Doksanlar son sürat başlıyor. Dünyada ve Türkiye'de değişim rüzgarları esiyor. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi kabul ediliyor. Turgut Özal, Kenan Evren'den sonraki Cumhurbaşkanı olarak yemin ediyor. Devlet Başkanı Nikolay Çavuşesku ve eşi Elena kurşuna diziliyor. Dalay Lama'ya Nobel Barış Ödülü veriliyor. Önce Şili'de ilk demokratik seçim, ardından Brezilya'da yirmi beş yıl aradan sonra seçim yapılıyor. Sovyetler Birliği, Afganistan'dan çekiliyor. ABD, Manuel Noriega'yı da devirdikten sonra Panama'yı da ele geçiriyor. Mihail Gorbaçov ve George Bush Soğuk Savaş sonrası yeni yol haritası üzerinde çalışıyor. Bu arada... Artık İstanbul Cinayet Bürosunda daha fazla imtiyaz sahibi, 24 yaşındaki akademi mezunu Komiser Yardımcısı Mutlu Kavgaz'ın önüne, acilen çözemezse başını yakacak, devletin itibarının söz konusu olduğu, MİT'in el atıp çözemediği yüksek profilli ve 'soğuk' bir cinayet vakası geliyor. Mısır uyruklu maktul Davut El Maksut, Etap Marmara Oteli'nin sekizinci katındaki 801 numaralı odasında, yerde sırtüstü ve boynuna dolanmış perde kordonu haricinde çırılçıplak yatar halde bulunmuş cesedinde, mücadeleye ve boğuşmaya dair izler taşıyor. Mit'in bile işin içinden çıkamadığı bu cinayeti, Mutlu Kavgaz çözebilecek mi? Polisiye edebiyatın üstadı Algan Sezgintüredi, suç araştırmaları uzmanı ve emekli emniyet müdürü Mesut Demirbilek ile Kavgaz'ı başrole alarak bir dönemi anlatıyor: Zamanların en felaketini ve en şahanesini. Gerçek olaylara dayanan ve serinin ilk kitabıyla Yılın Polisiye Romanı ödülünü kazanan Kavgaz, ikinci roman Pilot ile hızlanarak yükselmeye devam ediyor.
Acemi komiser yardımcısı Mutlu Kavgaz, kariyerinin ikinci senesinde özel bir görev için Beyoğlu'nda çalışmaya başlıyor ve bambaşka bir eğitim alıyor: Ötekilerin, hor görülenlerin dünyasına giriyor çözülemeyen bir cinayeti çözmek için. Harika bir roman, Kavgaz Pilot, Seksenlerin sonunda Beyoğlu'nun karanlık sokaklarında Mutlu Kavgaz'la dolaşıp internet, cep telefonu, güvenlik kamerası olmayan zamanlarda cinayet nasıl çözülürmüş tanıklık ediyoruz.
“kavgaz” serisi devam ediyor. ikinci kitap pilot’u ilk kitaptan çok daha fazla sevdim. tabii ilk kitap hem karakterleri tanıtmak hem kendi yolunu nasıl çizeceğini belirlemek gibi pek çok şey üstleniyor. ilk kitap olmak zordur ama ilk kitap çok parlaksa da devam kitabı olmak zordur. ben bu kez devam kitabından yanayım. çünkü yazarlar bu kez nasıl yol alacaklarını bildiklerinden rahatlamış gibiler. mutlu kavgaz’ı tanıdık, tanımaya devam ediyoruz ama ilk kitaptaki çekingen hal ne onda var artık ne bizde. trakyalı masum delikanlı bu kitapta yolunu buluyor. bir kere ilk kitapta herkesin dalga geçtiği eldiven vs gibi olay yeri inceleme’de olması gerekenler artık standart hale gelmiş. dalga geçtikleri kavgaz bu sayede herkes tarafından tanınır olmuş. epey cinayet çözmüş. o toy hali var evet ama özgüven de yüklenmiş diyebiliriz. toyluk sadece kadın ilişkilerinde devam ediyor ki onda da çok şükür eski bir konsomatrisle aşk yaşayıp bekaretini kaybediyor da biz de bir rahatlayıp “oh be mutlu da insanmış” diyoruz. vaka daha güzel ele alınmış, bu kişisel fikrim çünkü ben failin de anlatıcı olduğu polisiyeleri pek sevmem. uzakta kalmak isterim ondan. çantacı böyle değildi. bu kez kitabın sonuna kadar suçluları bilmiyoruz gerçekten, hiçbir fikrimiz yok. onun dışında istanbul’da doğmuş, 80’leri 90’ları beyoğlu’nda geçirmiş biri olarak bence dönemin atmosferini nefis yansıtmış. sadece bazen başka neler oldu diyip ay ay almanak çıkarır gibi yazılmış bölümler var, bence onlar biraz doğallığı bozmuş. isteyen tarihlere açar bakar zaten. bir de hemoroid mevzuunun romana katkısı yoktu sanki. ileride mutlu’yu hemoroid’iyle anacakasak başka tabii :)) 89 aralığından etap marmara’da bulunan arap cesedinden taksimin lgbti+ barlarına kulüplerine, oradaki yaşamlara, homofobik polislere hatta hortum süleyman’a yapılan bu yolculuk beni fazlasıyla tatmin etti. ayrıca kullanılan küfürler, argo çok gerçekçi. yine mutlu kavgaz’ın istisna bir polis olması sayesinde cinsiyet söylemleri başarılı. lgbti+’da kim kimdir 101 dersi gibi olmuş, araya giren lubunca sözcükler dahil. mutlu’nun en sonunda delirmesi bile çok güzeldi :) eh yani buna da sabır derler. ayrıca kirli polis koray meselesi belli ki devam edecek. buna da memnun oldum. serimize kötü polis de lazım, ne de olsa gerçekte bolca var.
