Melike İnci'den kadına ve hayata dair çarpıcı bir ilk roman.
Bir süre konuşmadan kutuya baktılar. Yasemin aynı Murat gibiydi. Şimdi karşısında oturan Murat olsaydı, aynı şekilde, kutu açılsın mı açılmasın mı, diye saatlerce beklerdi. Selim Yasemin'in onayını beklemekten sıkıldı. Kutunun içinde ne olduğunu çok uzun zaman merak etmişti. Pandora'nın Kutusu değildi ki bu. Zübeyde Anneden bir kötülük gelmezdi ki.
Selim tam anahtarı eline aldığında, Yasemin elini tutup, "İçimde nedense kötü bir his var," dedi. Nasıl iyi bir his olabilirdi ki? Kocası gitmişti. Romanını bitiremiyordu. Davetsiz bir misafir gelmişti. Selim anahtarı Yasemin'in eline bıraktı. Kadehleri doldurup, birini Yasemin'e uzattı.
"Seni hiçbir şeye zorlamayacağım." Zübeyde Hanım'ın eve sakladığı sedef kakmalı kutunun yıllar sonra ortaya çıkmasıyla geçmiş ve bugünün yeniden şekillenmesine hazırlar mıydı?
İlişkilere, aşka, dostluklara, sınırlara, tabulara, ileri atılmalara, geri çekilmelere, dürüstlüğe, ihanete ve en önemlisi kadına dair bir roman.
1975 yılında İstanbul'da doğdu. 1994 yılında Özel İtalyan Lisesi'ni bitirip İstanbul Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümü'ne girdi. Üniversite mezuniyetinden sonra bir süre kimya sektöründeki işlerde çalışıp 2004 yılında okuduğu lisede laboratuvar sorumlusu ve idari asistan olarak çalışmaya devam etti. 2003 yılında Alarm adlı mizah dergisinde, evlenmeden önceki soyadıyla (Melike Tekin), Nefret Çukuru adlı köşeyi yazdı. Altkitap.com adlı elektronik kitap yayınevinin açtığı 2010 öykü yarışmasında "Yok Gibi" adlı öyküsüyle yayınevi tarafından hazırlanan "Veda" adlı öykü seçkisinde yer almaya layık görüldü. "Ölümsüz" adlı öyküsü Kadir Aydemir’in hazırladığı Yitik Ülke Yayınları'ndan çıkan "Mutsuz Aşk Vardır" derlemesinde yer aldı. "Kırılma Anları" adlı üçlemesinin ilk kitabı olan "O Anda" adlı romanı 2014 yılında ve ikinci kitabı "Aşk Sıraya Girmez" 2016 yılında yine Yitik Ülke Yayınları tarafından yayımlandı. Aylık kültür sanat dergisi Pulbiber'de Gayet Sakinim adlı köşeyi yazmıştır. "Çevrimdışı İstanbul" adlı edebiyat dergisinin yayın koordinatörü olarak yayın kurulunda yer almaktadır.
bu kadar karmasik duygu ve iliskiler agi karsisinda genetik, aile sosyolojisi, felsefe, psikoloji ve daha nice bilim dallari caresiz ve yetkisiz kalir diye dusunuyorum. ben ne soyleyebilirim ki?!
butun karakterlere kiza kiza, yer yer empati yapmaya calisarak, sonra tekrar kizarak, meseleleri icsellestirerek, karakterlerle yatip kalkarak, ne hissediyorlarsa onu hissederek okudum. bitince bi soluklandim cunku o karakterler kadar yorgun da hissediyordum kendimi. simdi icimdeki o yorgun ama hastalikli bir sekilde karakterlerin neye nereye nasil evrilecegini merak eden yanim serinin diger kitaplarini okumayi bekliyor.
Uzun soluklu bir okuma oldu yalan yok üstüne yattım, bekledim yorum yazabilmek adına.
Yazarın Kırılma Anları adını verdiği üçlemesini takriben 5 ila 6 senedir, alayım okuyayım diye diye bir türlü okuyamadım. Nasip @yazariylakonusanlar grubunda ayın yazarı&kitabı seçilmesineymiş. Bence muazzam bir tesadüf oldu, düşünsenize yeni bir kalem tanıdım, okudum (ve bayıldım!) ve kendisiyle sohbet etmek de nasip oluyor.
Lafı daha uzatmadan seriden bahsetmeliyim. Seri 'O Anda' kitabı ile başlıyor. Adeta bir girizgah olduğunu ilan ediyor kitap amma ne girizah! Her karakterin hayatına ucundan kıyısından bi selam vererek dokunuyorsunuz. Ama esas Zübeyde Sultan, İsmet Dayı ve Yavuz Bey'i daha bi yakinen tanıyoruz. Murat-Yasemin - Aylin üçgeninden haberdar oluyor ama doğrusu bazı tepkileri anlamlandıramıyoruz.
Derkeeen seri 'Aşk Sıraya Girmez' ile kaldığı yerden devam edecek diye beklerken a-a o da nesi biz bu defa tam bir gün içinde bu defa Zübeyde Sultan 'ın vefatı ve defnini kapsayan bir günde karakterlerin yanındayız. Olayların zamansal işlenişine burada bir şapka çıkarıyoruz, birçok fuygu aktarımı, diyaloglar ve mekansal tasvirleri bir günde olacak şekilde kurguya yedirmek bence epey ustacaydı. Özellikle bir erkeğin hayatına değen kadınları okumak enfesti.
