Jump to ratings and reviews
Rate this book

Unufak

Rate this book
“Evimiz orada, o kavaklı şehirdeydi, sonra İstanbul’a geldik, çünkü başka İstanbul yoktu. İstanbul yuvamız oldu ama aslında hep yuvasızdık. Sirkeci’deki iş hanının tepesinde iki göz odamız oldu, kuş yuvası gibi ama insan yuvası olacak yer değil. Dört çocuklu bir aile için hiç değil. Taşı toprağı altın diye İstanbul’a çalışmaya, yeni bir hayat kurmaya gelenlerden farklıydı halimiz. Bizim dönecek yerimiz yoktu, biletimiz tek yöndü.”

Rober Koptaş, 20. yüzyılın büyük olaylarının gölgesinde bir ailenin dünyasını anlatıyor. Anadolu’daki meçhul bir şehirde başlayıp İstanbul’a varan hikâyede, zamanın durmadan dönen çarkları arasında öğütülen insancıkları izliyoruz. Onların her biri, önceki kuşaklardan miras yükleri ardında bırakmak, alınlarına yazılı kaderden kaçmak için çabalıyor. Peki bunu başarabilecekler mi?

Kabuk bağlamış sırlar, anlatılanlar ve anlatılmayanlar, insanı gölgesi gibi takip eden sızılar... Unufak, sadece bir ailenin değil, insana dair tüm duyguların da hikâyesi...

277 pages, Paperback

First published September 12, 2024

8 people are currently reading
132 people want to read

About the author

Rober Koptaş

6 books2 followers

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
35 (34%)
4 stars
45 (44%)
3 stars
21 (20%)
2 stars
1 (<1%)
1 star
0 (0%)
Displaying 1 - 12 of 12 reviews
Profile Image for Korcan Derinsu.
613 reviews442 followers
December 19, 2025
Rober Koptaş, 1915’in ardında bıraktığı acıları ve bu acıların kuşaklar boyunca nasıl aktığını, nasıl gündelik hayatlara sızdığını çok dozunda, çok dengeli bir şekilde anlatıyor romanında. Ne ajitasyona kayıyor ne de yüzeyselleşiyor, hikâyeyi taşıyan karakterler de bu yükün ağırlığını okura hissettiriyor. Anlatıcıların değiştiği bölümlerde dil ve anlatımın da farklılaşmasını isterdim açıkçası, böylece parçalı yapı daha da güçlü bir etki bırakabilirdi ama bu da “ilk romanın” affedilir kusuru bence.
Profile Image for froggprince.
39 reviews34 followers
January 17, 2026
Geç kaldığım bir okuma oldu fakat bir defa başladıktan sonra bitmesin diye azar azar okudum. evvelâ uzun süredir girmediğim Storytel'e baktığımda şans verdim, sabahları işe giderken dinlemeye başladım T.'deki Devranların ilk kuşak öyküsünü dinlerken mest oldum, bu böyle olmayacak, yazıp çizmem lazım diyerek Dost Kitabevi'ne koşarak satın aldım. kapağı da çok güzel.

Ben anlatıcı değişikliklerini ve ben diline geçişleri çok sevdim. Bir apartmanın tüm pencerelerinden ayrı ayrı bakıyormuş hissi veriyordu. Klâsik 1915 anlatılarından uzak, nahif, sakin sesleniyordu tüm karakterler. Önce Kevork'a üzüldüm, sevdim fakat sonra beni hayal kırıklığına uğrattı, zirâ karısı Anna'ya yaptıkları kabul edilemez! Bence Maro'ya yapamadıkları, diş geçirememesi gariban kadından çıktı. İşte, genetik olarak bahtsızsan öyle gidiyor. ailedeki hemen hiç kimsenin beli doğrulmadı. Hepsinin hikâyesi ayrı ayrı hüzünlüydü fakat ben en fazla Maro ve Anna'nın bölümlerinde duygulandım. Oradaki anlatılar epey iyiydi. Maro'nun kadın kaderini tersine çeviren fıtratı beni mutlu etti.

