… alıştığımız ülke, alıştığımız İstanbul, alıştığımız hayat kayıp gidiyordu avuçlarımızın arasından…
Sokaklarda cirit atan uluslararası suç şebekeleri, onlarla fotoğraf çektirmekten utanmayan siyasiler, faili meçhulden faili meşhura evrimleşen cinayetler, ekonomik bozulmanın ve kolay para kazanma arzusunun hızlandırdığı ahlaki çürüme, liyakatsizliğin getirdiği kamusal ve kurumsal çöküş...
Yüzünde kan var Nevzat!
Başkomser Nevzat bu kez geçmişin hayaletleriyle mücadele ediyor. Ailesini katledenlerin peşinde maceradan maceraya koşarken, Nevzat ve ekibinin yaşadıkları olaylar bir 21. yüzyıl Türkiyesi portresi çiziyor.
Yırtıcı Kuşlar Zamanı’nda Ahmet Ümit Türkiye’nin yıllardır mustarip olduğu toplumsal hastalıkların röntgenini çekiyor.
Olan bitenin farkındaydım, arkadaşlarım etrafımdaydı, insanlar bana yardım etmek için çırpınıyorlardı. Ama umurumda bile değildi. Yemek yiyemiyordum, iğne ipliğe dönmüştüm. Vazgeçmiştim, her şeyden, herkesten, hepsinden... Kılımı kıpırdatamıyordum. Kıpırdatmak istemiyorum diye değil, kıpırdatamıyordum, çünkü artık içimde yaşama isteği yoktu.
Ahmet Ümit was born in 1960 in the city of Gaziantep in southern Turkey. He moved to Istanbul in 1978 to attend university. In 1983 he both graduated from the Public Administration Faculty of Marmara University and wrote his very first story. An active member of the Turkish Communist Party from 1974 until 1989 Ümit took part in the underground movement for democracy while Turkey was under the rule of a military dictatorship between 1980-1990. In 1985-86 he illegally attended the Academy for Social Sciences in Moscow. Ümit worked in the advertising sector from 1989-1998 and is currently employed as cultural advisor at the Goethe Foundation in Istanbul. He has one daughter Gül. Since 1989 Ümit has published one volume of poetry three volumes of short stories a book of fairytales one novella and six novels. One of Turkey’s most renowned contemporary authors Ümit is especially well-known for his mastery of the mystery genre as reflected in many of his bestselling novels and short story volumes. Drawing upon the unique political and historical background of his home country Ümit delves into the psyches of his well-wrought characters as he weaves enthralling tales of murder and political intrigue.
Eski dost Başkomiser Nevzat ve yardımcıları Zeynep ve Ali ile Yırtıcı Kuşlar Zamanında yeniden buluştuk.
Kitap boyunca hiç durmadan yağan yağmur, Ağva'da toprak kaymasına neden olur ve çamurların arasında bir iskelet ortaya çıkar. Nevzat komiser geçmişten gelen bu cesetin sırtını çözmeye çalışırken, karşısındaki en büyük engel, 7 yıl önce, karısıyla kızının ölümünden sonra kendisine uygulanan tedavi sonucunda hafızasından silinip giden anılarıdır. İp uçları Nevzat'a karısıyla kızının katillerini işaret etmektedir. Başkomiser ilk defa onların katilini/katillerini bulmaya bu kadar yaklaşmıştır. Ama ortalık çok karışıktır. At izi it izine karışmıştır. Türkiye'yi mesken tutan uyuşturucu baronları, yozlaşmış polisler, satın alınmış politikacılar, geçmişten gelen hayaletler, otuz iki kısım tekmili birden Nevzat'ın karşısındadır.
Her kitapta olaylara eşlik eden farklı bir arka plan kurgulayan Ahmet Ümit, bu kitapta da, sokaklarında cirit atan mafya babaları, onlarla kol kola fotoğraf çektiren siyasileri, her kademesinde çürümenin pençesine düşmüş kamusal kurumlarıyla günümüz Türkiyesini kitabının arka plana yerleştirmiş.
Ahmet Ümit'in akıcı dili sayesinde kitabı 3 günde okuyup bitirdim. Kurgusunu beğendim. En çok da kitabın adını sevdim. Yırtıcı Kuşlar Zamanı. Hikayenin içinden öyle zekice çekip çıkarılmış ki. Seviyorum böyle oyuncaklı işleri.