Tam tadına doyum olmaz mı derken bu defa 'Herkes Kırılır' bizi alıyor ilk kitapta boşlukta kalan yerlerimizi tamamlıyor çarçabuk. İnanın 400 sayfa nası bir çırpıda bitti anlayamadım. Bence yazar da burda bitse mi bitmese mi bilememiş son ama soru işareti ile son demiş.
Kim bilir belki bize, Sevgi, Deniz ile Berk ya da Zuhal Hanım ile İsmet Dayı'nın hikayeleri ile bir sürpriz yapıverir. Umut okurun ekmeği bencesi 😉 @melikeinci1975
Velhasılı kelam, çok güzel bir okuma yaptım. Tadı damağımda kaldı. Üçüncü kitabı diğerleri kadar beğenmeyenler de olmuş, saygım sonsuz ve fakat bence hepsi birbirine bağlı. Ha mesela terstten başlarsanız az biaz sürprizi kaçabilir ama yine de seversiniz.
Az bilinen ama sağlam bir okuma yapayım derseniz buyrunuz, gözüm kapalı tavsiye ediyorum.
Keyifli okumalar diliyorum 🌼
Buraya kadar okuyanlardan bi papatya bekliyorum 🙃🙃🙃🙃
Kitap çok sayıda karakter içeriyor. Özellikle 3 önemli kadın karakter Zübeyde, Yasemin ve Aylin birbirine girmeden büyük bir incelikle kendi karakterlerini başarıyla sergiliyorlar. Kitapta her ne kadar bir kadının gelişimini izliyor gibiysek de bir yandan kullanılan dilin değişimini de izliyoruz. Bir nefeste okunuyor.
'O Anda' bir girizgah romanı olmuş. Kırılma Anları üçlemesinin ilk romanı. Roman iki ailenin iki kuşak iç içe geçmiş ilişkilerini, aşklarını, dostluklarını konu almış. Bir anda bir çok karakter çıkıyor karşınıza. Kim kimin nesiydi karmaşası başlarda kafamı çok karıştırdı. Ama yazarın dili çok akıcı olduğu için fazla takılmadan okunabiliyor. Zaten sonradan öğrendiğime göre bu ilk roman çerçeve gibi düşünülmüş. Karakterleri tanıyoruz. Hikayelerini daha detaylı öğrenmek için 'Aşk Sıraya Girmez' ve 'Herkes Kırılır' romanlarını da okumak gerekiyor. 🤎 Zübeyde ve İsmet tabi ki favori karakterlerim oldu. O ne naiflik ne tatlı bir dostluk...
Evet, bu kitaptan tam olarak ne aldım bilmiyorum ama okurken her satırından keyif aldım. Uzun zamandır bir kitabı böyle şevkle okudum. 4 gün boyunca kitaptaki karakterlerle aynı evde yaşadım. Hala ara ara Murat'ı, Zübeyde'yi, Yasemin'i düşünüyorum. Bitmesin istedim ama sonunu da merak ettim. Bitti. Ben bütün sorularımın cevabını alamadım o ayrı. İkinci kitaba umarım.
Tam olarak hangi kısmına ölüp bitip bayılındığını anlamadığım kitap. Pegasus'tan çıkma aşk romanlarının daha yetişkinimsi ve "elit Türk ailesi" konseptine oturtulmuş hali gibi. Kitapta üzerine konuşulması gereken en derin iki karakter (Zuhal ve İsmet) öylesine es geçilmis. Yazar bazı yerlerde ironi yaptım diyor, belki de yaptı ama keşke okuyucuyla da ironisini biraz paylaşsaydı. Ayrıca aldatıldığını bildiği halde seni aldattım ama bi sor neden yaptım diyen adama da sırf kitabının sonuna beş cümle yazmanda yardımı oldu diye koşa koşa da gitmezsin yani. Yasemin hakkında "müthiş güçlü bir karakteri varrgğh" denmesini de saçma sapan buluyorum. Güçlü falan değil, annesinin güçlü duruşu karşısında kendisini zorunda kalmış hissettiği için mış gibi yapan ama kendisini aldattığını (sadece fiziksel değil hisleriyle de aldattığını) bildiği adama koşa koşa gidip öpüşüp kadeh tokuşturan kadın güçlü değildir. Yaptığı şeyi modern ya da güçlü bulmak da saçmalıktır. Sırf aldatınca "ben seni aldattım" dediği için de sorumsuz ve kişiliksiz, herkes tarafından yaptıkları kabullenilmiş ama denyo denyo davranan Murat'a da sempati beslenmez. Neyse. Devamını okuyamadım. Zira Selim'i de uyuşturucudan kurtarmak için Selim'den 15 yaş küçük kızı Oya ile zorla evlendiren "müthiş güçlü, isyankar, okumuş, zengin, modern, avukat" kadınımız Zübeyde'nin tutarsızlıklarına tahammülüm kalmadı. Anne babası onu evlendirirken ooovv kendisi kızını zorla evlendirince oh diyeceğiz herhalde. Öf neyse. Herkes saçma sapan ve tutarsız.