"Yağlı Havilland ile boynunu, ensesini, kulak arkalarını kremleyip kokulandırmış, bol bol limon kolonyası dökünmüş, saçlarını taramış, Müesser'in kızı Şengül'e diktirttiği kendinden korseli pembe eteğinin içine zor bela girmiş, çorap lastiğini bulduktan sonra yardımına gelen bir kız evladı bile olmadığı için beceriksizce kendi etini budunu çimcire çimcire sütyenini takınmış, ondan sonra fanilasını, beyaz, kıvrık yakalı bluz gömleğini de giymiş, onun da üstüne pembe ceketini giyip gerdanına sahte inci pembe kolyesini üç dolama dolayıp son olarak da çivi topuklu beyaz ayakkabılarını altları sulanmamış bahçe toprağı gibi çatlak ayaklarına geçirip misafiri beklemeye başlamış, o esnada da önemli bir eksiklik olduğunu fark etmişti: Kocası. Hâlâ ortalarda yoktu pezevenk."
Hikâyattır: Müteahhitlere direnen köhne evin bahçesinde donakalmış gibi durup duran boy boy, cins cins köpeklerin mahalleliyi esir alan esrârı hakkında... Gasilhane odasında devir teslim bekleyen müstahdem - ve bu fâni dünyadan geçip gidenler hakkında... 1970'lerin haşin siyasal atmosferinde, kolej hentbol takımında oynayan fırlamaların bir turnuva dönüşü otobüs yolculuğunda yaşadıkları hakkında (çaylar şirketten)... Yediği içtiği ayrı gitmeyen iki arkadaşın kâbuslarından taşan korkunç evhamı hakkında... Taşranın ve kumarbaz kocasının kahrını çeken Münevver Ebe Anne'nin kör talihi ve gizli tarihi hakkında... Hikâyattır. Sezgin Kaymaz'dan...
1962’de Sinop’ta doğdu. Konya Anadolu Lisesi’ni bitirdi. Hacettepe Üniversitesi İngilizce Dilbilimi Bölümü’nü, Türkçe dersini veremediği için son sınıftan terk etti. 1976’dan itibaren oyuncu ve teknik direktör olarak hentbolla uğraştı. Türkiye Voleybol Federasyonu'nda Koordinatör olarak çalıştı. Romanları (hepsi İletişim’den): Uzunharmanlar’da Bir Davetsiz Misafir (1997), Geber Anne! (1998), Kaptanın Teknesi (1999), Lucky (2000), Zindankale (2004), Ateş Canına Yapışsın (2008). Hikâyeleri: Sandık Odası (2005), Medet (2007), Ateş Canına Yapışsın (2008), Kün (2013).
Sezgin Kaymaz benim son yıllarda edebi dünyamda başıma gelen en güzel şeylerden biri! Öyle ki eserlerini topladım azar azar okuyorum biterse neylerim ben!
Medet, yazarımızın en güzel hikayelerinden öyle mizah ve kara mizah dolu, sürpriz sonlu ve yerinde mesajlı öyküleri barındırıyor ki hangisini daha çok seveceğime karar vermekte ciddi anlamda zorlanıyorum. Yine de ‘Gelirler Giderler’ favorim sanırım.
Cağnım yazarımızla tanışma kitabı olarak öneri yapmama gerek yok neresinden başlasın seveceğiniz bir kalem bence kendisi.
