Bir röportajında “Barranquilla neyse, romanlarım da odur” der Marquez. Hepimize malumdur yazarın doğduğu yeri, sokağı, bakkalı, berberi çekip romanın içinde bir anlatıma dönüştürmesi. Filhakika, Marquez bunu kurguya dönüştürken başka bir süzgeçten geçirip Magical Reality’e dönüştürmesi onu diğer yazarlardan ayıran en önemli becerisi.
Kitabın detaylı bir tanıtımını yapmak yerine aşağıya bir alıntı ekleyeceğim, arif olan anlar :)
(…) “1943 yılında aldığı bir bursla yatılı öğrenci olarak Liceo Nacional de Zipaquira’ya gitti, Bogota’nın otuz mil kadar dışında olan bu lise özel yetenekli çocuklar içindi. Bugün kıyıdan bir saatlik uçak yolcuğuyla ulaşılabilen bu yere o günlerde Barranquilla'dan yola çıkarak yapılacak zahmetli bir yolculukla bir haftada gidilebiliyordu -önce gemiyle Magdalena Nehri'nden geçiliyordu (bu rotayı romancı kırk yıl kadar sonra Kolera Günlerinde Aşk'ta dokunaklı ayrıntılarıyla anlatacaktı), sonra da trenle And Dağları'nın içlerine. O günden bugüne Bogotá gelişip parlak bir kozmopolit kente dönüşmüş, şık markalarla ve çeşitli ulusların butikleriyle dolmuştur, ama tropikal topraklardan gelen on üç yaşındaki genç kara bulutları ve yağmur serpintisiyle, hep ürperten soğuğuyla (geceleri ısı 4-5 derecelere düşüyordu), bağnaz dindarlığıyla (kilisenin çanları duaya çağırmak için güneş batarken çalıyordu), ihtiyatlı duygularıyla, resmi siyah kıyafetleri içindeki erkekleriyle ve tek bir kadın dolaşmayan sokaklarıyla bu kenti gördüğünde tam bir şok yaşamıştı.” (…)
Ve son olarak, Yüzyıllık Yalnızlıktan bir alıntıyla bitirelim yorumumuzu:
“Siz hangi gruptasınız? Yıllar önce yaşadığı olumsuzlukları durmadan tekrarlayıp elindeki kartopunu kocaman bir çığa dönüştürerek içinde kaybolanlardan ve yanındakileri de sürükleyenlerden mi; yoksa kocaman bir kar kütlesini güneşin sıcaklığıyla eritip etrafına huzur verenlerden mi?”
Gracias, amigo!