Ahmet Ümit'i 1996 yılında çıkan ilk kitabı Sis ve Gece'den beri okuyorum. Aradan 28 yıl, yaklaşık 30 kitap geçmiş. (Tabii hepsi Nevzat macerası değil) Bunca zaman ve maceradan sonra Komiser Nevzat benim için bizim Nevzat oldu. Görüşmeyince ister istemez özlüyor insan. Karşılaşınca da seviniyor. Benim için böyle bir şey Ahmet Ümit kitapları. Çıktığında alırım, alır almaz da okurum. Yeni maceralarda buluşmak dileğiyle.
Ve nihayet Başkomiser Nevzat’ın hikayesi. Oldukça akıcı bir roman Yırtıcı Kuşlar Zamanı. Gün okura aitse ele alınıp bırakmadan bitirilebilecek kadar akıcı. Özellikle bir cümlelik bölüm başlıklarını çok sevdim. Tek kusuru insanın kafasının tepesini attıracak iyilikle ve iyi niyetle donatılmış bir kurgusal roman karakteri olması:))
Başkomiser Nevzat’ı, Ali ile Zeynep’i ve Evgenia’yı seviyorum, özlemiştim. Başkomser Nevzat’ın maceralarını okumayı da seviyorum.
Tüm romanları gibi akıcı ve heyecanlı. Hızla okunan bir macera. Kurgu çok başarılı, karakterler tutarlı. Evvelki maceralardan uzanan bazı düğümlerin çözülmesi beni sevindirdi, fakat diğer taraftan da, Başkomser Nevzat macerasının tamamen sonuna yaklaşmış olma korkusunu da beraberinde getirdi. Umarım daha bir çok Başkomser Nevzat macerası okuruz.
Nevzat başkomiser sonunda eşinin ve kızının ölümüne neden olan kişiyi buluyor. Spoiler olmaması açısından kim olduğunu yazmayacağım. Nevzat, ailesini öldüren kişiyi kitabın sonunda öldürmek zorunda kalıyor. Aslında bu kitap, diğerlerinden farklı olarak işlenen bir cinayetle açmıyor perdeyi. 7 yıl öncesinden kalan bir iskeletle başlıyor her şey. İskeletin bulunuşu, Nevzat'ın katillerle hesaplaşmasına değin sürüyor. Sürecin sonunda katil, Nevzat'a kendini açık etme gereği duyuyor ve neredeyse bütün Nevzat kitaplarında okuduğumuz o bombalama olayının nedenini anlatıyor. Evet, kitabı sevdim, kitabın ilk sayfalarında çok fazla maceraya yer verilmemiş. Esasen 100. sayfadan sonra işler kızışıyor.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Adam arabasına her emektar dediğinde gaspleseydim Spontanpneumothorax’tan ölmüştüm… ayrıca katilin kim olduğu maalesef çok belliydi bir polisiye romanı varsa iki şüpheli varsa ve kitabın başından itibaren odak bir şüpheliye yöneltiliyorsa tabii ki de katil diğeridir. Toplumsal yozlaşmaya yönelik eleştirilerini de bu sefer biraz fazla diktatif buldum, o çıkarımları yapmak okuyucuya bırakılabilirdi. Üzdün beni adaşım :(
Polisiye romanlara duyduğum ilgi ve polisiye hikaye zevkim yıllar içinde değişse de Başkomiser Nevzat’ın 20 küsür senedir bendeki yeri ayrı. Ahmet Ümit’in son romanı Yırtıcı Kuşlar Zamanı da Başkomiser Nevzat’ın son hikayesi. Yıllardır süregelen hikayesinde bir nebze olsun huzur bulacaktır bundan sonra, ama ana karakterimizin ilk defa yaşlanmış olduğunu hissettim. Ayrıca Ahmet Ümit’in de gündeme en çok değinen hikayesi bu olmuş sanırım. Umarım başka hikayelerini de okuruz bundan sonra.
Meraklısına internette daha önceki Ahmet Ümit kitaplarının bazılarının radyo tiyatrosu var, kitapları seneler önce okusam da çok keyif alarak dinlemiştim, özellikle Evgenia’yı seslendiren Funda Kıpçak’a bayılmıştım.