Açıkçası itiraf etmek gerekirse son zamanlarda okuduğum en iyi yeni nesil Türk yazarlardan birisi Sezgin Kaymaz. bu kadarını bende beklemiyordum müthiş bir kara mizah var hatta zaman zaman karamizahı aşıp mizaha geçiyor kahkahalarla güldüğüm dakikalarca kendimi Tutamadığım yerler oldu kitap içersinde gerçekten yeni nesil yazarlar içersinde ümit vadeden tek isim oldu diyebilirim benim için. Kitap içerisinde dört beş tane öykü var bunlar anladığım kadarıyla yazarın kendi hayatında yaşadığı birkaç konunun hikayeleştirilmiş hali. Medet ise bu hikayelerden ilkinin adı oldukça güzel bir hikaye bir mahallede yaşayan köpek seven yaşlı bir çift ile ilgili mahalleli yaşlı çiftin evinde ve etrafında dolaşan köpeklerden rahatsız olunca en sonunda belediyeye şikayet ediyor belediyede köpekleri mahalleden uzaklaştırıyor bunun üzerine yaşlı çift bütün mahalleliyle küsüyor bir daha da asla konuşmuyor ve çok kısa bir süre sonra ikisi de terki diyar ediyor. Ardından mahalleye bir lanet silindiğine inanıyor mahallenin üstüne. Zira evin etrafında dolanan yine bir sürü köpek var ama bu köpeklerin tamamı ölü. Sahte bir cenaze namazıyla köpekleri kandırıyorlar ve köpeklerin ruhu huzurla ahirete geçiyor. Kitap içersinde medetten daha çok hoşuma giden bir hikaye daha oldu oda yazarın herhalde öğrencilik hayatında başına gelen bir olayı anlattığı hentbol maçının ardından Adana'dan Konya'ya dönerken yaşadıkları otobüs macerası oldu. Otobüste Bir abiyle tanışıyorlar abi oldukça medeni düzgün konuşan kendini sevdiren ağzı laf yapan ve cesur biri üstelik de solcu gibi görünüyor çocuklarda abiyle aralarını sıkı tutabilmek için solcu taklidi yapıyorlar iki arkadaş. ancak otobüs yolculuğu sonunda bu iki arkadaşın başına çok komik bir olay geliyor bu solcu gibi görünen abi aslında tam bir sağcı sadece etraftaki solcuları bulmak için yem atıyor bu İki arkadaşta oltaya geliyoruz otobüs yolculuğunun sonunda güzel bir dayak yiyorlar Özellikle bu hikayeyi okurken oldukça güldüm bu iki hikayenin yanında yine bunun en az bunlar kadar güzel birkaç hikaye daha var mutlaka okunması gereken güzel bir kitap olmuş. Okuma seviyesi üniversite sonrası
Gece geç saatlerde yalnız başına okurken insanı irkiltebilecek temaları bir anda kahkaha krizlerine döndürebilecek bir maharette bir yazar Sezgin Kaymaz. Hep ters köşe sonlar, aniden uçuşan fantastik açılımlar, şahane bir küfür kullanımı, sanki herkesi, her insanı anlatabilirmiş, o bilirmiş gibi bir his yaratıyor okurken. Öyle keyifli ki okumak...
Hikâyattır: Müteahhitlere direnen köhne evin bahçesinde donakalmış gibi duran boy boy, cins cins köpeklerin mahalleliyi esir alan esrârı hakkında... Gasilhane odasında devir teslim bekleyen müstahdem ve bu fani dünyadan geçip gidenler hakkında... 1970’lerin haşin siyasal atmosferinde, kolej hentbol takımında oynayan fırlamaların bir turnuva dönüşü otobüs yolculuğunda yaşadıkları hakkında... Yediği içtiği ayrı gitmeyen iki arkadaşın kâbuslarından taşan korkunç evham hakkında... Taşranın ve kumarbaz kocasının kahrını çeken Münevver Ebe Anne’nin kör talihi ve gizli tarihi hakkında... Hikâyattır.
