Türkiye Cumhuriyeti 26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde savunma yapmayı reddetmiştir.
Çünkü Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir Genelkurmay Başkanı görevi başında iken terör örgütü yönetmekle suçlanmıştır.
Bu tarihi süreçte yargı, aldığı kararlarla sınıfta kaldı. Siyaset, sadece konuşarak ve seyrederek sınıfta kaldı. Medya, gerçeklere dokunmaktan çekinerek sınıfta kaldı. Türk silahlı kuvvetleri, muvazzafı ve emeklisiyle silah arkadaşlığına vefasızlık göstererek sınıfta kaldı. Cezaevlerinde bulunanlar ise aileleri ve sevenleriyle hep dimdik ayakta kaldılar. Ne eğildiler ne de büküldüler.
İlker Başbuğ, bu kitapta iki yıldır şahsına ve Türk silahlı kuvvetlerine yöneltilen suçlamalara yanıt vererek savunmasını Türk milletinin takdirine sunuyor. (Tanıtım Bülteninden)
Türk Silahlı Kuvvetlerinin 26'ncı Genelkurmay Başkanı olan Orgeneral İlker BAŞBUĞ, 1943 yılında Afyonkarahisar'da doğmuş, 1962 yılında Kara Harp Okulundan, 1963 yılında Piyade Okulundan mezun olmuştur.
1971 yılına kadar Kara Kuvvetleri Komutanlığına bağlı çeşitli birliklerde Takım ve Bölük Komutanlığı yapan Orgeneral BAŞBUĞ, 1973 yılında Kara Harp Akademisini kurmay subay olarak bitirdikten sonra; Genelkurmay Plan Harekât Daire Başkanlığında Karargâh Subaylığı, Kara Harp Akademisi Öğretim Üyeliği, Belçika / Brüksel'de NATO Uluslararası Askerî Karargâhında Cari İstihbarat Plan Subaylığı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Plan ve Prensipler Başkanlığı Savunma Araştırma Şube Müdürlüğü ve 51'inci Piyade Tümeni 247'nci Piyade Alay Komutanlığı görevlerini yürütmüştür.
İngiltere Kara Harp Akademisi ve NATO Savunma Kolejini de bitiren Orgeneral İlker BAŞBUĞ, 1989 yılında Tuğgeneralliğe terfi etmiştir. Tuğgeneral rütbesi ile Belçika / Mons'ta Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Karargâhında (SHAPE) Lojistik ve Enf. Daire Başkanlığı ile 1'inci Zırhlı Tugay Komutanlığı görevlerinde bulunmuş, 1993 yılında Tümgeneralliğe terfi etmiştir. Tümgeneral rütbesi ile Jandarma Asayiş Komutan Yardımcılığı ve Belçika / Mons'ta Millî Askerî Temsil Heyeti (NMR) Başkanlığı görevlerinde bulunmuş, 1997 yılında Korgeneralliğe terfi etmiştir. Korgeneral rütbesi ile 2'nci Kolordu Komutanlığı ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreter Başyardımcılığı görevlerinde bulunduktan sonra 2002 yılında Orgeneralliğe terfi etmiştir. Orgeneral rütbesi ile Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanlığı, Genelkurmay II nci Başkanlığı, 1'inci Ordu Komutanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevlerinde bulunmuş, 30 Ağustos 2008 tarihinde atandığı Genelkurmay Başkanlığı görevinden 30 Ağustos 2010 tarihinde emekliye ayrılmıştır.
Orgeneral BAŞBUĞ; TSK Üstün Cesaret ve Feragat Madalyası, TSK Üstün Hizmet Madalyası, Pakistan İmtiyaz Nişanı, TSK Şeref Madalyası, Gambiya Özel Şeref Madalyası, ABD Liyakat Madalyası, Arnavutluk Altın Kartal Madalyası ve Kore Cumhuriyeti Tongil Liyakat Madalyası sahibidir.
Bayan Sevil BAŞBUĞ ile evli olan Orgeneral İlker BAŞBUĞ'un 2 çocuğu vardır. İngilizce bilmektedir.
Bu kitabın en güçlü tarafı “edebiyat” değil, belge duygusu. Gerçek bir yazarın üslubuyla yazılmamış olmasına karşın, sonuçta cezaevinde tutulmuş notların taşıdığı bir ağırlık var. Metin, cilalı cümlelerle etkilemeye çalışmıyor; “şunu yaşadım, bunu gördüm, buna itiraz ediyorum” çizgisinde ilerliyor.
Ordumuzun zayıf kılınmasıyla ne kadar büyük şeyler kaybettiğimizi daha şiddetli şekilde fark ettim. Bu tür metinler, okuru ister istemez “sonuçlar”a çeker: kurumlar yıprandığında, toplum sadece siyaset kaybetmiyor; hafıza, güven, denge de kaybediyor.
