Dissosiyasyon; kişinin travma karşısında psikolojik, nörobiyolojik, ontolojik, kültürel ve tarihsel bağlamda ‘tam bir ben’ olamamasının evrensel dilidir. Asıl varlığını tehdit anlarında gösterse de düş kurma, trans, mistik deneyim, hipnoz, çoğulluk, cinlere kapılma, yabancılaşma, amnezi, histeri, psikoz, varsanı, kendine zarar verme, cinnet, uyku, rüya, kötülük hatta suç ve sanatın içinde gizemli / kaotik görünen birçok deneyimin dayandığı ortak prensibi açıklayabilir. “Bilmek üzere giden bir yaşam çizgisinde yürüdüğünü zanneden insanın asıl yazgısı, aslında bilgiden kaçmaya çabalamak olabilir mi? İnsan neyi, neden bilmez? Bu kitap, bilmek kadar kendimizi yanıltmaya olan ihtiyacımızın da yaşamın kurucu prensibi olduğunu öne sürmektedir. Dissosiyasyon hakkında bilgi sahibi olmanın, psikolojik travma yaşayan birçok insanın anlam veremediği deneyimlerinin doğasını kavramasına, kendine özgü iyileşme sürecinde yaratıcı seçenekleri keşfedebilmesine yardımcı olmasını umuyorum...” Prof. Dr. Lütfullah Beşiroğlu; filmlerden, kitaplardan, enteresan hayat hikâyelerinden aşina olduğumuz dissosiyasyonu bütün yönleriyle incelediği çalışmasıyla psikiyatri / psikoloji ile ilgilenen herkesin faydalanabileceği özgün bir eser sunuyor.
Kitap, dissosiyasyon çözülmeyi, ayrışmayı, dağılmayı tarif ettiği kadar, kavramın tarihçesinden terapi uygulamalarına kadar uzanan bugüne kadar getirilmiş ayrık çalışmaların bir bütününü sunması, aradaki incelikli, detaylı dinamikleri sunması bakımından "association" kavramının alıntı hakkıyla dolduran, kapsamlı bir çalışmadır. Modern psikiyatri ve modern psikolojininin doğuşuyla yakından ilişkili ancak göz ardı edilmiş kavramlarından olan dissosiyasyon, kendisini modernizmin sirayet ettiği zihin dünyasında, çocuğun gelişiminde, çocuk istismarında, tramvalarda, duyguların karmaşıklığında, şiddetin ve kötülüğün doğasında, tarihsel anlatılarda, psikanalizde, kültürde, edebiyatta, sanatta, ve sinemada neden ve nasıl tarif edildiği tartışılır. Düş kurma, trans, hipnoz, yabancılaşma, ikiyüzlülük, amnezi, bellek savaşları, Charcot'un histeriyi incelemesi ve histerinin Josef Breuer, Sigmund Freud, Pierre Janet gibi dönemin yetkin isimleri tarafından histerinin nasıl tanımlandığı, histerinin dissosiyasyon ile ilişkisi, kendine zarar verme davranışları, uyku durumları ve rüyaların kilit önemi gibi daha detaylı birçok kavramı kavramın tartışılmasının yanı sıra, yazarın kendi klinik hayatından sunduğu benzersiz deneyimler birleştirilir. Özellikle psikoloji ve psikiyatri alanını bir araya getirip birlikte çalışılmasını vurgulayan bu çalışmanın daha çok duyurulması, okunması gerekmektedir. Profesör doktor Lütfullah Beşiroğlu'na bu kapsamlı çalışması için teşekkür ederim.