Türk edebiyatında en iyiler arasında yerini aldı benim için, ilk roman için fazla iyidi. Rober Koptaş'ın dilini de çok iyi buldum. Takip edeceğim yazarlar arasına girdi.
Profile Image for Serap Becit.
113 reviews3 followers
January 11, 2026
Unufak, mağduriyet anlatısının tuzağına düşmeden, kolektif bir yıkımı ontolojik bir sızıya dönüştüren rafine bir fragmanlar toplamı. Koptaş; hafızanın kırıntılarını estetik bir haysiyetle bir araya getirirken, sessizliği bir "hatırlama etiği" olarak yeniden inşa ediyor.
​Zarif, eksiltili ve sarsıcı bir aidiyet anatomisi.
Profile Image for Safa Furkan.
223 reviews1 follower
February 4, 2026
Ah ne kadar geç kalmışım okumaya. Türkiye'de Ermeni olmaya dair çok keyifli bir anlatı. Yer yer temposu düşse de sonu ile her şeyi göz ardı etmemi sağladı. Birde uzun zamandır ismini bu kadar yakıştırdığım bir kitap okuduğumu hatırlamıyorum. Yazarın yeni kitabını asla bu kadar bekletmem orası kesin.
11 reviews
May 7, 2025
çok iyi bir ilk roman. yayın dünyasına yıllarca emek vermiş olmak yetmez; iyi bir hikaye anlatıcısının ve eşliğinde iyi bir editoryal ekibin işi belli. biraz biberyan okumak gibiydi, esinlenmesi çok da doğal zaten yazarın. elimden bırakamadım bir solukta bitti. kurtuluştaki balkonumda son bölümü okurken sokağımdan geçtiniz, seslenmek absürt olurdu o yüzden buradan yazayım: iyi ki yazmışsınız bu romanı! Anadolu’dan bir umut çıkmış ya da çıkamayıp kalabalık olana bir şekilde karışmış milyonlarca insana ses olmak çok kıymetli. iç dünyamızdaki binbir kırık aynaya yansıtılan küçücük bir ışık kocaman bir yeri aydınlatabiliyor.
Profile Image for Baris Balcioglu.
392 reviews10 followers
December 2, 2024
Koptaş'ın adını gezi zamanlarında duymuşumdur gibime geliyor. Asıl Notos'un Biberyan'la ilgili sayısında Karıncaların Günbatımı romanını ayrıntılı okuyuşunu beğenmiştim. Benden çok daha derinlikli okumuştu. Unufak'tan tesadüfen haberim oldu, X'te okumadığım bir söyleşisine denk geldim. Entel sorumluluğumla aldım. Aslında son yıllarda cumhuriyet döneminde Ermeniler özel meraklarımdan olsa da, artık çok da farklı bir bilgiye ulaşamayacağımı düşündüğüm için, hemen de okuyacağm bir kitap olmayacaktı. Derken bu konuları özelden yazıştığım bir arkadaşımın İstanbul'a ziyaretini haber alınca hemen okuyayım da ona veririm dedim. Ona nasip olmadı, herhalde bizim okulun kütüphanesi memnuniyetle dağarcığına kabul eder.