Geçen sene Başkomiser Nevzat’ın hikayelerinin bir kısmının dizi olarak çekildiği Karanlıkta Koşanlar’ı da izlemiştim internetteki korkunç kalitesine rağmen. Kaliteyi dert etmezseniz ona da bakabilirsiniz.
Ahmet Ümit'in kitaplarındaki tarihsel, sosyal ve mitolojik öğeler onun eserlerine derinlik ve zenginlik katıyor. Bu unsurların eksikliği yüzünden Yırtıcı Kuşlar Zamanı, özellikle önceki kitaplarına kıyasla, biraz sığ bir deneyim sunuyor Daha çok yaşaya geldiğimiz toplumsal çürüme işlenmiş bu kitapta . Bu durum beklentilerimi karşılamadı ama yine de çok iyi bir polisiye okuduğumu söyleyebilirim.
Özlediğimiz karakter başkomser Nevzat'la yeniden buluştuğumuz kitap. Ama ne buluşma. Her şeyiyle dört dörtlük, kaliteli bir eser çıkmış ortaya.
Yırtıcı Kuşlar Zamanı'nda Nevzat'ın geçmişine, yedi yıl önce yaşadığı elim olaya dönüyoruz. Eşi ve kızını kaybettiği patlamanın sonunda sır perdesi aralanıyor. Nevzat bu olayın faillerinin peşine düşüyor. Daha doğrusu birden kendini yeniden bu olayların ortasında buluyor. Fakat bu sefer diğer dosyalar gibi değil, çok daha duygusal bir sınav vermek zorunda.
Ahmet Ümit çok güzel bir kurgu ile müthiş bir roman çıkartmış. Elimden bırakamadım.
Yırtıcı Kuşlar Zamanı; başından sonuna merak ve heyecanla çevrilen sayfaları, duygulara temas eden üslubu, zihinde görselleştirmeyi sağlayan anlatımı, Türkiye'de uyuşturucu ticaretine, gücü elde etmeye yönelik çiğnenen ahlak kurallarına, insanların yozlaşmasına doğrudan temas eden göndermeleri ile okuma sürecimden keyif aldığım ve beğendiğim bir kitap oldu. Başkomiser Nevzat ve ekibini gizemli bir olay örgüsü içinde tekrar görmekten, anı unutturan kurgu ve ifadelerini okumaktan memnun olsam da, yazarın Kukla, Patasana ve Kavim kitapları gibi favorilerime girmediğini söyleyebilirim. Sonuç kısmının tahmin edilebilir olması ve Başkomiser Nevzat'ın kendinden emin ve hatalı olduğu kestirilebilir hareketleri rahatsız etse de;soluksuz okuduğum bir macera oldu.
Ağva' da bir heyelan sonucu bulunan iskelet; Başkomiser Nevzat'ın geçmiş yaşantılarına dayalı kabuslarından uyandırılmasına neden olur. Komiser Ali; bulunan iskeletin kafatasında mermi deliği olduğunu ve bu kalıntıların 7 yıl önce işlenen bir cinayete işaret ettiğini bildirir. Soruşturma sürecinde; Başkomiser Nevzat'ın ana rolde olduğu bir dava ve eşi ile kızının ölümüne sebep olan patlama gün yüzüne çıkar.7 yıl önce eşi ve kızının öldüğü patlama sonrası majör depresyon tanısı alan ve uygulanan tedavi ile hafızasında kayıplar bulunan Başkomiser Nevzat; zihninin karanlık dehlizlerini aydınlatmak için harekete geçecek ve hayatında kime güvenebileceğini bilmediği bir alana adım atacaktır.
Türkiye'nin gündemi,siyasi yapısı ve güç çatışmaları ile ilgili vurguları , Komiser Ali, Kriminolog Zeynep gibi renkli karakterleri, heyecan verici bir kurgu çerçevesinde harmanlayan bu kitap, yazarın üslubunu bilen ve sevenlere önerimdir.
Bahsetmiştim, Ahmet Ümit okumaya Karanlıkta Koşanlar’ı izledikten sonra başladım. Başkomiser Nevzat öyküsüyle yani. Bu kitaba başlarken de bir parça umudum vardı. Önceki eleştirilerime yanıt veren bazı dostlar, Başkomiser Nevzat öykülerinin iyi bir İstanbul tasviriyle anlatıldığını, bu sebeple iyi romanlar olduğunu söylediler. Öncekiler hakkında bir fikrim yok, ancak Başkomiser Nevzat’ın bu son öyküsü büyük hayal kırıklığı oldu benim için.