Medet, beş tane birbirinden bağımsız hikayeden oluşan bir kitap. Kitap adını ilk hikayeden almakla beraber, diğer hikayeler Gelip Giderler, Hayırlı Yolculuklar, Alo?, Tevzadze Kim? İsimlerini taşıyor. Hikayelerden kısaca bahsecek olursak Medet, sokak köpeklerinden şikayetçi olarak belediyeye şikayet eden mahalleli ve belediye sokak köpeklerini toplamaya geldiğinde onları sahiplenip evini açan mahallenin yaşlı çifti arasında geçenleri anlatıyor. Gerçeküstü unsurlar barındıran hikaye, insanların sokak hayvanlarını tehlike olarak görmesinin anlamsızlığını sorgulayarak okuyucunun vicdan muhasebesini yapmasını sağlıyor. Benim kitaptaki en beğendiğim hikaye olan Gelip Giderler, hastanede çalışan bir gasilhane görevlisinin görevini devredeceği işteki son gününü anlatıyor. Bu hikayede yazar hikayenin kahramanın ağzından ölüm, yaşam ve ahiret hakkında yaptığı güzel anlatım ile asıl hayatın ölümden önce mi yoksa ölümden sonra mı olduğu hakkında güzel bir sorgulama yapmış. Medet gibi bu hikayede gerçeküstü unsurlar barındırıyor ve hikaye okuyucusuna şaşırtıcı bir son ile veda ediyor. Hayırlı Yolculuklar, Adana’dan Konya’ya dönen bir hentbol takımından iki oyuncunun otobüste tanıştığı solcu bir genç ile yol boyunca ve yolculuk sonunda yaşadıkları olayları anlatıyor. Özellikle hikayedeki karakterlerin isimleri olayın yaşandığı 12 Eylül dönemine seçilmesi güzel bir ayrıntı olmuş. Okuyucuyu yer yer güldüren, yer yer ise dönemin siyasi meseleleri hakkında bilgi veren hikaye ters köşe bir son ile bitiyor. Alo?, iki en yakın arkadaşın birinin diğerini rüyasında öldüğünü görmesi ile başlayan olayları anlatıyor. Okurken karanlık bir his yaratan hikaye, karanlık bir son ile bitiyor. Kitabın en uzun hikayesi olan Tevzadze Kim?, Sinop’un bir köyünde yaşayan ebe ile alkolik ve kumarbaz kocası arasında yaşanan olayları anlatıyor. Münevver ebenin hayatını ve kendisinin dahi bilmediği tarihini anlatan hikaye bittiğinde başladığı noktadan çok farklı bir yere gelmiş oluyor ve hikayeyi bitirdiğinizde buraya nasıl geldim diye sorguluyorsunuz.
Kesrette buldu vahdeti/ Mihnette buldu rahatı/ Firkatte buldu vuslatı/ Her bağr-ı Hu; ya Hu! İle…
İyi insanların boyunlarındaki lanet halkası bu olsa gerekti: Pişmanlık. Kötünün pişman olduğu nerede görülmüş?
‘’Şaşırtır ölüm.’’ Diye devam etti Dayı. Doğrudan Faruk’un gözlerine bakıyordu. O kadar ki, bebekliğinden itibaren Anne uyutur, anne uyandırır, demeyi öğrenip bunu yüz sene yaşasa da unutmayan insan Allah yaşatır Allah öldürür demeyi unutur. Sanki kötü birisi gelmiş de bir kötülük yapmış gibi hisseder ölüm geldiği zaman. Halbuki canlı olmanın şartı aynı zamanda ölü olmaktır. Şaşkınlık bunu unutturur. Her canlı ölümü tadacaktır. Dünya hayatı aldatıcı bir eşyadan maldan mülkten oyun bahçesinden o bahçedeki oyuncaktan başka bir şey değildir. Gerçek hayat, öldükten sonraki hayattır. Hayat büyük bir unutuş ise ölüm de aksine derin bir fark ediştir. Hayat uykudur Faruk.,ölüm ise ebedi bir uyanış. Uyanmışve gerçek uyanıklığın tadını almış hangi insan tembel tembel uzanmak ister o kirli kalabalık yatağa?
Nerede olursanız olun, sağlam ve tahkim edilmiş kaleler içinde bulunsanız bile ölüm size ulaşacaktır.
Negatif düşüneceksin, iş pozitif sonlanırsa sevinmen daha kolay, daha kendiliğinden sevincin daha büyük, daha yürekten olur.
Bahr-ı aşk boylayan canım erenler, özü katrenize ark edip geldik, ayn-el yakın dost cemali görenler, pervaz-ı aşk ile çark edip geldik.
