir şekilde başladım. Yorumuna güvendiğim herkes hakkında çok güzel şeyler söylemişti çünkü. Fantastik evrenlerde genelde giriş kısımları evreni tanıtma, orayı okuyucunun aklına kazıyıp o şekilde devam etme şeklinde oluyor ve bunu okumak çok hoşuma gidiyor benim. Yazar bunu güzel bir şekilde işlemiş. Yaratılan evren müthiş. Kitabı okumaya başladığım andan itibaren kafamda hep anlatılan yeri canlandırabildim. Bu giriş kısmının biraz uzadığını düşünüp bırakmaya kalksam bile iyi ki bırakmamışım çünkü kitapta olaylar belli bir kısımdan sonra başlıyor ve tempo hiç azalmıyor.
Lunu, Arm, Hodbin, Dante ve hatta Beau’yu sevdim. Yaratılan evrene göre karakterlerin işleyişi çok güzeldi. Hepsinin bakış açısından okumamız ve buna yeteri kadar yer verilmesi okuyucu tarafından da karaktere bakışın kolaylaşmasını sağlıyor bence.
Kitapla alakalı asıl sıkıntılarımdan ve puan kırmama sebep olan şey virgül kullanımı… O kadar fazla virgül vardı ki ister istemez duraklamak zorunda hissettim kendimi bir yerden sonra ve bu okumamı biraz yavaşlattı. Bunun dışında giriş kısmının bi tık uzun olması ve oralarda tekrara düşmeseydik benden 5 yıldızı sonuna kadar alırdı çünkü ben en son ne zaman böyle denizcili, korsanlı bir hikaye okuduğumu hatırlamıyorum.
İyi ki şans vermişim dediğim bir okuma oldu. Umarım sizler de sever, keyifle okursunuz.
Kitap kulübü ile birlikte nisan ayının okuduğum ikinci kitabı olan Hainin Mührü çok beğenerek okuduğum bir giriş kitabı oldu. Karakterlerin her birinin yaşadığı acı olaylar ve zorlukları okumak üzücüydu. Lunu ve Arm'in kardeşlik ilişkisi ve ne olursa olsun birbirlerinin yanında olmaları çok güzeldi. Hodbin hilebaz olarak davransa da aslında ne kadar zorbaliklar ve kötü olaylar yaşadığını okuyunca onu daha da iyi anladım. Dante ise o soğuk duvarlarinin arkasında geçmişini okuyunca yıkıldım. Beau ise beni sinir etti yaptıkları ile. Her karakteri okurken o kadar çok benimsedim ki. Çok güzel bir distopya içeriyor. Kitapda çok kez adaletsizlik sistemini hissettim. Kitap bana her duyguyu yaşattı .Okurken eğlendim,üzüldüm ve sinirlendim. Yazarın kalemini de çok akıcı buldum. İkinci kitap için çok heyecanliyim
Çok iyiydi. O kadar akıcı o kadar keyifliydi ki nasıl bitti anlamadım. Kendine has karakterler ve bir sonraki an ne olacağını bilememenin verdiği heyecanla çok güzel kaleme alınmış bir kitaptı. 5 üzerinden 4,5 çok rahat verebileceğim bir kitaptı gerçekten. Puan kırmamın tek sebebi karakterlerin olayları çok hızlı kabullenip adapte olmasından kaynaklandı o kısım biraz aceleye gelmiş gibiydi ama yine de çok iyiydi hemen ikinci kitaba başlayacağım.