Türk edebiyatının ilk psikolojik romanı Eylül’de Fransız romanında meşhur olan aşk üçgenini derin tahlillerle ele alan Mehmet Rauf, bu kitaba adını veren Bir Aşkın Tarihi adlı uzun hikâyede yine aşkı merkeze koyar. Macit ve Güzin’in Büyükada’da başlayan gönül serüvenini, Macit’in gözünden okura aktarır. Diğer hikâyelerinde de eleştirel ve incelikli bir üslupla evliliğe, namus ve ahlaka dönemin hâkim bakış açısıyla temas eder.
“Evet, anlatacağım, dedi ve sen dinleyeceksin, sen bu büyük aşk hikâyesini dinleyerek kararını vereceksin, bak Güzin nasıl kadınmış… Bütün o rivayetler ne kadar adiymiş, iftiradan başka bir şey değilmiş… Onu hiçbiri benim kadar tanımaz. Güzin, kendini hediye edecek kadar kendine layık bir erkek bulamamaktan benim gibi şaşırmış, harap bir varlıktır… Şimdiye kadar kimseyi sevememiş, kalbi titremek için hazır fakat daha onu titretecek kadar mesut bir adam çıkmadı… İşte Güzin, bir genç kız ki aşk için doğmuş fakat daha sevememiş… Tanıdığı, gördüğü erkeklerin titretemediği kalbini soğuk bularak aşkı suçlamış ve aşkı inkâr etmiş bir kız…”
Servet-i Fünun dergisinde 1912’de tefrika edilen Bir Aşkın Tarihi, kitap olarak 1915’te altı kısa hikâyeyle yayımlanmıştır. Türk edebiyatının ilk psikolojik romanı Eylül’de Fransız romanında meşhur olan aşk üçgenini derin tahlillerle ele alan Mehmet Rauf, bu kitaba adını veren Bir Aşkın Tarihi adlı uzun hikâyede yine aşkı merkeze koyar. Macit ve Güzin’in Büyükada’da başlayan gönül serüvenini, Macit’in gözünden okura aktarır. Diğer hikâyelerinde de eleştirel ve incelikli bir üslupla evliliğe, namus ve ahlaka dönemin hâkim bakış açısıyla temas eder.
Mehmet Rauf, Türk edebiyatçı. İstanbul'da doğmuş ve küçük yaşta edebiyat ile ilgilenmeye başlamıştır. Bahriye Okulu'na gitmiş, İngilizce ve Fransızca öğrenmiştir. Yakından takip ettiği Halit Ziya'nın eserlerine ve realizm akımına ilgi duymuştur. Fransız yazar Paul Bourget'yi okudu ve ondan etkilendi. 1896 yılından itibaren Servet-i Fünûn'da yazmaya başladı. Roman,hikaye ve tiyatro türünde eserler vermiştir.Psikolojik tahlillere büyük önem verir.Bu yüzden eserlerinde kahraman sayısı azdır.
Romanlarında genelde İstanbul ve çevresinde yaşayan seçkin ailelerin arasında geçen aşk ilişkilerini konu almıştır. Zaman zaman şiirler de yazmıştır
“Ah, yeni başlayan aşk ilişkilerinin bu heyecanları … Bu daha bir bağdır fakat o kadar, o kadar titrek, o kadar bir meltem darbesiyle kırılıp kopacak sanılan, o kadar ince bir bağdır ki bunu güçlendirmek isteği ruhu yakar kavurur … Her gün “Acaba koptu mu, kopacak mı dün nail olduğum saadet, bir rüya değil mi?” diye yürek çırpınır. Bir gün önce mevcut olan ve sizi o kadar mesut eden bu bağın, bir gün sonra varlığından daima şüphe edersiniz … Her yeni buluşmaya, titreye titreye acaba her şey mahv mı oldu diye kuşkuyla ve ürpererek gidersiniz … Ah! bu heyecanlar, bu ateşli titreyişler, işte aşk da zaten bunlar değil midir? İnsanı helak eden, fakat her an büyük bir savaş kazanmış komutan mutluluğuyla sermest bırakarak ortaya çıkan ilk başarılar, korkuyla titreyen, hiçbir zaman emin olunmayan zaferin zevkiyle devam eden ilk aşk anları … Sonra bir an olur ki başarı, zafer tamam olur; günlerden beri bin bir endişe, bin bir ıstırap, binbir heyecanla, emin olamayarak kıvrandığın saat gelir: kadın size teslim olur …”
“Hayır, soğuyan bir kalbi ne yapsak geri almanın imkansız olduğunu bilmek kadar kalbi harap eden başka bir üzüntü yoktur… Bu öyle bir üzüntüdür ki hayatta başka bir benzeri yoktur... Ölüme mahkum, yatağında belki can çekişerek kıvranan, değer verilen bir hastadan bile ümit kesilmez; halbuki uçan bir aşk geri gelmez … Tıpkı ölür gibi … Evet, aşkın fecaati, işte ölümle böyle benzerliği değil midir …”
“... Zaten hayatımız tamamen zannetmekten ibaret değil midir? Dünyada ne hakkında emin olabiliriz? Kendimizi sağlıklı zannederiz, bir gün, senelerden beri müthiş bir illete tutulduğumuzu öğreniriz... Zaten bütün insanların hayatı yalnızca zannetmek üzerine kurulmuş değil midir? Insanların asırlarca devam eden zanlarla neler çektiğini tarih bize ispat etmez mi?”