Benim için en somut fayda, Ergenekon olaylarının tarihlerinin sırasını iyice öğrenmek oldu. Bu dönemi başkalarının filtresinden değil, doğrudan içinden dinlemenin verdiği bir netlik var. Katılın ya da katılmayın, en azından birincil bir tanıklıkla yüzleşiyorsunuz.
Siyasetle ilgilenenlere tavsiye ederim. Siyasetten uzak durmaya çalışanlar için ikinci planda kalabilir; çünkü bu kitap, “uzak durma” konforunu bozuyor.
her devirde örneği görülen, operasyon yargısı elinde çaresizliğini kitap yazarak topluma duyurmaya çalışan bir sesin kitabı. satır aralarında genel kurmayın yaptığı bir çok hatanın itirafları var aslında. dağınık bir zihin tarafından, çabucak yazılmış, çeşitli yerlerdeki yazıların, savunmaların, ifadelerin toparlanıp kitap halinde dile getirildiği bir çalışma. Tam bir bütünlük arz etmiyor. Ama bir genelkurmay başkanı tarafından yazılan bir kitap okunmalı bence.
bir diğer örneği de hanefi avcı gibi, kaç yaşına gelmiş insanların, hayatı, kendi önlerine engel konduğunda öğrenmesi, "nazım hikmet falan okuması", toplumun, amirlerin, yöneticilerin, herkesimden herkesin ne kadar cahil olduğunu gösteriyor. "terörist", "suçlu" dediğiniz bir çok insan, aslında sizin, halini anlamak istemediğiniz, kendi başınıza gelene kadar görmezden geldiğiniz haksızlıklara uğramış, ya da kendi uğramamışsa bile bunlara göz yumamamış duyarlı insanlar. ama terörist deyip kestirip atmak işin kolayı. gerçek terör, devlet eliyle yapılan terördür ve aktüelde duyduğunuz bir çok terör olayının arkasında kendi ülkemiz de dahil olmak üzere bir çok ülke vardır. 3-5 kişilik bir örgütün kendi imkanları ile terör oluşturması akla uygun değildir, lütfen akıllarınızı update edin ve sunulanın ardındaki gerçekleri görmeye çalışın. emekli olduktan iki sene sonra tutuklandığınızda gerçekleri görmek için çooooooooooooooooooooooook geç.
Öncelikle, İlker Başbuğ paşamıza saygımın sonsuz olduğunu belirtmek istiyorum. Sonuçta bu insan memleketimize senelerce hizmet etmiş ve uğruna hapis yatmış bir vatansever. Eleştirilerim kitap eksenli olacaktır. İlk olarak, bu kitabı ergenekon davasının askeri dalgasının iç yüzünü öğrenirim diye almıştım fakat hayal kırıklığına uğradım. Kitap dava ile ilgili sadece bilindik yüzeysel bilgiler veriyor kesinlikle doyurucu bir kitap değil. Ergenekon davası ile ilgili birden fazla kitap okuyan ve az çok gündemi takip eden kitapseverler ne dediğimi daha iyi anlayacaklardır. Ergenekon un iç yüzünü öğrenmek isteyen kitapseverlere Soner Yalçın ın SAMİZDAT Serdar Öztürk ün AKP ve Gülen'i Kurtarma Planı adlı kitaplarını şiddetle tavsiye ederim. İlker paşa nın kitabı araştırmadan uzak daha çok bir savunma kitabı olmuş. Bir eleştirim de şuna olacak ki Ergenekon davasında AKP güruhu sanki paşanın yanında yer almış gibi bir çizgi izlenmiş ki bu paşa adına ciddi bir talihsizlik olmuş. Oysa ki İlker Paşa tutuklandığı sırada Erdoğan ve ekibinin sahte gözyaşları 5 yaşındaki çocuğa bile kahkaha attıracak seviyedeydi. Bu davanın savcısıyım deyip cemaatle elele kolkola yürüyen bir hükümeti dava kapsamı dışında tutmak hakikaten çok büyük bir talihsizlik olmuş.
(Not: Kitapseverlere yardımcı olmak adına , okuduğumuz kitaplara not vermekle kalmayıp bir cümle de olsa mutlaka yorum yazalım. )
Özellikle medyada yer alan ve İlker Başbuğ'un ceza almasındaki en büyük etkenlerden olan ''İnternet Andıcı''nın açıklaması için dahi okunabilir bir kitap. 2 sayfalık ve tamamen anayasaya uygun bir görev tanımında ''ağırlaştırılmış müebbet'' çıkartanlar utansın ..
Onun dışında Ergenekon Davası, Balyoz Davası gibi ünlü davaların kamuoyu nezdinde ''düşürebilirliği'' yüksek ve bu davaların hukuksuzluğunu gözler önüne seriyor.
Okurken can çekiştiğim bir kitap. O kadar fazla tekrar var ki, insan sayfalar ilerledikçe yeter yav anladık daha önce yazmıştın cümlesini tekrar edemeden geçemiyor. Zaman kaybı sadece.