Sinemayla, senaryo yazımıyla, film yapımıyla, ya da özellikle Nuri Bilge Ceylan'ın filmleriyle ilgilenen okurlar için bulunmaz bir kitap Ercan Kesal'ın yazdığı bu kitap.
Yaşanmış gerçek bir hikayeden uyarlanan bir filmin, fikir aşamasından senaryo yazımına, oyuncu seçiminden çekim aşamalarına kadar hepsi adım adım, bir günce şeklinde ele alınıyor. Kitap; fikrin olgunlaşmasını, hikayenin yeniden ve yeniden kurgulanmasını, yazılan senayonun çekim öncesinde ve sırasında oyunculardan mekana pek çok etken tarafından nasıl değiştirilmesini, üstelik bunun başlangıçtaki "gerçek" hikayeden nasıl uzaklaştığını ya da ona yeniden nasıl yaklaştığını da gözler önüne seriyor.
Kitabın benim açımdan en şaşırtıcı yanlarından biri, Ercan Kesal'ın gerçekçi kurmaca metinlerini bilen, öykülerini, gazete yazılarını okuyan biri olarak sanat ile ilgili görüşlerinin bu gerçekçi tavrından ne kadar uzak olduğunu görmek oldu.
Kesal, kitapta, Tarkovski'nin "Bir sanat eserinin düzeyi, ifade ettiği fikir ne kadar derinlere gömülmüşse ve ne kadar iyi saklanmışsa o kadar iyidir" şeklindeki cümlesini alıntılıyor. Bu cümle, Kesal'ın bir süredir birlikte çalıştığı Nuri Bilge Ceylan sinemasının da özeti gibi. Sanatı böyle tanımlayan bir kişinin öykülerinde, gazete yazılarında, konuşmalarında bu kadar yalın, gerçekçi olması şaşırtıcı.