Platonov'un "Mutlu Moskova"dan sonraki bu sarsıcı eseri, Orta Asya'nın çöllerinde, yok olmanın eşiğindeki "Can" halkına sosyalizmi götürmeye çalışan Nazar Çagatay'ın imkansızla imtihanını anlatır. Yazar, devrimci iradenin sadece sınıflara karşı değil, doğanın vahşi entropisine ve insanın hayatta kalma (can) güdüsüne karşı verdiği varoluşsal savaşı, mitolojik bir dille resmeder. Sosyalizmin inşasının, bürokratik emirlerle değil, ancak insanın ruhuna (canına) dokunarak mümkün olabileceğini fısıldayan, melankolik ama dirençli bir destan. Sovyet edebiyatının o "gizli" ve en derin sesinin, insanlığın sefaleti ve umudu üzerine yaktığı bir ağıt.