Yine ana karakterin iç hesaplaşmaları çocuk tiyatrosu kıvamında verilmiş. Kurgu zayıf, olay çok ama çok basit, laf kalabalığıyla şişirilmiş bir 450 sayfa. Arkadaş şu hikayeyi 150 sayfada anlatsan ölecek misin? Hayatta hiçbir gerçekliği kalmamış Yeşilçam karakterleri (Tatavla’da meyhane işleten Rum güzeli [eski kitaplarında da var bu Evgenia karakteri sanırım], İstiklal’de kahve işleten kabadayı vs.) de cabası… Yine katili kitabın ortasında bildik. Hele sonuna doğru katili saklayacağım diye abartılı bir üslupla iyiden iyiye ifşa etmesi… Gündemdeki tüm tartışmalara (köpek meselesi, kadın cinayetleri, narko-terör vs.) üstünkörü temas ederek duyarlı yazar pozları… Edebiyat zaten yok! Okumayın, vaktinize yazık derim. 3/10 veriyorum.
Akıcı, keyifle okunan; bunlar yanında toplumsal olaylara dair eleştirilerden kaçınılmamış, günümüz yozlaşmışlığına duyarlılıklar içeren bir kitaptı. Ama daha önceki romanlardan az biraz daha basit bir kurguydu. Güzel yanı zannedersem bundan sonraki romanlarda Komiser Nevzat'ı biraz daha huzur bulmuş okuyabileceğiz artık.
Nihayet serinin başından beri en merak ettiğimiz cinayetlerin aydınlandığı, derli toplu (gene biraz rüya kısımları fazla ama ne yapalım seviyor Ahmet Ümit rüya anlatmayı), tam kıvamında bir roman olmuş.
Ağva yakınlarında büyük bir heyelan olmuş, heyelanda toprakla birlikte bir cesedin kemikleri yola saçılmıştır. İskeletin kafatasında bir kurşun deliği vardır. Başkomser Nevzat ve ekibi Ali ile Zeynep bu yıllar öncesinden kalmış cinayeti soruşturmakla görevlendirilir. Ahmet Ümit’in yeni romanı “Yırtıcı Kuşlar Zamanı” bu olayla başlıyor. Ağva’daki olay yeri Başkomser Nevzat’a çok tanıdık gelmektedir. Ama bu yeri nereden anımsadığını bir türlü çıkaramaz. Ama gördükleri Nevzat’a geçmişi anımsatır. Nevzat, yanlış anımsamıyorsam “Kavim” romanında Urfa’dan İstanbul’a döner ve İstanbul’a geldikten bir yıl sonra bir bombalı saldırıda karısı ve kızını kaybeder. Aradan geçen yedi yılda karısı ve kızının katillerini bulamamıştır. O bombalama olayı sonrasında derin bir depresyona girmiş. Bir süre tedavi görmüştür. Ağva’daki cinayetin tarihi ve soruşturulması da o hastalık dönemine denk gelmektedir. Depresyonu o kadar ağırdır ki doktorlar elektroşok tedavisi uygulamaya karar verir. Elektroşok tedavisinin yan etkilerinden biri geçici hafıza kaybıdır. Zaten doktorlar da bunu hedeflemektedir. Nevzat’ın depresyonuna neden olan anılarını unutmasını böylece sağlığına kavuşması hedeflenmektedir. Doktoru, unutmanın iyileştirici olduğunu söyler. "Unutmak iyileştirir Nevzat Bey, merak etmeyin biz unutmanızı sağlayacağız. Biraz ağır bir tedavi olacak ama mutlaka unutacaksınız” der doktoru. Şok tedavisi gören Nevzat da karısını ve kızını kaybettiği saldırı döneminde yaşananları unutmuştur. Başkomser Nevzat durumunu şöyle açıklar; “Olan bitenin farkındaydım, arkadaşlarım etrafımdaydı, insanlar bana yardım etmek için çırpınıyorlardı. Ama umurumda bile değildi. Yemek yiyemiyordum, iğne ipliğe dönmüştüm. Vazgeçmiştim, her şeyden, herkesten, hepsinden… Kılımı kıpırdatamıyordum. Kıpırdatmak istemiyorum diye değil, kıpırdatamıyordum, çünkü artık içimde yaşama isteği yoktu.” Ağva’da karşılaştığı