Yalnızlığı öğretir insana, insansızlık.
beni gördüğünde bakışları ürkek ve tedirgindi, kaçamak tebessüm yüzünde belirdi, ne yapacağını kestiremedi, selam vermek zorunda hissetti ama, önce etrafı inceledi, kimsenin fark etmemesini diledi, kararsızca birkaç adım önde ilerledi, usulca ''merhaba'' dedi sanırım, hayatından bir on yıl yedi!
Ordu’da devlet dairesinde çalışan bir memurun, polis ayağıyla dolandırılacağı ihbarını alan harbi polis, uyarmak için derhal memuru aradı, ancak, dolandırıcılar telefonu sakın kapatma dedikleri için, telefon sürekli meşguldü, bari arkadaşları uyarsın diye devlet dairesini aradılar, memur mesaide değildi, son çare belediye hoparlöründen adıyla sanıyla bangır bangır anons ettiler, hemen kapat telefonu dolandırılıyorsun dediler, bütün Ordu duydu kardeşim, memur duymadı, 8 bin lirayı kaptırdı
Aşkı hiç tatmamak mı yoksa tattıktan sonra yalan olduğunu anlamak ve kaybetmek mi? diye sordu mesela...''aşık olna zaten alacağını almıştır, artık bir şey istemez, bundan geri o verecektir, hep o verecektir.
Yağmurda sırılsıklam olmuş, gecenin ayazında sokak lambasının ışığında titreyen sahipsiz köpek yavrusu gibi hissediyorum kendimi..
Memlekette her şey kötü gidebilir, tarihin en karanlık, en umutsuz günleri yaşanıyor olabilir, acı çekeriz, mücadele ederiz, direniriz, gün gelir illa ki düzelir, ama o kızı kaybedersen...senin için hayatın boyunca hiçbir şey asla düzelmez, gir tut elinden.
Kuş sesleri,hatta sinek vızıltıları bir anda kesilir, makasın kağıdı kestiği gibi bir anda, sırtüstü yapışırsın yere, uğultuların arasında mayın kelimesini ayırt edersin sadece... masmavi gökyüzüne bakarken bulursun kendini, arkadaşların bir şeyin yok diye bağırır, bilirsin ki, bacağın yok..hep o soru çınlar aklında, tekrar tekrar, neden ben neden ben?
hangi gezegenden geldin ki insanlığa bu kadar uzaksın?