Cansu Canseven faydalı bir iş yapmış, “Editörlük Zor Zanaat” başlığı altında editörlerle yaptığı söyleşilerini biraraya getirmiş. Selahattin Özpalabıyıklar, Cem Akaş , Tanıl Bora, Sevengül Sönmez , Murat Yalçın, Savaş Kılıç, Nazlı Berivan Ak, Cem Alpan, Semih Gümüş, Ayşegül Utku Günaydın ve Mustafa Çevikdoğan hem kendi editörlük yaşamları hakkında hem de editörlük hakkında konuşmuşlar. Bu deneyimli editörlerin anlattıklarıyla yayıncılık tarihi de şekilleniyor. Yayıncılık mesleğindekiler ve bu sektörde çalışmak isteyenler için çok faydalı bir çalışma olmuş. Akıl edip gerçekleştireni de yayınlayanı da kutlarım.
Günümüzde editörlüğün varlığı yokluğu tartışılmıyor. Editörün işinin ne olduğu konusunda da fikir birliği var. Söyleşi yapılan tüm editörler benzer tanımları yapıyor. Editör görünmeyen ama vazgeçilmez bir eleman. Bir kitap başarılı olursa, beğenilirse, çok okunursa bu başarı kuşkusuz yazarın hanesine yazılır. Ama her türlü başarısızlıkta olağan suçlu editördür. Kolayca gözden çıkarılır, feda edilir. Yeter ki yazar üzülmesin. Yazar kaprisi olarak editörlerin işten atıldığını biliyoruz. Çünkü editör yazarla yayıncı arasında köprü görevi görür, taraf tutmaz ve “her zaman doğruyu söyleyen”dir. Eh, doğru söyleyen de dokuz köyden kovulur.
Cansu Canseven, yayıncılık sektöründe çeşitli görevlerde bulunmuş, şimdi de yayın yönetmenliği yapıyor. Sektörün sorunlarına aşina. “Editörlük Zor Zanaat”ın girişine uzun bir önsöz yazıp editörlüğü merkeze alarak yayıncılığın sorunlarını saymış. Sonra da bu sorunlar hakkında editörlere sorular sormuş, görüşlerini almış. Tamamen duygusal nedenler (yani gelir azlığı) temel sorunu oluştursa da ayrıntı sayılabilecek, aslında bir metnin kitaplaştırılmasında çok önemli olan yazım/imla tercihlerine dek birçok sorun var. Varlığı yokluğu tartışmasını aşıp bu meselelere gelmek de aslında editörlüğün kökleşmiş bir meslek olduğunu gösteriyor.