Yerli polisiyelerin en sevdiğim yazarı bu kez de şaşırtmadı. Komiser yardımcısı Mutlu Kavgaz giderek aşama kaydediyor. Son sayfaya kadar merak ve heyecan eksilmedi. Yeni maceraları beklemedeyiz...
Yazarların ilk Kavgaz romanını okuduktan sonra, Mutlu Kavgaz’ın ve arkadaşlarının yeni maceralarını okumak istedim.
Bu kitap, biraz daha az didaktik. İlk kitaptaki gibi, akıcı, heyecanlı ve sürükleyici bir hikaye. Ancak bu kitaptaki üslubu, yazarın olaylara ve kişilere bakış açısını ve bazı davranış detaylarını beğenmedim.
Yazarlar yine macerayı kurgularken; olasılıkları değerlendirme ve tesadüflerin ciddi, önemli bir yardımcı olduğu fikri üzerine inşa etmişler. Bu iki roman bu açıdan, ipuçlarının metinde saklı olarak verildiği ve okuyucunun da bu ipuçlarını takip ederek olayın çözümünde fikir yürütme imkanı buldukları diğer polisiyelerden farklılaşıyor. Yazarların bunu bir tarz olarak benimsemek istediklerini düşündüm.
İlk kitaptaki ana karakterlerin tümü bu macerada da yer alıyor. Mutlu Kavgaz olmak üzere tümü sevimli karakterler.
Mutlu Kavgaz maceralarının devam edecek olması sevindirici.
Kavgaz: Çantacı'ya yorum yazdıktan sonra Algan Sezgintüredi'den 24 saat içinde savunma gelince bu sefer biraz endişeli yorum yapıyorum. Sanki yazar okuyucuyu değil de okuyucu yazarı memnun etmeliymiş gibi :)
Bu kitabın en sevdiğim yanlarından biri geçtiği dönem. Çünkü 1989 günümüz kitaplarında öyle atıl bir dönem ki açıkçası daha önce hiç karşılaşmamış bile olabilirim. Ayrıca bu kitapta ara ara ekledikleri Türkiye'de ve dünyada o dönemde yaşanmış olaylar çok keyifli detaylardı. Ve evet sonraki telsiz detaylı tüylerimi tiken tiken etti :)
Kitabın beğenmediğim kısmı bir öncekiyle aynı: 1. İnanılmaz uzun cümleler. 2. Tek taraflı diyaloglar (evet, hala çok kötü bir fikir olduğunu düşünüyorum) (Evet, kahveye uğramıştı, hayır kimse görmemişti. Arada sırada takılıyordu, çoğunlukla oralet içiyordu. Hayır, oraletten çıkan orta parmağın kime ait olduğunu bilmiyordu).
Üçüncü kitabı da keyifle okuyacağıma eminim ve Mutlu'nun maceralarını heyecanla bekliyorum. Bakalım üçüncü kitaptaki mesleğimiz ne olacak?
