“Sen kontrol etmeye çalıştın her şeyi deli gibi, şöyle olsun, böyle olsun diye. Sen rekabet ettin ondan, bundan, şundan daha iyi olmak ve öne geçmek için. Sen yaptın her hamleyi öbürü arkada ne halde kaldı, bilmek istemeden. Sen nefessiz bıraktın Lara’yı illa şöyle olacaksın, böyle olacaksın diye. Parlatıyorsun zannederken tüylerini, sen tükettin kendini. Kılıfın güzel göründüğünden kendin de inandın masalına. Ama için tükendi, kurudun kızım. Leş kargası da geldi sana dadandı tabii. O, ‘bakın ben ne kadar iyiyim, güzelim, başarılıyım’ kabuğunun altındaki cansızlık onu çekti. Uyan.” “Bunları yapmayıp ya ne yapacaktım? Bize öğretilenler bunlar değil miydi?” “İşte, öğretilenler yanlış Lara. İnsan işlemiyor. Hata veriyor. Hep dünya işlemiyor zannediliyor ama işlemeyen insanlık. İşlemeyerek de bu hale geldi. Ne yapacaktım diyorsun. Cevap çok Kendin olacaktın. Lara olacaktın. Bir şey yapmaya çalışmayacaktın. Lara olacaktın!” “Lara olmak ne ki?” Lara’nın hikâyesi, yaşamın beklediği seni keşfetmen, yaşayabilmen ve böylelikle Can Borcu’nu ödeyebilmen için bir davettir. Var mısın?
Kitapta anlatıldığı gibi insanın hayat amacını bulması ve ona uygun yaşaması çok güzel ancak hem seyir hem can borcu kitaplarında ana karakterler bu seviyeye ulaşmak için inzivaya çekiliyor ve hayat amacını bulan herkes enerji uzmanı, nefes terapisti …oluyor. Gündelik hayat akışını sağlayan tesisatçı, market tezgahtarı, bankacı, avukat…olan yok. Bu meslekler hep hayat amacını bulamamış kişiler mi? Ya da bu kişiler olmazsa hayat düzeni nasıl ilerleyecek? Bence Bilge olmak ferrarini satıp ücra bir yere taşınmak değil hayatın getirdiği tüm zorluklara göğüs gerip dingin bir ruh halinde kalabilmek.
İlkokul düzeyinde bir kelime dağarcığı ve yüzeysel bir anlatımla yazılmış, son derece zayıf bir roman. Gereksiz tekrarlarla dolu, sığ ve klişe karakterlerle ilerleyen, kurgusu ise neredeyse hiç olmayan bir metin. Bunu yayimlamak icin, ciddi bir farkindalik (self-awareness) eksikligi olmasi lazim insanin. Evet, içinde yer alan Human Design ve nefes çalışmaları gibi bilgiler değerli; ancak bu içerik, 30-40 sayfalık bir rehber kitap olarak sunulsaydı çok daha anlamlı olurdu. Bu haliyle cringe…
Hangi cümle beni daha çok etkiledi bilmiyorum. Kendime hatırtlamak için çizdiğim yüzlerce cümleden sadece bir kaçı; “Bu deneyde, mesele hep mutlu olmak değildir.Mesele kendini yaşama açık tutup, olabildiğince geniş yelpazede farklı duyguları deneyimleyebilecek esneklikte olmak ve böylelikle içinde büyüyebildiğin zengin ve anlamlı bir yaşamın olmasıdır”
Benim okuduğum ve gerçekten inanılmaz değerli bir eser ile geldim. Keşke yazarın kalemi ile daha evvel tanışsaydım diye defalarca kendimi sorguladım. Çünkü sayfa sayısına bakmaksızın soluksuz bitirdiğim bir eser. Yalnız bir şey belirmek istiyorum. Kapak tasarımı gerçekten hoşuma gitti. Defalarca o pencereden baktım durdum hayatıma dokunan karakterlere. Şimdi eser için bir analiz yapacağım ve sonrasına hiç vakit kaybetmeden, siz de bu eseri alıp okuyacak, bana teşekkür edeceksiniz.
