Cynthia Rimsky’nin “Postrestant (Poste Restante)” adlı eseri, kimlik arayışının ve geçmişin izlerini sürmenin edebi bir ifadesidir. Yazar, bu yolculukla hem coğrafi sınırları aşar hem de kültürel ve duygusal haritalarını keşfederek içsel bir serüvene çıkar.
Banu Karakaş’ın çevirisiyle 2024’te yayımlanan bu eser, yazarın, 90’ların sonlarında Santiago’da bir İran çarşısında karşılaştığı eski bir aile albümündeki soyadına benzeyen bir ismin ardından başlar. Bu rastlantı, onu, Avrupa, Akdeniz ve Ortadoğu’yu kapsayan bir keşfe çıkarır. Ancak Rimsky’nin yaptığı bu gezi, haritalarda çizilen rotaların çok ötesindedir; her bir adım, bir kimliğin, geçmişin ve köklerin peşine düşme cesaretidir. Londra, İsrail, Mısır, Kıbrıs, Türkiye, Slovenya gibi farklı coğrafyaların içine dalan bu yolculuk, yazarın kişisel gözlemleriyle şekillenir.
Sonuç olarak, “Postrestant” özkurmaca türünde yazılmış bir eser. Rimsky, kişisel hikâyesini evrensel bir bağlama yerleştirirken, sadece bir bireyin yaşamına değil, o yaşamın etrafındaki kültürel ve tarihsel katmanlara da ışık tutar. Böylelikle kimliğin, kültürün ve hafızanın haritası da sunulur.
Not: Kitabın adı, dildeki çok katmanlı anlamlarıyla derin bir anlam taşır. Poste Restante, Fransızca kökenli bir terim olup, “alıcı tarafından alınmamış posta” anlamına gelir. Bu terim, gönderilen bir mektubun alıcısına ulaşamadığında, postanenin bir bölümünde bekletilmesi anlamına gelir. Rimsky, bu anlamı adeta metaforik bir bağlamda kullanarak, kişisel bir kimlik arayışını, zaman içinde birikmiş geçmişin ve hatıraların biriktirilmiş olduğu bir noktaya benzetir. Yazar, geçmişi ve köklerini keşfederken, tıpkı bir mektup gibi bekletilen ya da bir türlü ulaşamayan bir kimlik duygusunu yeniden ele alır.