olay yeri unuttuklarını anımsaması için tetikleyici olacaktır. Elbette Nevzat hemen her şeyi anımsamaz. Esas olarak anımsayamamanın sıkıntısını çeker. Hatırlar parça parça canlanır. Çözümleyemediği, hatırlamadığı anlar, kişiler vardır ve zihinsel bulanıklık yaşadığını farkındadır. Polisiye roman okurları konunun ayrıntılı olarak anlatılmasını sevmezler ama bizzat yazarı, yani Ahmet Ümit anlattığı için alıntılıyorum. Oksijen’deki söyleşisinde şöyle demiş Ahmet Ümit; “Bulanıklık anında ne yaptığını bilmiyor. Orada da şöyle bir ihtimal öne çıkıyor. Acaba karım ve kızımın katillerini öldürdüm mü? Eğer öldürdüysem bu yaptığım doğru mu yanlış mı? Bir yandan eğer yaptıysa gidip teslim olması lazım diye düşünüyorken diğer yandan da bilinçaltında bunu yapmaktan rahatlamış olabileceğini düşünüyor. Nitekim yardımcısı Ali’nin dediği gibi, “Yapmamışsınızdır ama yaptıysanız doğrudur başkomiserim”.” Zihinsel bulanıklıktan yavaş yavaş kurtulup anılar belirdikçe Başkomser Nevzat yedi yıl önce Ağva’da işlenen cinayet ve soruşturması ile karısıyla kızının öldürülmesi arasında bağlar kurmaya başlar. Yeni ipuçlarını iyi değerlendirip karısıyla kızının katillerini bulmaya kararlıdır. Peki katilleri bulunca ne yapacaktır? Bu soruyu sık sık kendisine sorar. Yıllardır içinde biriken öfkesine yenilip bizzat onların cezasını vererek öç mü alacaktır yoksa adaletteki “cezasızlık” ya da başka bir deyişle suçluların hak ettikleri cezayı almamaları gerçeğine aldırmadan onları savcılara ve hakimlere teslim edip sonucu mu bekleyecektir? Eğer başka bir yazar “Yırtıcı Kuşlar Zamanı”nı kaleme alsaydı Başkomser Nevzat’ın karısıyla kızının katillerini bulmaya çalışması roman için yeterli olabilirdi. Ama Ahmet Ümit çok katmanlı romanlar yazmayı seviyor. “Yırtıcı Kuşlar Zamanı”nının bir boyutu ya da katmanı da “sokaklarda cirit atan uluslararası suç şebekeleri” ve onların devletin içindeki suç ortakları. Son yıllarda birçok yabancı mafya lideri vatandaşlık satın alarak ülkemize yerleşmiş, faaliyetlerini buradan yürütmekte. Bunlardan bazıları ülke içinde de faal. En kolay ve ucuz ulaşılabilen uyuşturucu olan metamfetamin kullanımı hızla artmakta. Bu ticarette de yabancı mafya çetelerinin önemli rolü var. Bir metamfetamin deposuna yapılan baskın sırasında büyük bir çatışma çıkıp tüm ekiplere yapılan çağrı üzerine Başkomser Nevzat ve yardımcısı Ali destek için olay yerine gider ve birdenbire kendilerini çatışmanın ortasında bulurlar. Çatışmada onların silahlarından çıkan kurşunlarla metamfetamin deposunun sahibi olan yabancı mafya liderinin yeğeni ölünce Başkomser Nevzat ve yardımcısı Ali soruşturmaya dahil edilir. Böylece, uluslararası mafya liderleri, onları savunan ünlü avukatlar ve mafyanın devlet içindeki suç ortaklarıyla karşı karşıya kalırlar. Ahmet Ümit bu iki katmanda yani ailesinin katillerini bulmaya çalışmak ve uluslararası mafya ve devletteki yardakçılarıyla mücadele sırasında bireysel ve toplumsal bellekte “unutma”nın “unutturmanın” etkilerini tartışmaya açıyor ve “Unutma: Unutmak öldürür!” diyor. Toplumdaki kötülük düzeninin “unutturma” üzerine kurulduğuna dikkati çekiyor. En büyük facialar bile ülke gündeminde birkaç gün