Şimdi, bu roman 90'larda çıkmış olsa, çok daha ses getirebilirdi gibime geliyor. O yıllarda Türkiye biraz daha kendini keşfetme yıllarındaydı çünkü. Biz eskiden kim kimdir bilmezdik, merak da etmezdik diyenlerin bu açılımlara hafiften eleştirel yaklaştıkları zamanlardı. Ama aslında o zamanlar bile bir dar pazar söz konusuydu. Mehmet Yaşın'ın 1996'daki kitap imzaladığı gün çok güzel bir konuşma yapmıştım titreyen genç sesimle. Ülkede Rum kalmamış, en büyük grup Ermenilerin sayısı 100 bini geçmiyor bu kitapları kim ne diye okuyacak filan demiştim. Şimdi de biraz öyle düşündüm. Zaten bu konulara benim gibi ilgili olanlar (ki çok azız) bu romanda anlatılanları yadırgamadan rahatlıkla anlayacaklar ve de üzülecekler de niye bu kadar az kalmış ve burada ya da dünyanın başka bir yerinde karma evliliklerle silinecek insanları hâlâ koruyamıyoruz diye. Ermenileri zengin ve seçkin bir azınlık grubu sanan, yani durumdan hiç haberdar olmayan birileri okusa belki şaşırırdı ama onlar da okumayacak. Bu durumda işte ilerde tarih ya da toplumbilim araştırması yapanların alıntıladığı bir yapıt olacak sanki.

Acaba böyle şeyler yazıyor olmam bendeki hangi direnç noktalarının hareketlendiğinin göstergesi? Zaten Ermenilerle ilişkilerimizin ya da Ermeni tahayyülümüzün biraz kendimizi anlamamıza yardımcı olacak en büyük sınavlarımızdan olduğunu düşünüyorum. Romana gelecek olursak, çocukların askeri bölgede gece kiliseye girme sahneleri bence en ilginç sahne. Anlatılan olaylar büyük olasılıkla yaşanmış şeyler. Biz burada 1950'li 60'lı yıllarda İstanbul'a tutunmaya çalışan yoksul Ermenileri okuyoruz. Okur bunları Latife Tekin'den okuduysa bunları o kadar ilginç bulmayabilir, a demek Hristiyan Ermeniler bile bu kadar tutucu ve kadına karşı baskıcıymış diyebilir ama acaba artık 2000'lere gelindiğinde kentli Ermeni aileler daha açık görüşlü olmamış mıdır, şimdi onların yaşadıklarını yaşayan başkaları da var, büyük kentlere Anadolu'dan göçen, ne zaman bu değişim bitecek diye merak etmedim değil. Sonra da bittiğinde ben çoktan ölmüş olurum dedim, daha büyük başka göç dalgaları ortalığı alt üst etmezse ben ölmeden. Biraz da Kürt edebiyatı okumalı ki ne tür önyargılarım depreşecek bir bakmalı.
Profile Image for zehraogut.
24 reviews4 followers
January 24, 2026
Bir “ilk roman” olarak kimi yönlerden başarılı. Anlatının birbirine bağlı pek çok yan öykücükten oluşan bir matris şeklinde kurgulanması, anlatıcının sürekli değişmesi ve ( kimi zaman yakınsasa da) seslerdeki çeşitlilik, anlatı zamanının doğrusal akmaması gibi özellikleri yazarın hikayeyi “nasıl anlatmalı” kısmına kafa yorduğunu gösteriyor.

Fakat aynısı “ne anlatmalı” kısmı için söylenebilir mi emin değilim. Bir azınlık öyküsü olması nedeniyle malzeme zaten oldukça ağır, travmatik. Bir de birbirinin üstüne sürekli binen kimi zaman neredeyse Yeşilçam melodramlarının klişeleriyle yarışan olay örgüsü okur için bir yerden sonra fazlasıyla yorucu olmaya başlıyor. Tehcir ve Ermeni kimliği ile ilgili travmatik deneyimlerin yanı sıra ilişkisel travmalar (aldatma, fiziksel şiddet, cinsel şiddet), ailevi travmalar ( evlatlık verilme, aileyi terk eden anne, iffetsiz kız kardeş vs.), sağlık sorunları ( verem, kanser), adam yaralama, hapse girme çıkma derken liste uzar. Okuru acıya maruz bırakırken ekonomik davranmakta da bir fayda var muhakkak, bense dram yorgunuydum kitabı bitirdiğimde. Anlatı fazla trajediyle biraz boğuluyorsa da üslubun acıyı aktarma biçimindeki hafiflik bunu dengeliyor neyse ki.
Profile Image for Seda.
37 reviews2 followers
April 16, 2025
bize bir aile hikayesi yaratmış rober koptaş. yaşanan derin acının ardında kalanları anlatmış. ufacık dokunmuş, acıyla yoğurmamış kitabını. bu açıdan oldukça kıymetli bence. bir ailenin göç sonrası neler yaşadığını, nasıl darmadağın olduğunu aktarmış. aslında meselesi geride kalan insanlar, kadınlar, çocuklar… meselesi acıdan sonrası. işte bu büyük acıları anlatabilmek için artık yeni bir dil geliştirmemiz gerekiyor. çünkü o eski dil, ötekileştirene ulaşmıyor bence ve yenileyip edebiyatla iyileştirmek gerek belki de… unufak’ın, bu yüzden özel bir roman olduğunu düşünüyorum.

