Zehra Tırıl, Odalarda Annem Yok, Pembe Gecelikli Kız, Kapıların Kışında adlı öykü kitaplarına Unutulan Yurttaş ile bir yenisini ekliyor.
Unutulan Yurttaş’taki on öykü yaşadığımız günlerin izleriyle dolu: Salgın ve HES dönemi, politik gelişmeler, hayatımıza giren kare kodlar, evlilik süreçleri, geçim sıkıntıları, yaşlılık ve hastalık kederleri, geleneksel inanış ve davranışlarla sarılıp sarmalanmış yaşam biçimleri, hayatın boşluklarını dolduran şeylerin saçmalığı, geçen zamanın dalgalanmaları, dostluklar, yalnızlıklar, savruluşlar ve kaçışlar.
Bardaktaki suyu içti. Işığı söndürdü. Televizyonu kapattı. Pencerenin kalın perdesini açtı. Tül perdeden süzülen ışık halıya pencerenin demir parmaklıklı gölgesini düşürdü. Halıdaki demir parmaklıklarda rastgele adımlar attı. Gölgesi donuk ışıkta eğiliyor, bükülüyordu; kâh kolsuz kâh ayaksız kâh başsız. Ansızın sanki pencereden üstüne, gölgesine, evine yasaklar, günahlar yağdı. Kolunun tek hareketiyle ışık sızmamacasına kalın perdeyi kapattı; uçlarını bastırdı. Dizlerinin üstüne düştü. Hıçkırıyordu.
Bu kitabı İstiklal YKY'daki görevlilerden birinin tavsiyesi üzerine aldım, kendisine minnettarım, beni daha önce adını duymadığım, satırlarını okuyunca içtenlikle bağlandığım bir yazarla tanıştırdı…
Kitapta aile, geçim sıkıntısı, ilişkiler, hayatın ve toplumun dayatmaları ile kırılan insanların yaşadıklarını anlatan on öykü var. Zehra Tırıl umudu, hevesleri kırılan karakterlerin ruh hallerini ve başlarına gelenleri parçalı bir anlatımla kaleme almış, akıcı değil, pürüzlü cümleler kurmuş. Önce bu beni rahatsız etti, ama sonra bu tarzın öykülere daha çok odaklanmamı sağladığını fark ettim. "Zehra Hanım sanki sayıklar gibi içimize attıklarımızı, bunlardan bize kalan hasarları anlatmış, elbette pürüzlü olacak cümleleri" diye düşündüm. Doğru kelimeleri bulmakta, kendimi ifade etmekte zorlanıyorum, ama okuduklarım bana çok dokundu, yazarın bütün kitaplarını edineceğim...