Timur Soykan arka sokaklarda gezerek insan öyküleri biriktirdi. Amele profesörü, yerli Indiana Jones’ları, kravat saçları ülkücü bıyığı olan Ayşe’yi, inşaatlarda kalmak için heykeller yapan sanatçıyı, şarkı sözü dükkânı açan şairleri, bekâr odalarında yaşayan yoksul gençleri tanıdı... Bazı insanlar girişini bilmese, gelişmesini hatırlamasa, sonucunu önemsemese bile hayatlarını bir öykü gibi işler. Soykan’a sadece dinleyip, yazmak kalmış. Okuyacaklarınız, kurgulanmış birer ‘öykü’ değil. Zaten hiçbir kurgu Tanrı Misafirleri Oteli’ndeki insanların öyküleri kadar derinden etkileyemez insanı. Soykan’ın kitabı aynı zamanda bir belgeleme çalışması. İstanbul’un ve başka kentlerin arka sokaklarındaki zorlu koşullara rağmen bildiklerini okumuş, bütün engellere tutkularıyla direnmiş, sıradanlaşmamış insanların öyküsü...
Gerçek bir gazeteci veya muhabir haber peşinde koşarken yaşanmış insan öyküleri biriktirir. Timur Soykan da Radikal muhabirliği yaptığı 9 yıllık süre boyunca topladığı yaşam öyküleriyle memleketten insan portreleri çiziyor. Kaçak işçiler, defineciler, sokaklarda çöp toplayanlar ve çocuk işçilerden derledikleriyle hayatın fakir tarafında yapılan iyiliğin daha kıymetli olduğunu, mutsuz sonların yine hayatın yoksul tarafında daha bir acı olduğunu anlatıyor. İstanbul’un ve başka kentlerin arka sokaklarındaki zorlu koşullara rağmen bildiklerini okumuş, inatçı, bütün engellere tutkuyla direnmiş çilekeş insanların öyküleri…
Yazarın dili bana Sait Faik’in İstanbul insan öykülerini anımsattı. Bir çırpıda okudum. Bu saatten sonra ne yazarsa okurum artık, hikaye ya da araştırma. Eline yüreğine sağlık, Timur Soykan.
Gazetecilerin edebiyata geçişi veya edebiyatçıların para kazanamadığı için gazetecilik yaptığı sık karşılaşılan bir durum. Gazetecilikten edebiyata geçilirken en büyük avantaj yazma pratiği ve disiplini ve editasyona olan aşinalığı olarak düşünülebilir. Bazen de kişinin gazetecilikten edebiyata geçtiği hissedilir. Röportajlarında yazamadığı ilgi çekmeyeceği düşünüleceği için kısaltılan kısımları kesilen uzuvları olarak görürler. Daha sonra bir kitap yazma imkanı bulunca bazen betimlemelerin gazetede en çok kesilen kısım olduğundan abartılı olduğu hissedilebilir.
Soykan’ın bu kitabı tahminimce ilk basılı eseri yarı gazetecilik yarı insan hikayeleri toplayan bir koleksiyonerin anıları olarak düşünülebilir. Eserde bazı hikayelerde dedektif gibi iz sürmesi soru sorarken beklemesi gazetecilik için ipucu niteliğinde içinde etkili öyküler var basılmaması yazık olurdu.
İnsanın canı bi anda ıslak hamburger veya kokoreç çeker ya, geçtiğimiz aylarda benim de canım bir anda polisiye çekiverdi. Timur Soykan’ın polisiye yazdığını duyunca da bir gazetecinin yazdığı polisiye nasıl olur acaba diye merak ederek kitaplarına göz gezdirdim. Dikkatimi polisiyelerinden çok gerçek sokak hikayelerinden derlenmiş röportaj-öykü formundaki Tanrı Misafirleri Oteli çekti. Bu sayede sanırım ilk kurmaca dışı kitap eyyorumu huzurlarınıza sunarım:
Kitap, Timur Soykan’ın -tahminimce 2000’lerin başlarında- Radikal’de çalıştığı dönemde topladığı insan hikayelerinden derlenen 12 öyküden oluşuyor. Kitap için seçtiği öyküler sokak hikayeleri denince, boyacı çocuk, seks işçisi gibi ilk akla gelen profillerden ziyade define avcıları, dağın başında hiç müşterisi olmayan bir otel sahibi, kuir bir çöp toplayıcı, polisleri delirten inatçı bir kuş besleyicisi gibi ilginç hikayelerden oluşuyor. Okurken, ilk gençlik yıllarımda heyecanla gazeteyi açıp ana anlatısının siyaset olmadığı köşe yazılarını iştahla tükettiğim yıllara gittim diyebilirim.
Teknik olarak Türkçesi kusursuz olmasa da Timur Soykan’ın, meslektaşlarına ve nesildaşı pek çok edebiyat yazarına kıyasla daha kuvvetli bir ifade biçimi var. Ortam ve duygunun içine girebileceğimiz detayları kaçırmadan, bunu yaparken de fakirlik, tuhaflık veya acı güzellemeden, odaklandığı karakterlerin oldukları halini tarafsız bir kabulle aktaran didaktiklikten uzak üslubunu sevdim. Kendisini bir gazeteci olarak hikayeye taşıyan aracılara olan tutumu ise beni zaman zaman güldürdü. Boş konuşana, zalime, vaktini çalana hiç tahammülünün olmadığını tezcanlı bir öfkeyle anlatıyor ve ekliyor; gazetecilikte en zorlandığım şey, dinlemek!
Muhsin Akgün, Ahmet Şık, Hatice Yaşar gibi isimlerin fotoğraflarının da eşlik ettiği bu kitapta, 99 depreminin hemen sonrasında işinin başına dönen posta memurunun ve kravat saçlı Ayşe’nin hikayesi kalbime daha bir farklı dokundu. Umarım siz de keyifle okursunuz.
Timur Soykan'ın bir söyleşisinde İstanbul'u en çok da birbirinden ayrı ve bir tanecik insan hikayelerinden dolayı sevdiğini okumuştum. Buna müteakiben de Tanrı Misafirleri Oteli'ni yazdığını söylemişti.Kitapta kimi zaman yazarın tesadüfen karşısına çıkan kimi zaman habere koşarken izini sürdüğü insan hikayeleri var.Yazar karakterlerin peşini bırakmıyor, kolay pes etmiyor. İnsan hikayelerine bayıldığım için kitabı bir çırpıda okudum. Kırmızı kedi yayınlarından ekitap olarak temin edilebilir.
İster Türkiye'nin, isterse dünyanın, gizli gerçek yüzü olarak okunabilir. Timur Soykan'ın tarzı bu ilk kitabında aşırı akıcı değilse de her bir tanır misafirinin hikayesi hayatın gerçeklerini insanın yüzüne buz gibi çarpmaktan eksik kalmıyor. İnsan bazen kendi hayatından çıkıp başka gerçekleri dinleme ihtiyacı duyar; tam da öylesi zamanlarda açıp rastgele okunacak hikayeler içeriyor. Benim gibi baştan sona okuyup da dünyaya öfkenizi beslemenizi önermem.
An amazing read. Soykan’s simplistic approach to storytelling reminded me of Hemingway. The topics he discussed in his stories though… Sait Faik Abasiyanik reborn.
Yaşanmış insan öykülerini, kendi tanıklıkları ve bir gazeteci gözüyle aktarmış Timur Soykan. Okurken, hemen her öyküde ülkemiz insanının çok zor şartlarda yaşadığını yine hissediyoruz.