kalabiliyor. Sonra yeni olaylar oluyor, olay olmazsa yaratılıyor ve topluma önceki facia ve failleri unutturulmuş oluyor. Türkiye’nin yakın tarihinde böyle unutturularak faili meçhul bırakılmış birçok suç var. Bireysel açıdan baktığımızda da geçmişimizdeki birçok acı olayı unutarak ruh sağlığımızı korumaya çalıştığımızı biliyoruz. Bombalama olayından sonra Başkomser Nevzat da unutturularak sağlığına kavuşturulmuş. Ama ancak yeniden hatırlayarak, zihin bulanıklığının üstesinden gelerek yıllar önce Ağva’da öldürülen kişinin katilin bulacak ve karısının ve kızının bombalanarak öldürülmesinin faillerini bulacaktır. Ahmet Ümit’in yeni romanı, Başkomser Nevzat’ın son macerası “Yırtıcı Kuşlar Zamanı”nı (Ekim 2024, Yapı kredi yay.) çağdaş polisiyelerin gerçekçi ve eleştirel anlayışının iyi bir örneği olarak günümüz Türkiye’sinin en önemli sorunlarından birine odaklanıyor. Uyuşturucu ticaretini, onların uluslararası faillerini ve devlet içindeki suç ortaklarını ele alırken diğer yandan ailesini katillerinin peşindeki bir polisin yaşadıklarını odağına alarak öç alma ve adalete inanma/güvenme ikilemi arasında bunalan bir bireyin iç çatışmalarını ustaca yansıtıyor. Bu ikilemin ve vereceği kararın yine toplumsal ve güncel bir soruna, adalet sistemimizin yeterince adil olamamasına bağlanacak olması da bir başka gerçek.
nevzatin duygulari o kadar acik yazilmis ki okurken uzuntuden mahvoldum olaylar bakimindan son 150 sayfada cok iyi ilerledi sonu beni tam tatmin edemedi acikcasi 50 sayfa daha uzun olup eksik oldugunu dusundugum birkac sey daha yazilabilirdi ama genel olarak iyiydi baya
Ahmet Ümit'in bir tanesi dışında bütün Başkomiser Nevzat kitaplarını okudum. Benim açımdan bu yeni maceranın en keyifli tarafı, Nevzat karakterinin derinliklerine inmemiz oldu. Diğer kitaplarında anlatılan Komiser Nevzat senaryolardaki birçok boşluk, Ahmet Ümit'in bu romanında tamamlanıyor. Nevzat karakterini daha iyi tanımak, hikâyesinin önemli bir kısmını kafamda oturtabilmek ve tabii ki her an özlemini çektiğim, benim için dünyanın en özel şehri olan İstanbul'u okumak oldukça keyifliydi.
Hikâyenin polisiye tarafına gelirsek, biraz hayal kırıklığına uğradığımı söyleyebilirim. Yine de ilk kez bir Başkomiser Nevzat romanının sonunu erken tahmin edebilmenin sevincini yaşamak güzeldi açıkçası. Bir bütün olarak değerlendirdiğimde de bu romanın polisiye tarafının daha arka planda kalmasının nedeni çok bariz ve mantıklı.
Her zamanki gibi büyük bir heyecan ve keyifle okuduğum bir Başkomiser Nevzat romanı oldu. Bir sonrakini iple çekiyorum...
Sonucu tahmin etsem de iki günde keyifle okudum. Ahmet Ümit’i, başkomiser Nevzat’ı ve ekibi çok özlemişim… önceki pek çok romanın aksine kitabın sonunun aceleye geldiği hissine hiç kapılmadım bu kez. Tadı damakta bir romandı. Sadece rüya kısmı biraz uzun hissettirdi ara ara. Fakat o kadar küsür kadı kızında da olur diyelim. Bir de ‘gümrah’ ağaçlar bu kez 52. Sayfada göründü 😃 Bir sonraki kitapta evgenia ile olan ilişkisinin başlangıcına ışık tutan detayları da görürüz umarım. Ayrıca kitabı okurken NTV radyonun radyo tiyatrosundaki seslendirmeler ile okuduğumu fark ettim. Demek ki onlar da bende yer etmiş.
