Dışarıda bir ayak sesi işittim. Merdivenden yukarı birisi çıkıyordu. İri ayaklı, kalın ökçeli birisi... Sesi kapıma kadar geldi, bir anahtar gıcırdadı, kapı aralıklandı, iri bir kaya parçası şeklinde biçimsiz bir kafa, içeri sokuldu. İki yılan gözü bana doğru zehrini akıttı. Sonra yavaşça kapıyı kapadı, kilitledi, yine o ağır yürüyüşüyle merdivenden indi. Kitaptan
"Üç gayretli araştırmacı akademisyen Seval Şahin, Didem Ardalı Büyükarman ve Banu Öztürk, Tübitak'a sundukları ve onaylattıkları bir proje ile erken dönem Osmanlı-Türk polisiye eserlerini konu edinen bir çalışmayı sürdürmektedirler. Bu çalışmanın meyvalarını çok heyecanla beklerken üzerinde çalışılan eserlerden bugünkü okurlarca hiç bilinmeyen bazı yapıtların Latin harfleriyle ilk defa yayınlanıp okuyuculara sunulması olanağının çıkmasını da sevinçle karşıladık." Erol Üyepazarcı
"Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Türkçede Polisiye" dizimizin 3.kitabını sunmaktan dolayı mutlu ve gururluyuz...
Mehmet Rauf, Türk edebiyatçı. İstanbul'da doğmuş ve küçük yaşta edebiyat ile ilgilenmeye başlamıştır. Bahriye Okulu'na gitmiş, İngilizce ve Fransızca öğrenmiştir. Yakından takip ettiği Halit Ziya'nın eserlerine ve realizm akımına ilgi duymuştur. Fransız yazar Paul Bourget'yi okudu ve ondan etkilendi. 1896 yılından itibaren Servet-i Fünûn'da yazmaya başladı. Roman,hikaye ve tiyatro türünde eserler vermiştir.Psikolojik tahlillere büyük önem verir.Bu yüzden eserlerinde kahraman sayısı azdır.
Romanlarında genelde İstanbul ve çevresinde yaşayan seçkin ailelerin arasında geçen aşk ilişkilerini konu almıştır. Zaman zaman şiirler de yazmıştır
Elimde olmasaydı devamı olan Kan Damlası'nı okumazdım sanırım. Herkese keyifli okumalar.
İnsan garip bir mahlûk... Bir saat evvel düşüncesi aklımı yakıp kavuran korkunç olaylar, bir saat sonra daha feci şartlar içinde gerçekleşip başına geliyor. Ne olmak gerekir? Bu hålde korkudan can vermek, endişeden harap olmak değil mi?
Halbuki bir tevekkül mü tahammül mü nedir, insana bir metanet geliyor. Adeta tehlike içinde kıvranan kendi-si değilmiş de okuduğu bir romanın kahramanıymış gibi hissiz, donuk, nefes alıp oturuyor. İşte ben de düşüncesi çarpıntılar içinde bayıltacak şu andaki vaziyetimi bu ka-ranlık, belki yılanlar, çıyanlar yuvası olan yerde âdeta gö-nül rahatlığıyla görüyordum.
Bu, belki kurtulmak için hiçbir ümidi olmayanlara mahsus bir rahatlık ki tıpkı darağacına götürülenlerin ba-zılarında izleri görülen metanet gibi. syf116
Kitapta adını andığı Sherlock Holmes ve Arsen Lüpen romanlarını düşünürsek, son derece çocuksu bir kurgu ve anlatım. Bu romanların adını metinde geçirmeseymiş de bu kıyaslamayı aklımıza düşürmeseymiş keşke Mehmet Rauf.