Kitaba adını veren ve iclerindeki en uzun öykü olan “Aşkın Tarihi” dahil, toplam yedi öykü yer alıyordu kitapta. İlk öykü, bir adamın bir kadına duyduğu, duygularını, aklını, mantığını kör eden tutkulu bir askı anlatıyordu. Bu öykü, içerik olarak bana Annie Erneaux’nun “Yalın Tutku” kitabını hatırlattı. Tutkunun ilk dönemlerinde insanın içine düştüğü o ruh halini, farklı kelimeler ve farklı bir anlatım tarzıyla ve bana göre gerçekçi bir şekilde sunmuştu yazar. Diğer öyküler ise, güzel örneklerle ve hafif mizahi bir dille, toplumuzun ve insanımızın yapısını, evlilik kurumunu, kadın erkek ilişkilerini, değerlerini, inançlarını, karakteristik özelliklerini, eleştirel bir bakış açısıyla ele almıştı ve güzel noktalara da parmak basmıştı fikrimce. Bütün kısa öyküleri zevkle okudum. Aslında kitaptaki tüm öyküleri severek okudum. Hepsi, güzel bir dersle bitirilmişti. Yalnızca ilk öykü belki bir tık kısa olabilirdi diye düşünüyorum. Ama, onun da sonunu oldukça beğendim. Dili sade, anlaşılır bir anlatımı olan eğlenceli bir kitaptı. Sıkılmadan, hafif bir tebessümle okudum kitabı. Bu nedenle, Türk Edebiyatına başlayacaklara özellikle bu kitabı öneriyor ve hepinize bol kitaplı günler, keyifli okumalar diliyorum.
Daha önce Eylül isimli romanını okuyup çok sevmiştim. Fakat bu eserinde aynı duyguları hissedemedim. İçinde yedi öykü bulunuyor. İsminden dolayı aşk ve sevgi dolu hikâyeler okuyacağınızı sanıyorsunuz değil mi? Yanılıyorsunuz öyleyse. İçinde bunun tam zıttı ve sinir edici hayatlar bulacaksınız. Yayınevi neden böylelerini bir araya getirip isim olarak da onu seçmiş anlayamadım. 🤷♀️
Öykülerden birinin adı Cadı idi. Büyük bir merakla okuduğum satırların altına şöyle bir not düşmüşüm: 'Sonu havada kalmış, daha iyi olabilirdi. Hüseyin Rahmi olsaydı ne güzel anlatırdı. Onun da Cadı isimli bir eseri var, okuduktan sonra belki buraya uğrayıp fikrimi yazarım.' İki yazarı birbirine düşürmüş gibi olmayayım ama durum böyle. 🤭
"_Bu sene bahar ne kadar hoş oldu. Mart da mart değil, hazirana benzer bir vakit geçti. _ Bu sene dünya mevsimlerini değiştirmiş diyorlar. _ Oo işte bu tuhaf. Demek bu sene bütünüyle harika olacak." (sf 6)
1915'te yazılan bir kitapta geçen diyaloğa bakılırsa dünyanın mevsimleri eskiden beri değişmişmiş.. 🙂
"Öyle bir sevgi ki mayasında yalnız merak var, çekememezlik var, bencillik var. dedi" (sf 5)
Duygusal betimlerin usta kalemi Mehmet Rauf, Eylül romanına benzer şekilde kaleme aldığı Bir Aşkın Tarihi, aşkından perişan olan bir adamın yıllar önce yaşadığı bu anıyı arkadaşlarına anlatmasını konu alıyor. Ortada çok matah bir konu olmamasına rağmen aşk betimlemeleri, karakterin fiziksel ve duygusal gel-gitleri çok fazla yer almış. Bu hali ile Stefan Zweig metinlerini sevenlerin kolayca sevebileceği bir novella olmuş. En uzun öykü bu öykü kitaptaki. Diğer öyküler biraz metaforik, biraz da aşkı anlatan yapıdalar. Güzel bir tat bıraktı bende. Ancak günümüz Türkçesine çevirinin bunda katkısı çok büyük.
Son Osmanlı, yeni Cumhuriyet dönemi insan ve topluma dair derin bir bakış gibi idi. Anlatımı, karakterleri, kurgusu ile akılda kalan, ruhta izler bırakan bir eser.
tek bir hikayede degil birden fazla hikaye var. cogu kadın üzerindeki erkek ihtiyacı ve namus kavramı üzerinden sacma sapan konuları isliyor, hikayelerin bitisi yok ortasinda kesiyor.
Kadın bakış açısı ile kitap okununca sinir bozucu olsa da aşk konusunda aslında sadece zannedilen gerçekleri hayal kırıklığı olarak gösterilmesi, platonik aşkı çok iyi anlatmış eser. Dönemin saf duygularını okumak biraz da olsa insanı aşka inandırıyor.