Ali Rıza Efendi ile Zübeyde Hanım’ın altı çocukları 1870’lerin başında Fatma, 1874’te Ahmet, 1875’te Ömer, sonra Mustafa, 1885’te Makbule ve 1889’da da Naciye... Bu çocuklardan dördü küçük yaşlarda vefat ettiler ve sadece ikisi, Mustafa ile Makbule hayatta kalabildi... Mustafa’nın ismine ileriki senelerde Kemal adı da ilâve edilecek ve tarihe Mustafa Kemal diye geçecekti... Makbule hiç okula gitmedi, okuma-yazmayı bile çok sonraları öğrendi ve hayatını ağabeyinin gölgesinde, onun sağladığı maddî imkânlar ile sürdürdü. Ağabeyinin vefatının ardından 18 sene daha yaşadı ama maddî sıkıntıya düştü, son yıllarında devletin bağladığı 1000 lira vatanî hizmet maaşı ile geçinmeye çalıştı ve doğduğu günden itibaren çilelerle dolu hayatı 18 Ocak 1956’da Ankara’da, Gülhane Askerî Hastahanesi’nin bir odasında noktalandı. Bu kitap hep arka plânda kalıp gösterişsiz bir hayat yaşayan Makbule Hanım ile kocasının, yani Atatürk’ün eniştesi Mustafa Mecdi Boysan’ın belgelere dayalı hüzünlü hikâyesidir...
Murat Gökhan Bardakçı, a Turkish journalist and columnist in Gazete HaberTürk, has two TV shows on HaberTürk TV called Tarihin Arka Odası (Presenting with Pelin Batu and Erhan Afyoncu and special guests on the topic of the day) and Teke Teke Özel (with Fatih Altaylı). His books primarily consist on the history of Ottoman Empire and Turkish music. His bachelor graduate degree is on economics in Istanbul University.
Murat Bardakçı'nın bu çalışması, erken Cumhuriyet döneminin perde arkasını ve devletin kurucu elitlerinin yakın çevresindeki güç ilişkilerini belgelere dayanarak inceler. Makbule Hanım'ın mektupları ve anıları, yeni rejimin inşası sırasında yaşanan ekonomik sıkıntıları, kişisel beklentileri ve Çankaya Köşkü'nün gayriresmi hiyerarşisini gözler önüne serer. Eser, siyasi tarihin sadece büyük reformlardan ibaret olmadığını, devleti yöneten kadroların da maddi çıkarlar, ailevi sorunlar ve iktidar çekişmeleriyle yoğrulduğunu gösterir. Tek parti dönemindeki sermaye birikim sürecinin ve devlet imkanlarının elitler arasında nasıl bölüşüldüğünün izleri, bu biyografik anlatının arka planında rahatlıkla takip edilebilir. Resmi ideolojinin dokunulmaz kıldığı figürleri etten kemikten insanlar olarak resmeden bu kitap, Cumhuriyet'in kurumsal tarihine nesnel ve içeriden bir bakış açısı sunar.
Ataturk'un kardesi ile olan iliskisi ve o donemde ataturkun yazmis oldugu mektuplardan donemin sartlarini anlayabilirsiniz. Ayrica bu kitapta paylasilan arsiv numaralari sayesinde, cumhurbaskanligi arsivlerinden de nasil kullanilacagini ogrenmis oldum. Elinize ve arastirmaniza saglik, emegi gecen herkese tesekkur ederim./