Trabzon'da doğdu. Orta Doğu Teknik Üniversitesi'ni bitirdikten sonra Viyana'ya gitti; Hochschule für Angewandte Kunst'ta (Viyana Uygulamalı Güzel Sanatlar Akademisi) resim ve gravür okudu. Viyana, İstanbul, Ankara, Budapeşte, Tallinn gibi bir çok şehirde sergiler açtı ortak sergilere katıldı. Senaryo yazımı, sinema ve resim konularında kurucularından olduğu bağımsız bir sanat inisiyatifi olan Akademie Genius'ta dersler verdi. Viyana, Atina, Ankara'da sinema konusunda atölye çalışmaları gerçekleştirdi.
Pirselimoğlu dört roman (Çöl Masalları, Kayıp Şahıslar Albümü, Malihulya, Şehrin Kuleleri) ve iki hikaye kitabının yazarıdır (Otel Odaları, Harry Lime'ın En Yeni Hayatları). Sinema kariyerine senaryo yazarlığı ile başladı; bir çok kısa ve uzun film senaryosu yazdı. Çok sayıda ödüller alan, ilk kısa filmi Dayım'ı 1999'da, ikinci kısa filmi Il Silenzio e'Doro 'yu (Sükut Altındır)2002'de çekti.
Bir çok ödül kazanan ilk filmi Hiçbiryerde'yi 2002'de gerçekleştirdi. Rıza (2007), Pus (2009), Saç (2010) adlı filmlerden oluşan 'Vicdan ve Ölüm' temalı üçlemesi bu filmin ardından geldi.
Kitapla ilgili o kadar çok anlatılacak şey var ki onun yerine kitaptan şu cümleleri almak daha doğru olacak kanaatindeyim: "Bu garip, her şeyin birbirinin içine girdiği memlekette, olabilecek bütün ihtimallerden daha fazla ihtimalin bulunduğu, her şeyin müphem, her şeyin her şeyde mündemiç olduğu memlekette, her ipin ucunun bir başka ipe bağlı olduğu, her ipin ikiden fazla ucu olduğu, olana bitene mana arayanların biçare kaldığı bu memlekette, kimsenin kendisi olmadığı, herkesin başkası olduğu bu memlekette Cezmi Kara'nın tuhaf kaderinin değişmemesini asla anlayamıyorum''
Kitaptaki alegoriyi sinemanın diliyle taçlandırmak istiyorsanız mutlaka yazarın yazıp yönettiği "Yol Kenarı" filmini izleyin, benim gibi tersinden ilk filmi izleyip sonra kitabı tesadüfen okursanız da sahneler bir bir gözünüzün önüne gelecek ve sinema dilinin nasıl bir büyü olduğunu göreceksiniz.
Kitabı elime alıp ilk cümleleri okuduğum andan itibaren Cezmi Kara'nın içinde kaybolduğu o dünyanın içerisindeyim.
"Her şey tekrar ediyor. Her şey. Geçmişte olan yine oluyor; bitmeden tükenmeden. Hele bu memlekette olan her şey yeniden oluyor. Bu şehirde de, diğer şehirlerde de aynı şeyler tekrarlanıp duruyor. Bu memlekette her şey tekerrürden ibaret. Anlıyor musun bunu?"
Pirselimoğlu’nun okuduğum ilk kitabı, bağlantılı olmasına rağmen bu kitaptan daha önce yazılmış ve basılmış olan Kayıp Şahıslar Albümü’nü okumadım, ve beklentimin oldukça üstünde bir gizeme ve örgüye sahipti. Tavsiye ederim.
Kitabın başka bir kitapla bağlantılı olduğunu öğrendim zaten kitaptada başka bi kitaptan bahsediyor onu okumadığımdan mı sonu bu kadar havada kaldı bilmiyorum ama gerçekten sonu bitince küfür ettim roman boyunca “memleketin bu hali” “örgüt” denilip duruluyor ama hiçbiri açıklanmadı okuyucunun takdirine kaldıysa ne ilginç… Çok havada bitti daha fazla puan kırabilirdim ama heyecan verici bir kitap. Bağlantılı olan kitabı okuyunca belki fikrim değişir.
Yazarın aralara serpiştirdiği sık duymaya alışkın olmadığımız kelimeler çok hoş,kitap inanılmaz bir edebî haz vermesine veriyor ancak öylesine kasvetli ki okuru böyle sözcüklerle örülü duvarlar arasına hapsediyor,ben de ana karakterin sorduğu soruyu yineliyorum, ne oldu ki şimdi,kucagınızda koskoca bir soru işareti ile kalakalmayı dert etmeyen okurlar için biçilmiş kaftan bu eser
Absürd bir karabasan, yani günümüze çok uyan ve çok yaygın olarak karşılaştığımız tipte bir kitap. Filmini de çekti Tayfun Pirselimoğlu. Bakalım Oscar adaylığında ne yapacak