Dünyanın her coğrafyasında, uygarlık tarihinin her periyodunda ve her kültürde kesintisiz biçimde, değişik materyaller üzerine betimlenen bereket sembolü falluslar arkeoloji dünyasının ihmal edilmiş, ötelenmiş bir nesnesidir. Bedendeki onca organ içinde erkeklik organının bu denli sembolik bir anlam yüklenmesi ve tüm dünya tarafından bu anlamın korunması ve üretilmesini açıklamak, araştırmacıyı bilim sınırlarının da dışına çıkmaya mecbur bırakmaktadır.
İsmail Gezgin, Fallusun Arkeolojisi, Doğal Olanın Kültüre, Kültürün İktidara Dönüşümü'nde arkeologların basitçe bereketle özdeşleştirdikleri bir sembolün, yüklendiği anlam ve toplumlar üzerindeki dönüştürücü etkisini açıklarken fallus konusunda söylenecek tüm sözleri söylemekten ziyade, söylenecek ne kadar çok söz olduğunu ortaya koymaktadır. (Arka Kapak)
İsmail Gezgin, 1965 yılında Ilgın'da doğdu. 1987 yılında Ege Üniversitesi Klasik Arkeoloji Bölümü'nden mezun oldu. Aynı bölümde yüksek lisans ve doktorasını tamamladı. Halen Ege Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.
İsmail Gezgin’in bilgi birikiminin yoğunluğunu, araştırmacılığını yadsımak imkansız. Çokça öğretici bilgiler var içerisinde. Çok heyecanlanarak başladığım güç bela sürdürüp zar zor bitirdiğim bir kitap oldu. Fallusun arkeolojisini yaparken çok değerli bilgiler ve zihinlerdeki ve kültürlerdeki yerleşik fallus imgelerin çokluğuna değinirken gerçekten önemli bir gerçeğe parmak basıyor ama fikirlerinin çoğuna katılmıyorum. Toplumsal cinsiyet okumalarına uzak değil ama tam anlamıyla dahil de değil. Yanılıyor olabilirim belki ama fallus merkezli anlatısı fallustan yana bir tavır da gösteriyor gibi geldi bana. Farklı bir yapılanma olamayacağına dair düşüncelere sahipmiş hissi verdi okurken bana. Böylesine değerli bir kitabı toplumsal cinsiyete daha duyarlı bir şekilde ele alsaydı daha çok sevebilirdim. Tartışmaya çok açık ama çok fazla bilgi barındıran bir kitap. Eleştirel gözle okunmayı gerektiriyor.
Okuduğum en fallus merkezli ve merkezci kitaplardan birisi. İçinde çok kıymetli bilgiler olmasına karşın lacancı kuramsal arkaplan çalışması, tüm uygarlığın fallusun etrafında döndüğü yönündeki tezleri, doğa ile kadına karşı olan nefret içeren tutumu ve çoğu yerde karşılamıza çıkan kavramsal boşluklar kitabın değerini çok düşürmüş.