Sezgin Kaymaz'ı yeni okumanın utancı içindeyim. İlk öykü beni can evimden vurdu diyebilirim. İlerledikçe hiç kadın öyküsüne yer vermediğini düşündüm. Son ve iç içe geçen öyküler silsilesi, Münevver Ebe'nin hikâyesini okuduğumda hayranlığım çoktan üst sürüme geçmişti. :) Sezgin Kaymaz'ın kesinlikle çok yönlü dili ve anlatı merakı, sizi de içine sürüklüyor. Kimi öyküde karşımıza çıkan birtakım mistik unsurlar bence çok iyi yerlerde tercih edilmiş, ayrıca çok lokal gibi görünen ama bir o kadar da zamansız ve mekânsız kurgulanan her öyküsü hiçbir zaman eskimeyecek nitelikte. İnsanın her şeye rağmen iyi yönlerini bulup çıkarıyor, kötü görünen her şey bir şekilde hayra çıkıyor, nasıl oluyorsa hepsi de okurken hem çok tanıdık hem de fazlasıyla yeni; son olarak da bir öykünün diğeriyle yolunun kesişmesi, karakterlerin birbirleriyle bağlantıları son derece şaşırtıcı ama bir kadar da gerçekçi. Şimdilik onun edebiyatı için büyülü gerçekçilik ile onulmaz bir realizm arasında bir yerde olduğunu söyleyebilirim. :) Tanıştığıma çok memnun oldum!
Yazarın muhteşem dilini, ifade yeteneğini, entelektüel birikimini ve bunun halkın anlayabileceği şekilde yansıtabilmesinini zevkle okuyoruz. Yazar yine sıklıkla çok uzun uzun cümleler ve upuzun zincirleme isim tamlamaları kullanıyor. Ama ne kadar uzun olursa olsun ne takibi ne de anlaşılması zorlaşmıyor. 5 hikayeden oluşan bir kitap.
- Kırmızı ev; ailece köpeklerden korkan bir aile yeni taşındığı mahallede terkedilmiş gibi duran ama bahçesinde sürekli köpekler olan kırmızı bir evin hikayesi - Morgtaki işinden emekli olmakta olan ve ölülerle konuşan bir adam - Hentbol maçından sonuncu olarak dönmelerine rağmen şampiyon gibi dönen takımın as iki oyuncusu sağcı-solcu yanlış anlaşılmasıyla dayak yemeleri - İki kankanın (Aslan ve Erol) arasındaki telepatik iletişimi ve vahim bir gelişme - Sivas Karasu'da bir ebe etrafındaki aile içi sömürüyü içeren bir hikaye Hikayelerde ara ara yazarın diğer kitaplarından tanıdık isimlere rastlıyoruz; cerrah Naim, Hülya gibi.
Düz Dünyacılar adlı romanını okuyunca aldım Medet’i. Muhteşem bir yazar. İyi ki yazıyor. Romanlarını yazıp çekmecede biriktiriyormuş. Sonra bir arkadaşı, (Can Kozanoğlu) bu romanlar yayınlanmalı demiş. Her ikisine de minnettarım. ‘Medet', muhteşem bir öykü. ‘Onlara İyi Davran’ kategori dışı, olağanüstü. Dili ve ters köşesi bugüne kadar gördüklerimin çok ilerisinde. Sezgin Kaymaz, kurguladığı dünyayı öyle güzel anlatıyor ki okurken kendimi o dünyaya ait hissedip, kendime yabancılaşıyorum, kim olduğumu, ne yaptığımı unutuyorum. Sözlerim kulağınıza abartıyormuşum gibi gelmiş olabilir ama inanın bana abartmak istesem bu cümleleri kuramazdım. Ters köşesi de gol sevinci yaşatıyor. Gerçi “gol sevinci"nin ne olduğunu da kendi deneyimimden değil (takım sporları ile pek alakam olmadığından) ustanın ‘Hayırlı Yolculuklarınız Olsun…’ adlı öyküsündeki duygu durumla metaforlaştırdım. İyi ki yazmış, umarım daha uzun yıllar yazar.