Ben beğenmediğim kitabı asla paylaşmam ve övmem. Biliyorsunuz 😊
Lara, bu hikayenin ana karakteri. Kitap size bir hikaye gibi görünecek ile başta. Sonrasına değişimler ve yaşanmışlıklar ile bambaşka boyutta devam edecek. Çünkü bir perde var size gösterilen, o perde de aa muhteşem bir hayat dersiniz. Bir de gizli kalmış kahramanlar ile dolu perde arkası.
Lara’mız güzel kızımız, ayakları yere sağlam basan, güzel yetişmiş biridir. Öyle ki, babası hep kızıyla gurur duymuştur. İşte klasik baba kız ilişki demeyeceğim. Gözümde böyle film sahnesi canlandı. Yeşilçam gibi. Zengin baba, dadılar ile iyi yetiştirilmiş tıpkı babasının istediği gibi olan bir kız.
Lara mesleği gereği bankada çalışıyor. Başına geleceklerden sonra keşke baba parası yeseydi dedim. Tamam herşey iyi hoş, ama ne diye aşkta acele ettin be kızım. Burada kısmi burkulma yaşadım. Çünkü alt yapısı Dubai’ye ait olan ve firmanın girişimcisi karizmatik çocuğu bankaya gelir. İşte kaderin önüne geçemezsin. Lara bu delikanlıya aşık olur. Noldu he aşık oldun noldu. Aykut göründüğü gibi mi çıktı? Bir de bütün bunlar yetmezmiş gibi, Aykut’un dostu varmış. Onla giderken geçirdiği kaza yüzünden ölüyor bunlar. Ve perde…. Yıkım vol bir Laracım. İşte aşk bazen kalbi de gözü de kör ediyor. Bizim kızın üstünde yığınla borç…
Kendini bir çatı altına saklayıp, hayatını devam ettirmek isterken, Cemo tüm desteği ile Lara nın yanında oluyor. Yaptığı hatanın yüzleşmesi ve devam eden soğuk yolculuğu. İnsan neydim demeyecek. İnsana insan olmayı öğreten aslında hatalarıdır. Ben Lara’yı eleştirmedim. Sadece Lara’nın en yakın arkadaşı olmak istedim. Cemo, Leyla, Altan haricinde, omzumda ağlayacak kadar yakın. Bütün kitap boyunca onunla hesaplaştım. Birbirimize yaşadıklarımızı anlattık demlik demlik kahveler içtik.
Cemo kadar anlayışlı ve sabırlı değildim belki, ancak Lara’nın bıraktığını tamamlamaya çalıştım. Lara kendini bırakmak için çok çabaladı. Bizde toparlamak için. Evet her şey bir romandan ve kitaptan çok fazlaydı. Bu kitap sizi sayfaların arasına çekiyor. Ve kendinizi bir anda karşınızdaki karakter dostlarınızın yanında buluyorsunuz. Onlar kendi ile yüzleşirken, sizde sorguluyorsunuz. Aslında bu kadar uzun bir yorum olmamalıydı. Ama yazarken bile o sayfalar arasına sıkıştığımı söylemeden geçemeyeceğim. Arınarak güne başlamak en temiz arzudur. Bu da sizlere sunduğum Can Borcu’dur.
Romanmış diye başladığım için belki hayalkırıklığına uğradım. Amacı bir hikaye anlatmak değil, human design üzerine kurulu, bir fikri anlatmak. Dili çok basit göze sokarcasına, fazlasıyla tekrarlardan oluşuyor, klişe cümleler ve betimlemeler. Belki daha kısa olsaydı daha etkileyici olurdu. Atlayarak okudum.
Mükemmel tasarım, kader, doğum günü ve saatinden karakter analizi, şükür, senin için bir plan var, gerçek insan, sen aşkı bul, ve daha niceleri. Nişantaşı'ndaki kokonaların para yedirdiği saçma sapan spiritüel safsatalardan bir diğeri. Abla zaten eğitim almış bu kitabı da belli ki reklam amaçlı yazmış, müşteri lazım.