Beyoğlu Rapsodisi ve Beyoğlu’nun En Güzel Abisi romanlarından sonra en sevdiğim Nevzat romanı oldu Yırtıcı Kuşlar Zamanı. Romanı okurken eski dostları görmüş gibi zevkle okudum. Oldukça sürükleyici ve heyecanı yüksek bir roman olmuş. Hem içinde bulunduğumuz ülkemizin ve dünyanın başarılı şekilde panaromasını çizip, eleştirisi yaparken, aynı zamanda Nevzat’ın içine düştüğü güvensizlik duygusunu çok iyi yansıtmış yazarımız. Nevzat’ın duygu değişimleri sizi de etkiliyor, ilk defa bu kadar umutsuz olduğunu okuyoruz. Sadece kitabın sonu yarım gibi hissettirdi. Söylenecek çok söz varken söylenmemiş gibi geldi. Yine de macerası bol, düşündürücü, etkileyici bir Nevzat romanı olmuş. Özlemişiz..
Beyoğlu Rapsodisi ve Patasana, bana göre Ahmet Ümit’in en başarılı romanları. Yırtıcı Kuşlar Zamanı, konusu ve Nevzat başkomiserin iç dünyasına yolculuğu itibarıyla oldukça derin, kurgu her zamanki gibi çok iyi oturtulmuş. Ahmet Ümit’in çok sevdiği sistem eleştirileri, konu seçimi itibarıyla yerinde olmuş. Bende yukarıda bahsettiğim iki kitabın yarattığı duyguları tetikleyemedi, bunda romanın ya da yazarın bir suçu yok. Neticede okur olarak ortadaki metni kendi süzgecinizden geçirerek bir anlam yüklüyorsunuz. Sadece Türkiye’de değil, dünyada polisiye türünde anılması gereken isimlerden, severek okumaya devam.
Büyük bir sevdalısı olarak Ahmet Ümit’ten en son Aşkımız Eski Bir Roman’ı okumuş ve hayal kırıklığı yaşamıştım. Sanki zamanında bitiremediği romanlarına yalap şalap birer son yazıp öykü diye sunduğu toplama bir kitap gibi gelmişti o. Hatta artık yazamıyor ama bir marka değeri olduğu için yazmak zorunda kalıyor diye bile düşünmüştüm. Ama bu kitap özlediğim o eski tadı yine sundu bana, sayfaları büyük bir heyecanla çevirdim. Ahmet Ümit, okumaya ilk başladığım zaman tüm kitaplarını art arda okuduğum bir yazardı, o yüzden yeri bende başkadır. Yeniden böyle buluştuğumuz için de çok mutlu oldum.
The atmosphere and the pace in which this book is written lures you in easily and forces you to turn the pages. Rain, flood, a landslide and a body. Nevdzat and good team are faced investigating an old murder, but the more they discover the more the chief inspector has to face his past. He is pushed on the border where memory, past and reality become fluid, where he can't tell one from the other, and these were the scenes I enjoyed the most. This book kept me on the edge till the very end, guessing who the killer was, and which reality did Nevdzat live in.
Bir polisiye romandan beklenen her şey var bu romanda ve dolayısıyla beğendim. Olay örgüsünü, kurgusunu, ana ve yan karakterleri ve hikayeyi başarılı buldum. Günümüz Türkiye sorunlarını da, mesajlarını da hikayeye çok iyi yedirmiş Ahmet Ümit, hiç sırıtmamış hikayede. Keşke biraz daha kısa olsaymış dedirtti bana ancak çok akıcı bir anlatımı var. Zevkle ve merakla hızlıca okunup bitiriliyor. Başkomiser Nevzat'ı hep sevmişimdir ve umarım da bitirmez Ahmet Ümit. Polisiye severler kesinlikle kaçırmasın..
Daha önce Ahmet Ümit’in kitaplarını okumuştum ama bu kadar kötü gelmemişti o okuduklarım. Hiç huyum değildir ama kitabı baştan sona okumakta ciddi zorlandığım için çoğu bölümü atlayarak geçmek zorunda kaldım.
Betimlemeler oldukça fazlaydı ve edebi bir derinlik ya da anlamdan çok, okuyucuyu gereksiz ayrıntılarla boğan, yer yer anlamsızlaşan tasvirlerden oluşuyordu. Ayrıca daha 15-20 sayfa önce geçen olayların sürekli tekrar edilmesi sanki dizidelerdeki “geçen bölümde neler oldu" havasında komik olmuş.