Sezgin Kaymaz'dan nefis hikâyelerin olduğu bir kitap Medet. Içinde 5 tane birbirinden şahane Sezgin Kaymaz hikayesi var. O bildiğimiz, tanıdığımız oyunbaz kalemiyle yazılan hikayeler konularını yine içimizden, Anadolu'dan hayvanlardan, fantastik olaylardan alıyor. Içlerinde Medet benim en gözde hikayem. Pişmanlıklar içindeki koca bir sokak halkının sakladığı, yok aslında saklayamadığı ve bu nedenle her daim tüm sokak için surekli vicdan azabı üreten kollektif sırları, o tekinsiz kırmızı ev, sigarasını külünü düşürmeden dibine kadar içerken aynı zamanda konuşmayı devam ettirebilen ve bir taraftan da fırına pide sürebilen Durak usta, anlattığı inanılması çok güç o hikaye ve hikayenin her paragrafından fırlayan köpekler, köpekler. Merak ettiniz değil mi? Ben de merak edin diye böyle yazdim zaten. Diğer öyküler de cok keyifli. Mutlaka okuyun. Sezgin Kaymaz candır.
Beş öyküden oluşan klasik bir Sezgin Kaymaz kitabı. Onun dünyasına, diline ve kurduğu evrene aşina olanlar için yabancı hiçbir şey yok.
Kitaba adını veren “Medet” öyküsünü özellikle çok sevdim; tam anlamıyla bir Sezgin Kaymaz öyküsüydü. Hülya’nın olduğu, köpeklerin dolaştığı, konuşan ölülerin o tekinsiz ama bir o kadar da tanıdık şekilde hikayeye karıştığı o atmosfer… Benim için “işte bu” dedirten yer tam da burasıydı. Kaymaz’ın o kendine has gerçeklik duygusu var ya; hem gündelik hem masalsı, hem hüzünlü hem komik… “Medet”te bunu çok yoğun hissettim.
Genel olarak kitabı severek okudum. Ama dürüst olmak gerekirse, Sezgin Kaymaz’ın tüm kitapları arasında en az tat aldığım kitap bu olabilir. Yine de bu, yazara olan hayranlığımı hiç azaltmıyor. Çünkü ben bu yazarın kafasını, kurduğu evreni, insanlarını, hayvanlarını ve o garip şekilde içimizi acıtan mizahını çok seviyorum.
karşılaştırmalı edebiyat dersimizde işlediğimiz kitaptır kendisi. ilk hikayesinden sorumlu olduğumuz için sadece onu okudum şimdilik. Karakterler gerçekten Ankara'da yaşayan halktan insanlar.. bunu çok iyi hissettiriyorlar, gerek konuşma şekilleriyle gerek yaşam tarzlarıyla. Kentleşmenin getirdiği her şeyi kontrol etme isteğimiz sokak hayvanlarıyla karşılaşınca bocalıyor. Kitaptan alıntı olan ''Evlerimiz ev olmaktan çıkıp apartman olurken bizler de insan olmaktan mı çıktık?'' cümlesi birçok şeyi özetliyor.
ilk kez sezgin kaymaz okuyan birisi olarak diyebilirim ki, müthiş bir dili var yazarın yahu. kitaptaki hikayeler roman gibi uzunlukta, şahsen ben hikaye kitabı olduğunu da sonradan fark ettim. roman zannediyordum. benim iş bilmezliğim. kitaba ismini veren ilk hikayeyi ve son hikayeyi özellikle çok sevdim. yazara ait diğer kitapları da bu vesileyle okumak isteyeceğim sanırım, zira dili gerçekten çok güzel.
Sezgin Kaymaz’ın okuduğum kaçıncı kitabı bilmiyorum.her zaman sımsıcak hikayeler, tanıdık kişiler, eski kitaplarına selamlar oluyor. Bu kitabı da çok güzeldi ancak bu sefer bir tık küfür ölçeği kaçmış gibi geldi. O yüzden naçizane bir yıldız kırıldı
Kimileri küfürlü diye duyar kasabilir ama ben Sezgin beyin küfürleri kullanma şeklini çok seviyorum. Hele hele kitaplarında yer yer beni güldüren ve ağlatan köpüşlere bayılıyorum.