Güçlü bir cazibeye sahip olan “Avrupa” kelimesi birçok insan için düşünce ve din özgürlüğü, demokrasi, eşitlik, hukukun üstünlüğü ile özgürce gelişen bir kültür umudunu temsil ediyor. İkinci Dünya Savaşı ve Holokost’tan sadece birkaç on yıl sonra varılan bu nokta, şaşırtıcı derecede olumludur. Ama aynı zamanda, Avrupa’ya olan bağlılık hissinin başta Avrupalılar olmak üzere pek çok insanda zayıf olduğu da şikâyet konusudur. Bu nedenle, “Avrupa” ifadesini, onu oluşturan ve bir arada tutan şeyleri tanımlayan fikirler, değerler ve kültürel geleneklerle doldurmaya yönelik pek çok girişim olmuştur. Avrupalı Nedir?, yazarının açık uçlu bir Avrupa kavramını teşvik etmesiyle diğer girişimlerden farklı bir yerde duruyor. Avrupa hakkında konuşmayı sömürgecilikten kurtaran ve romantiklikten arındıran iki yönlü bir değişime çağırıyor. Bu şekilde düşünmenin, Avrupa kavramının tarihindeki iki dönemden -1700’lerdeki Aydınlanma ve sömürgeci dönem ile 1800’lerdeki Romantik dönem- kaynaklanan düşünce biçimlerinin üstesinden gelmeyi mümkün kılacağını iddia ediyor. Felsefe tarihçisi ve oryantalist Dag Nicolaus Hasse’nin Avrupalı Nedir? kitabı yapay Avrupa fikirlerinin bir eleştirisini sunuyor ve gerçekçi bir Avrupa kavramı geliştiriyor.
Avrupalı tanımı üzerine konuşurken güzel bir ‘kültür dairesi, medeniyet tanımları nasıl yapılır’ tartışması da dönüyor arkaplanda. Sömürgeci, romantik, din temelli, modernist-aydınlanmacı tanımları eleştiriyor ve daha geniş, açık bir Avrupalı tanımı yapmaya çalışıyor.
Sonunda ne muhafazakar yahut ulusçu ne sol liberal bi çok kültürlülük - ikisi de olmayan ama çok halklı Avrupa şehirlerinden örnek alınabilecek bir gelecek önerisi yaptığı iddiasında müellif, ama ben neresi multi-culti değil bu önerinin tam anlayamadım.
Yeni jenerasyon bir Alman şarkiyatçısı olarak İslam’a veya diğer doğu kültürlerine üsttenci değil aksine beklendiği gibi tarihteki haklarını teslim eden bir bakış. Ama hocamız Alman olduğu için bir yerde Ermeni soykırımı demeden edememiş. İstanbul’un eski uluslararasılığının kaybını 1915 olaylarını genosit kelimesi geçirerek bağlaması çok hoş ama 1915 olaylarında İstanbul Ermenileri göçe tabi tutulmadı, 200 küsur Ermeni tutuklandı ve İstanbul’daki 150 bin civarı Ermeni’nin olaylar sonunda muhtemelen on bin civarı bir kısmı göç etmişti. Dediğim gibi saygıdeğer hocamızın genosit diyesi gelmiş. Neyse konudan sapmayayım bu kitabın kalanını çok bağlayan bir şey değil. Güzel, kısa bi deneme.