Bu yaşta, bu sen’de, bu sen’le geçirdiğin ilk ve son an. Bir sonrakine hepsi değişmiş olacak. Biraz yürüyelim, gel. Rüzgâr alsın götürsün içimizdeki tozları. Sıkışan yerleri açsın, düğümlenen sözleri, donmuş bakışları... Alsın götürsün bulutları. Saçlarımıza, düşlerimize, geçmişimize ve geçmemişlerimize yağmur yağsın. Gel, tut elimi. Biraz yürüyelim. Havanın kokusunu alıyor musun? Mis gibi... Rüzgâr umuttan bize doğru esene dek, yağmur güneşten mutluluk getirene dek yürüyelim. Yaşamanın baş döndürücü coşkusu tüm hücrelerimizi sarana dek... Bugüne iyice yerleş, bu geceye... Yapılacaklar, çözülecekler, küsülecekler yarına kalsın. Yolculuğumuzu, yağmurumuzu, coşkumuzu hatırla. Gün doğana dek yürüyeceğiz. Yalnız değilsin, hiçbirimiz yalnız değiliz.
46. Mektuptan 53. Mektuba kadar o kadar gönlüme dokundu ki, birçok kopukluk olduğunu düşündüğüm farklı mektupları aşmışken sonunda gözlerim buğulanarak bitirdim. Bir gönül kitabı bu, kendine yolculuk edenler için güzel bir hatırlatma😇
"Biraz yürüyelim, gel" deyip beni yanına çağıran, kendisiyle öz şefkatle konuşan, zaman zaman benimkine benzer endişelerini, krokularını, acılarını kendi içindeki çocuğa teskin edici bir dille anlatan bir arkadaşımı, dostumu, sevgilimi, yakınımı dinler gibi, soluklana soluklana, hissede hissede, bazen kendi zihnimde onun ruhuna sarıla sarıla okudum mektuplarını. İyi ki kendine yazmışsın sevgili yazar, çünkü bu okuduklarım bende de içimdeki benle iletişimimi güçlendirme motivasyonu oluşturdu.
hayatımda kimseye bu kadar yakın hissetmemiştim, ilk yarısını okurken ilk defa birine duyduğum yakınlık ile kitaba biraz ara vermem gerekti. Sahra Hazal Kaleli ile paralel evrenlerin kesişim noktasında sıkışmış aynı kişi olabiliriz diye düşünmekteyim. Belki de uzaylıların dünyada bıraktığı iki kardeşizdir 🥲