“Memleket, bahçe içinde, kırık dökük ama temiz ve tertipli, kireç boyalı, duvarlarına kızartmayla tüp gaz kokusu sinmiş tek katlı bir evdi… Uzun hem de çok uzun bir yolculuğun sonunda varılan vatan toprağı, sayısı şuncacık evi güçbela dolduracak kadar olan birkaç güler yüzlü, sevinçli insandı.”
Mahir Ünsal Eriş ta ilk öykülerinden bildiğimiz şehirlere, tanıdığımız insanlara geri dönüyor, başka bir ifadeyle, gurbetten kendi topraklarına... 1980 yazında Almanya’dan “memleket”e gelen bir gurbetçi ailesinin küçük kızı Münevver’in dolu dolu yaz tatilini anlatıyor Tatil Kitabı’nda.
Türkiye’de gurbetçi de olsanız, turist de olsanız, geçiyorken buraya şöyle bir uğrasanız da almanız gereken dersler, geçmeniz gereken sınavlar var. Minik Münevver, yabancı bir şehirde, yabancı ama canına katarcasına içten insanların arasında geçirdiği yaz tatilinde elinden düşürmediği “tatil kitabı”yla işte bu memleket sınavına hazırlanıyor.
Mahir Ünsal Eriş’in samimi üslubuyla yer yer gülümseten, yer yer iç sızlatan bir çocukluk hikâyesi Tatil Kitabı. Geçmiş zamanların sokağını, mahallesini, insanını özleyenlere o zamanlardan hoş bir hediye.
Mahir Ünsal Eriş'in masalsı dili gelip yerleşti kucağıma Tatil Kitabı'yla beraber. Gurbetçi bir ailenin bakamadıkları küçük kızlarını memleketleri olan kasabada bir akrabalarının yanına bırakmasıyla gelişecek hikayenin küçük bir kızın dramı olarak okuyacağımı zannediyordum. Beklentimin tam tersine, küçük Münevver'in yanında kaldığı aile ve kasabalılarla kurduğu ilişkilerle, sevgi ve mutluluk dolu sarı bir yaz resmi çizdi Tatil Kitabı. Askeri cunta ve darbe gölgesinde, fonda 1980 yazının Türkiye ve Almanya iklimiyle geçip giden kitabı, sonunda ne olacak merakıyla, hiç bitmese bu hikaye duyguları arasında gidip gelerek bitirdim. Çok nadiren de olsa okuduğum şeylerden ağlayabiliyorum ve Tatil Kitabı bunlardan biri oldu. Sonunda küçük Münevver gibi hissedip ağlamamak gerçekten çok zor. Yine müthiş bir hikaye anlatıcılığı, en sıradan anların ne denli özel olabileceğine vurgu, sevginin ve çocuk saflığının güzelliğiyle sakin ama vurucu bir roman.
Çok isterdim tarafsız edebi bir yorum yapayım ama kitaba başladığım günden bitirdiğim ana o kadar çok yüreğim sızladı, o kadar çok gülümsedim ki kitabın edebi derinliğini yazacak durumda değilim. Şu anda ise hıçkırarak ağlıyorum. Ah Minever, ah güzel çocuğum🥲
Münevver devrimciyi destancı, kalaycı, sucu, karpuzcu gibi bir şey sandı. Demek ki İbo’nun yaptığı işe böyle deniyordu. Geceleri çıkıp duvarları güzelleştirene devrimci deniyordu.
Mahir Ünsal Eriş’in Türkçeyi kullanma konusunda, doğru sözcükleri akupunktur iğneleri gibi istediği yere batırıp istediği hissi çıkarma konusunda ne kadar mahir olduğunu zaten biliyoruz. Ama Tatil Kitabı’nı bir üst seviyeye çıkaran başka bir şeyler var.
Her şeyden önce, kurgusu. Bu kez dört başı mamur bir kurgu da var burada. İbo’nun başına gelebilecek şeyleri daha en baştan biliyoruz aslında; sene 1980, mevsimlerden yaz –ki onun sonu eylüldür¬– ve o zaman ülkenin tamamında ne olduysa bu Trakya kentinde de aynı şeyler olacak. Fakat birbirinin aynı gibi görünen bu hikâyelerin aslında her biri bambaşkadır ya... İşte İbo’nun hikâyesinin tam da bu şekilde sonlanması hem çok keskin bir kurgunun hem de acı bir kurmacanın gücü. Maalesef.