Kitabın 'human design' olarak anlattığı bilgilere 5 yıldız veriyorum fakat kitap okuyuculara bir roman gibi sunulduğu için maalesef 3 yıldızı geçemiyor. Keşke bilgi kitabı olarak yayınlansaydı ve daha kısa olarak! Hikaye ve karakterler maalesef çok zorlama, Seyir kitabı karakterleri ile benzerlikler daha ilk sayfalarda hikayenin sonunu size tahmin ettiriyor ve okuyuca da merak duygusu çok erken öldürülüyor böylelikle. Karakterlerin maalesef hiçbir derinliği yok ve sürekli kendilerini tekrar ediyorlar, basit bir olay geçmişi anlatılmış ama psikolojik betimlemeler eksik. Dediğim gibi bana human design konusunu merak ettirdiği ve bu konuda bir şeyler öğrenmemi sağladığı bana yeni bir bakış açısı kazandırdığı için yazara teşekkür ediyorum, fakat format ve anlatım şekli maalesef sıkıntılı. 600 sayfa ve bu hikaye maalesef konunun derinliğini gölgelemiş.
Yazar, kişisel gelişim konusundaki deneyimlerini 600 sayfalık bir kurguya yerleştirmiş. Ancak bu kurgu, çoğu zaman yalnızca anlatılan fikirleri taşıyan bir araç gibi kullanılmış. Karakterlerin gelişimi sınırlı; esas vurgu verilen mesajlarda. Kitap hacmi açısından gereğinden fazla uzun; bazı kısımlar kendini tekrar ediyor, hatta zaman zaman mantık dışına çıkarak okuyucuyu anlatıdan uzaklaştırıyor. Bu da yer yer sıkıcılığa yol açıyor. Roman beklentiyle başlayanlar için hayal kırıklığı yaratabilir; fakat kişisel gelişim meraklıları için farklı anlatım alternati olabilir.
Piraye’nin Seyir kitabını da okumuştum. Seyir çok akıcı ve etkileyici idi. Elimden bırakamamıştım. Fakat Can Borcu ilk kitabın aksine o kadar sıkıcı ki. Kendimi zorlayarak okudum. Kitap 586 sayfa ve hep aynı şeyleri anlatıp duruyor. Lara’nın dönüşümünü okuyoruz aslında ama öylesine zorlama bir hikaye ki. Yüz kere anlattılar Lara’ya her şeyi zeka problemi var heralde ki anlamıyor diye düşünüyorsunuz bir yerden sonra. Gereksiz uzun fazla zorlama bir kitap. Vermeye çalıştığı ana mesaj olarak ilham verici olabilir. Ama çok karıştırmış her şeyi bulamaç gibi tüm bilgiler. İnsan bildiğini karıştırıyor . Sonuç olarak son yorumum kitap hakkında Okumasam da olur muş kitabı .
Nefes ile dönüşümün adımlarını kurgu içinde aktarırken bir kadının yaşadığı çöküşten nasıl aydınlandığının da kitabı aynı zamanda. İlk romanı Seyir’i okuyanlar benzer tarzda ama daha derin bir fark edişe uyanacaklar. Zihnin yarattığı kimliklerimizden sıyrılıp nefesle yeni bir varoluşa geçişin adımlarını fark edecekler.
Çok güzeldi , bitsin istemedim. Daha önceden vakıf olduğum konuları işleyen bir roman olsa da hatırlamak için ara da karıştırmak lazım bu kitabı diye düşündüm bitirdikten sonra, zira sürekli unutuyoruz ...
30 yaş üstü ve bekar beyaz yakalı bizlerin, kitapta mutlaka kendilerini bulacakları bir sayfa olduğunu düşünüyorum. Okuması keyifli akıcı bir roman. Çok beğendiğim bir roman oldu
Seyiri okumadiysaniz mutlaka okuyun derim. icerik ne yazikki ayni! kaybolan karakterlerin kendilerini bulma surecleri ve detaylari da ayni... baya sikildim okurken biraz hayal kirikligi oldu. neyse