1989 senesi Temmuz ayındayız. Dünyada ve Türkiye'de değişim rüzgarları esiyor. Turgut Özal, Kenan Evren'den sonra Cumhurbaşkanı seçiliyor. Devlet Başkanı Nikolay Çavuseşku ve karısı Elena kurşuna diziliyor. Dalay Lama'ya Nobel Barış Ödülü veriliyor. Sovyetler Birliği Afganistan'dan çekiliyor, Mihail Gorbaçov ve George Bush soğuk savaş sonrası yol haritası üzerinde çalışıyor. İstanbul'da Beyoğlu'nun malum sokaklarında emniyet müdürü Hortum Süleyman fırtına gibi esiyor.
Komiser yardımcısı Mesut Kavgaz Cinayet büroya atanmasının üzerinden iki sene geçmiştir. Geçen zamanda Mesut Kavgaz gösterdiği başarılarla, ufak ufak palazlanmaya başlamış, teşkilatta kendi çapında, hatırı sayılır bir ün edinmiştir. Ama işte bela geliyorum demez, pat diye geliverir.
6 ay önce otel odasında çıplak ve perde kordonuyla boğulmuş olarak bulunan Mısırlı Davut El Maksut'un cinayeti faili meçhul kalmıştır. Adamın geçmişi nedeniyle dosya önce terör masasına sonra MİT'e devrolmuş ama bir sonuç çıkmamıştır. Devletin itibarı söz konusudur. Devletler arası bir krizin çıkması an meselesidir. En tepedekilerin gözleri, kulakları bu dosyanın üzerindedir. Ve evet dosya, çaylak komiser yardımcısı, 24 yaşındaki Mesut Kavgaz'a verilir. Daha doğrusu pimi çekilmiş bomba onun kucağına bırakılır. Bir taraftan böyle önemli bir göreve seçilmiş olmanın gururu, diğer taraftan da başarısızlık karşısında başına gelebilecekleri düşünerek yaşadığı gerginlikle Kavgaz komiser işe koyulur. İpuçları onu, daha önce deneyimlemediği bambaşka bir dünyaya, Beyoğlu'nun gece alemlerine, gay klüplerine, laçolara, labunyalara, travestilere götürür. Mesut Kavgaz, bir taraftan işini yapmaya çalışırken, bir taraftan da, bu ışıltılı dünyanın içinde kaybolmamaya çalışır.
Algan Sezgintüredi ve Mesut Demirbilek ikilisinden yine nefis bir Kavgaz polisiyesi geldi. Mesut Komiser ve arkadaşlarının peşinde, Davut El Maksut'un katilinin izini, onlarla birlikte adım adım sürdük. Mesut Komiser'in feleğin çemberinden geçmesine tanıklık ettik. Onu hem insan, hem de polis olarak daha yakından tanıdık. Dönem polisiyesi olması, olayların o günün koşullarından dolayı, daha bir el yordamıyla çözülüyor olması benim açımdan okuma zevkini daha bir artırdı. Diyaloglar çok keyifli yazılmıştı. Yer yer satır aralarından ince bir mizah başını kaldırıp, okuyucuya gülümsüyordu.
Algan Sezgintüredi ve Mesut Demirbilek çok gerçek, çok inandırıcı bir karakter yaratmayı başardılar. Onu ete, kemiğe büründürdüler. Bu kitapta Mesut Kavgaz'ın ev arkadaşı doktor Emin'i de biraz daha yakından tanıma şansını yakaladık. Ama hala kafamda Emin'le ilgili cevapsız sorular var. Onda bilmediğim bir şeyler varmış gibi hissediyorum. Bir sonraki kitabı da merakla bekliyorum.