Son olarak komiser Nevzat karakterinin bu kadar kibar ve dingin olması bana fazla yapay geldi. Sanki Emrah Serbes’in Behzat Ç karakterine bir karşı duruş olarak, oldukça basit ve düz bir yaklaşımla, “Oradaki sert, o zaman ben nazik bir komiser yazayım” mantığıyla oluşturulmuş gibi hissettirdi.
Edit Ahmet Ümit’in Nevzat komiseri Behzat Ç den daha eskiymiş şaşırdım. Yine de Nevzat karakteri o samimiyeti yakalayamamış.
1.5/5 bu kitabı azıcık satan türk yazarlarının gündemdeki bütün toplumsal meseleleri kurguyla alakası olmasa dahi mutlaka karakterin kafasına bir şekilde sokup konuşturması fikir belirtmesi aforizma kasmasından yıldım. ol mu yor. ne alaka cidden sadece türklerde görüyorum bunu. en entelektüel sizsiniz hocam tamam ya.
ayrıca bir polisiye kurguda kitabın en başından iki şüpheli verilip bütün oklar tek şüpheli üzerinde yoğunlaşıyorsa suçlu tabii ki şüphelenilmeyendir. sıktı.
Sürükleyici ve bir solukta okumadım değil, ama bu sefer daha çok başkomiser Nevzat'ın iç dünyası ve geçmişe dair gelgitleri ağırlıklı bir roman diyebilirim.
Kitapın arka kısmını okuyunca kitabın özellikle İstanbul'da kök salan uyuşturucu baronlarını, uyuşturucu ağını ve bunun adli ve kolluk süreçlerini anlatmıştır diye düşündüm. Ama genel hatları ile yüzeysel geçilmiş.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Ahmet Ümit yine kalemiyle nefesimi kesmeyi başardı. Şans eseri ortaya çıkan bir geçmişteki bir davayı aydınlattığı Yırtıcı Kuşlar Zamanı'nda, polis teşkilatının içine işlemiş ahlaksızlıklar ve satılmış memurların arasında Başkomiser Nevzat'ın olayları çözmeye çalışmasını okuyoruz. Benim durumumda daha çok dinliyoruz, ama olsun. Gözlerim iyi olmadığı için ilk kez bir kitabı okumak yerine dinledim, ve açıkçası dinlemeyi de sevdim. Pür dikkat olmam gerekti biraz ama kafamda daha iyi bile canlandırdım diyebilirim.
Nevzat'ın birincil bakış açısından okuduğumuz için herkesin şüpheli olması zihniyeti çok güzel aktarılmasına rağmen ben asıl suçlunun kim olduğunu karakter ortaya çıkar çıkmaz anladım maalesef. Ahmet Ümit genelde çetrefilli olaylardansa çetrefilli duygular ve karakterin kendi şüpheleriyle olayı anlatarak güvenilmez bakış açısı oluşturduğu için "suçlu kim?" sorusundan çok "ne zaman ortaya çıkacak?" sorusunu sorduruyor. Bu da çok şaşırtacak bir ters köşeden çok ana karakterle birlikte o sonuca ulaşana kadar yaşanan heyecanı hissetmenizi sağlıyor ve ben bu anlatımı çok beğeniyorum. Benim için tek eksisi genelde bu anlatımlar sırasında lafın çok dolandırılıyor ve biraz da şüphelerin fazlaca açık bir şekilde dile getiriliyor olması. İnsan her şeyi açık açık düşünmez, bazen de hisseder. Bence bütün düşünce silsilesini yazmak yerine bu şüphelerin aktarımındaki eksiklikle de gizem yaratılabilir.
Kalemin haricinde ben olay örgüsünü çok beğendim. Belki biraz daha teşkilat içine işlemiş bir örgüt yazılabilirdi. Bir tık yüzeysel kalmış gibiydi. Karakter kimliği gerilimi üzerinde daha çok durulmuştu. İnsanın canı polisiye kitapta biraz daha fazla cinayet okumak istiyor tabii. Olsun, bunların hiçbiri benim için büyük eksiler değil. Çok keyif aldım hikayeden, sizin de alacağınızı düşünüyorum. Okuyacak herkese iyi okumalar. 🌱