farklı farklı anlatıcılar var romanda. farklı bakışlar… en çok kadın karakterlerin anlatılış şeklini sevdim ben. çünkü saklanmadan, sindirilmeden o aile ve toplum baskısına rağmen oldukça cesur bir şekilde varolmuş karakterler bunlar… özellikle de maro. dimdik duruyor karşımızda.

bazı uzun detaylar metinden uzaklaşmama sebep olsa da meselesini bize çok naif bir şekilde yılmadan, yorulmadan anlatan rober koptaş’ı dinlemek onu tanımak bir harika.

okumanız dileğiyle. 🌸
Profile Image for Bircan özdağ.
162 reviews1 follower
January 9, 2026
"İnsan kendi kendinin suçlusu, savcısı, hakimi, mahkumu, gardiyanıdır ama bilgesi olamıyor. "

Okurken içim sürekli sıkıştı. Baştan sona acıyla örülmüş bir hikaye bu; tek bir büyük felaket değil , durmadan insanın canını yakan sürekli bi acı hikaye var.Dili çok güzel ve çok dokunaklı, bazı cümleler var ki sessizce geliyor ama etkisi uzun sürüyor. Hikaye ilerledikçe ağırlık artıyor, bir umut ferahlık olur mu diye beklerken yine başka bir yerden insanın kalbine dokunuyor.

Yazarın kendi hayatından izler taşıdığını bilerek okumak beni daha da zorladı açıkçası. Çünkü anlatılanlar çok tanıdık, çok gerçek ve “evet, bu ülkede bunlar yaşanır” dedirten şeyler. Bu yüzden kitap bana bir roman gibi değil de birinin içini dökmesi, bir tanıklık bırakması gibi geldi. Karakter sayısı fazla, anlatıcılar değişiyor; başta biraz kafam karıştı ama alışınca hikaye akmaya başlıyor ve sizi bırakmıyor. Kolay bir okuma değil, hatta yer yer gerçekten çok yorucu ve üzücü. Ama tam da bu yüzden insanın içinde bir yere dokunuyor ve orada kalıyor.
578 reviews8 followers
January 9, 2026
Uffff! İçim karardı! Acı bir kitap okuyacağımı tahmin ediyordum ama bu kadar da eski Türk filmine bağlayacağını tahmin etmemiştim. Bu kadar karakter içinde bir tane de kaderi yüzüne gülen olmaz mı? Herkese mi acı, ızdırap dağıtıldı? Hep karanlık, hep kötü.
Profile Image for Uğur Deveci.
Author 4 books6 followers
February 11, 2026
Özellikle tarihin karanlık bir yanını anlatırken haksızlığa, zulme uğrayanların da karanlık taraflarını da anlatmış olmasını ayrı sevdim. Küçük kusurları elbet var fakat bir ilk roman olduğu düşünüldüğünde sözü bile edilmeyecek kadar....
Displaying 1 - 12 of 12 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.