Kavgaz serisinin ikinci kitabını heyecanla bekliyordum, biliyorsunuz Algan Sezgintüredi’nün büyük hayranıyım, ne yazsa okurum…
Kavgaz Pilot bizi ilk kitaptan iki sene sonrasına, 1989’a götürüyor. Bu kez, karşımızda Cinayet Büroda kendini kanıtlamış, yerini sağlamlaştırmış bir komiser yardımcısı buluyoruz. Mısır uyruklu bir pilot Etap Marmara’da öldürülünce, MİT soruşturmaya dahil olur, yabancı elçiliklerin devreye girmesiyle diplomatik kriz çıkar, haliyle emniyetin üzerindeki baskı artar, Kavgaz’ın bir an önce katili bulması gerekmektedir. Sürprizleri bozmamak için gerisini anlatmıyorum:)
Serinin ilk kitabını okuduğumda da yazmıştım; "police procedural" tarzı polisiyeleri, cinayet dosyasının adım adım ilerleyişini takip etmeyi çok seviyorum. Özellikle İngiliz polisiyesinde bunun çok başarılı örnekleri var. Bizde de daha önce bu türe girebilecek eserler yazıldı, ancak emekli emniyet müdürü Mesut Demirbilek’in tecrübelerinin ışığında yazılan Kavgaz serisi emniyet teşkilatı nasıl yapılanıyor, dosya nasıl açılıyor, soruşturma ne şekilde ilerliyor, ekip dinamikleri nasıl işliyor gibi sorulara eksiksiz karşılık vermesiyle diğerlerinden ayrılıyor. Bu anlamda yerli polisiyeye katkısını değerli buluyorum. Ayrıca 1980’lerin sonunda yaşanan sosyal, siyasi gelişmeler polisiye kurgunun içine iyi yerleştirilmiş…
Eleştirim ise ilk kitapla aynı; bana göre Kavgaz kariyeriyle, duygu ve düşünceleriyle çok ön planda. Elbette ana karakter/dedektif ve onun hayatı, iç dünyası iyi bir polisiyenin olmazsa olmazı, ancak bu cinayetin, suçun önüne geçmeye başlayınca benim polisiyeden aldığım keyif azalıyor…
Of ki ne of. Ne bekliyorduk ne umduk olay nerelere geldi. Böyle ters köşe olmaya BAYILIYORUM.
"Kavgaz nerede?" diye başının etini yediğim tüm İzkitap April çalışanlarına güleryüzlerini bir an olsun eksik etmediklerinden bir kez de buradan teşekkür etmek istiyorum. Yarın gerçekleşecek imza gününü iple çekiyor ve Kavgaz Komiserimin bir sonraki macerasını sabırsızlıkla bekliyorum (zira o nasıl bir finaldi!?)
Serinin ikinci kitabında Yardımcı Komiser Mutlu Kavgaz büyüyor, mesleğinin ve hayatin görmediği yuzleriyle tanışıyor. Karakterin dinamik bir şekilde geliştiği güzel bir polisiye.
Çok sevdim. Özellikle olay örgüsünün dönemin toplumsal cinsiyet sorunları ekseninde geçiyor olması ve hikayenin toplumsal gerçekçi kısm��na ekstra bir özen gösterilmesi çok etkileyici. Kavgaz Komiser sonsuz bir seri olsun hayalimi de kendime saklamıyor buraya da yazıyorum belki okurlar.
Bir solukta okudum. Harika bir kitap olmuş. Kavgaz'ın meslekte ve hayatta olgunlaşmasını izliyoruz. Yazarı lafı uzatması konusunda eleştirdiğim için özür diliyorum. Bu kitapta çatır çatır yazmış olayları bu sefer de kitap kısa olmuş :)
Polisiyemiz yeni bir karakter daha kazandı, mesuduz.
Yeni mezun taze polis Mutlu Kavgaz, Kavgaz Komiser olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Tedirgin hallerden eser kalmamış, kendine güvenen, teşkilatta sevilen biri artık.
İlk kitabı sevmiştim ikinci kitap ile bu seriyi daha çok sevdim. Emniyet teşkilatını, karanlık 90'ları ve elbette ülkenin hikayesini, memleketin adım adım değişimini Kavgaz komiserle okumak hoş olacak.
Bu kitapta bir sorum işaretim Kavgaz'ın ev arkadaşı Erdem doktor için. Erdem ilk kitapta yok denecek kadar azdı, bu hikayede ise epeyce yer aldı. Doktor Erdem'in Beyoğlu ve İstanbul'un gece hayatına patron düzeyinde vakıf olması kafamı kurcadı. Bakalım yeni kitapta belki daha fazla anlarız.
İki tane vasatın çok altında kitaptan sonra iyi bir kitabın limanına sığınmakta acele ettiğim düşünülürse memnunum. Algan Sezgintüredi yine iyi iş çıkartmış. Ben bir tek lebunyalar v.s gibi deyimleri anlamadığım, aklımda da kalmadığı ve sevmediğim için onlar rahatsız etti. Tabii Mesut Demirbilek’i de unutmamak gerek.
Komiser yardımcısı Mutlu Kavgaz, bu sefer hiç alışık olmadığı mekanlarda arıyor katili. Farklı insanlar, farklı mekanlar, farklı duygular. MİT'in bile çözemediği bir cinayet zor da olsa çözülüyor. Ben ilk kitabı daha çok sevmiştim. Yine de yeni maceralarını merakla bekliyorum.
Algan Sezginturedi’nin Türk polisiyesinin çok değerli bir yazari oldugunu dusunuyorum. Mesut Demirbilek’le işbirliğindeki Kavgaz serisini ise (artık bu ikinci kitapla seri dev am edecek diye yüreklenebiliriz sanırım) apayrı bir yere koyuyorum. Polisin çalışma şeklini ve yapısını çok gerçekçi bir şekilde ele aliyorlar bu konuda derinlemesine bir bilgim ve tecrübem yok, bende uyandırdığı izlenim tabii sadece bu. Kurgu çok sağlam ve olayın çözülmesindeki patinajlar, duraksamalar çok realist ifade edilmiş; tempoyu da düşürmeden anlatmak ise ayrı bir beceri. Bu ikinci kitapla Mutlu Kavgaz da iyice ete kemiğe bürünüyor; tecrübesizliğinin gün be gün ortadan kalkması; sığ kültürünü geliştirme çabaları, bocalamaları ve tüm engellere rağmen zihnini berrak tutma gayreti. Bunların birleşimi onu adeta kanlı canlı bir karaktere dönüştürüyor. Çok keyif alarak okudum ve bir yan ürün olarak 1989 yılını da detaylica animsadim.
Mesut Kavgaz'a iyice ısındık. O da amatorlugunu üzerinden atmaya başladı. Beyoglunun arka sokaklarına, trans, gay ve lubunyalar dünyasına daldık. Alnımızın akıyla çıktık mı:)
Çantacı keyifli bir polisiye olsa da hikaye pilot kadar sürüklememişti beni şimdi kavgaz komiserin kişisel gelişimini ve çözeceği yeni cinayetleri daha bir merakla bekliyorum.
polisiye bir kitap okuduğum için kurgusal yapısının akılcıl ve şaşırtıcı bir şekilde oluşturulmasını bekliyorum. kitaptaki olaylar dizini, biraz daha gerçek hayattaki polisiye olaylara benzediği için maalesef çok beğenemedim. olay zincirinin yavaş yavaş çözülmesi konusunda hiç bir sıkıntım yok ama kurgusal bir yazı okumak istediğim için biraz daha heyecan yaratan bir olaylar örgüsüyle karşılaşmayı bekliyordum.
Yine titizlikle yazılmış, sevilesi ana karakterinin gözümüzün önünde serpildiği bir ikinci kitap. Çok sevdim. İlki kadar güzel ve sürükleyici, hatta biraz daha heyecanlı geldi. Tavsiye ederim. Üçüncü kitabı hevesle bekliyorum.
Kolay okunan bir kitap ve güzel anlatımı olan bir kitap. Üzerinden 7-8 ay geçen cinayetin aydınlatılması gerekmektedir. Cinayetin uluslararası boyutu vardır. Elmas kaçakçılığı ve/veya casusluk ve/veya basit bir gasp veya belki de başka bir sebebi olan bir cinayet. Yine de kurgu çok etkileyici değil.
Algan Sezgintüredi'nin dilini seviyorum. Bitmek bilmeyen uzuuuuun cümleleri, tatlı tekrarları, çok da karikatürize etmediği ama şahsına münhasır eğlenceli karakterler yaratması hoşuma gidiyor. -İlk kitabı okumadan direkt ikiden başlamışım bu arada.-
Ana karakteri çok sevmiştim ama ilişkisini bitirme şekli ve son sorgudaki tavırları bence karaktere uymayan davranış şekilleriydi. Karakterin içinde bir şeylerin değiştiğini değil de devamlılığını ve ve belki inandırıcılığını kaybettiğini hissettim.
Beyoğlu'nda geçen bir cinayet romanı olunca daha Ahmet Ümit vari olmasını da beklemiştim bu arada kitabın ama bu konuda yazar beni tatmin etti. Mekanları tamamen kendi diliyle hikayeye dahil etmesini beğendim. Ben olsam Beyoğlu'nda geçen bir roman yazıyorsam Beyoğlu'na mutlaka biraz daha aktif bir rol verirdim ama bu son derece kişisel bir yorum tabii. :)
Kavgaz serisinin bu ikinci romanında, Mutlu kavgaz arap bir pilotun İstanbulda öldürülmesi vakasını araştırmaya başlar. Uzun ve yorucu geçen soruşturma sırasında Beyoğlunun gece hayatına ve karanlık ortamlarına alışmak zorunda kalır. Çok zorlu, 6 aylık bir soruşturmayı takip ediyoruz. 1989 yılı ve hiçbir teknolojik imkan yok. Tabiri caizse iğne ile kuyu kazma misali. Çok başarılı, biraz tesadüfler mevzuyu yönetse de, şans çalışkandan yanadır diyelim ve sonraki kitabı beklemeye alalım.