Bunun yanında, nostaljiye hiç kaçmadan bize bizim günlerimizi, bizim çocukluğumuzu anlatıyor olması da cabası. Duygu sömürüsü yahut vıcık bir anlatı yok romantik bir solculuk, devrim hasreti de yok; gözlemsel bir özlem var tam olarak. Evet, o günler güzeldi –çünkü özünde biz çocuktuk ve ne de olsa “çocukken hayat, koptuğu yerden daha kolay bağlanıyordu”– ama berbat şeyler de vardı, yoksulluk yine gırlaydı, haksızlık her yerdeydi, adaletsizlik zirvedeydi. Nereden nereye geldiğimiz (ya da yerimizde mi saydığımız?) çok yakın tarih içinde küçük bir pencereden baktık.
Neyse, uzatmaya gerek duymuyorum: Harika bir roman. Herkeslere tavsiye etmek isteyeceğim bir roman.
“Unuttuğumuz hatıralar nereye gidiyor?” diye sordu [Münevver]. İbo şaşırdı kaldı. “Bilmem,” dedi çaresiz, “belki de hatıralarımızdan silindikten sonra yüzümüzde çizgi oluyorlardır.” ... İnsan unutmazsa haraptı. Neyse ki bol bol da unutuyordu.
Okurken başka bir zamana, çocukluğumuzun memleketine gittim, kah güldüm kah ağladım…
1980 yazında geçen Tatil Kitabı, Almanya'dan memlekete tatil için gelen bir ailenin küçük kızı Münevver'in yaşadıklarını anlatıyor. Aile, ekonomik nedenlerle Münevver'i memlekette bırakıp geri döner, tatil heyecanı yerini önce büyük bir üzüntüye, sonra yepyeni, dönüştürücü deneyimlere bırakır... Mahir Ünsal Eriş küçük kızın bilmediği bir ortamda, tanımadığı insanlar arasında yaşadıklarını aktarırken, memleketin sıradan insanlarına, günlük hayata, o yılların toplumuna dair güzel bir tablo çizmiş. 1980 Darbesi'ne giden günleri bir çocuğun gözünden takip etmek ilgi çekiciydi. Gurbet ile memleket arasında sıkışıp kalmanın ne demek olduğunu anlatan kısımları özellikle sevdim. Kadınların aileden kaynaklı yüklerinin ve topluma katkılarının altını çizen satırlar ise ayrıca büyük bir alkışı hak ediyor...
Mahir Ünsal Eriş benim Türk edebiyatında en sevdiğim yazarlar arasında. Sanırım bu kitabıyla beraber okumadığım ancak pek bilinmeyen bir iki kurgu dışı kitabı ve ilk gençlik kitapları kaldı. Öyküyle aram iyi olmamasına rağmen özellikle öykü kitaplarının bende yeri başkadır. Bu sebepten olacak ki Tatil Kitabı için beklentim çok fazlaydı, öyle ki hakkında hiçbir şey okumadan son alışverişimde sepete ilk eklediğim kitaptı. Maalesef şimdiye kadar en az sevdiğim kitabı bu oldu.
Detay çok vermek istemiyorum ama kısaca konusu ve neden bana uymadığını da yazmak istedim. Gurbetçi işçi bir ailenin en küçük çocuğu olan Münevver’in, yaz tatilini geçirmek için geldiğini sandığı Türkiye’de, aslında annesinin Almanya’da yeni bir işe girmek zorunda kaldığı ve kendisine bakamayacağı için bırakılmasının hikayesi bu. Hem mahalleye yeni taşınmış çocuk olmanın getirdiklerini hem de Almanya’da Türk kültüründen uzak yaşamadığını düşünse de bambaşka bir kültüre taşınmayı, kadınlarla çevrili bir yerde 80 darbesi döneminde yaşamaya başlayan Münevver’in ağzından dinliyoruz.
Çocuk anlatıcı bence en zor anlatım türlerinden birisi. Özellikle göçmenlik, darbe dönemi ve 80 dönemi Türkiye ortamından bahsedildiğinde 6-7 yaşındaki bir çocuğun anlayabileceğinden ve anlatabileceğinden daha fazlası anlatılmış diye düşündüm. Çok yakınımda bu yaşlarda bir çocuk yok ama yine de hem kendi tecrübelerim hem de bugün dahi gözlemlediğim çocuklara kıyasla yetişkin anlatımına biraz daha yakın geldi açıkçası. Bir karakter benim için gerçeklikten uzaklaştıkça da konusu ne olursa olsun hikayeden soğuyorum.
Gördüğüm kadarıyla seveni de çok, okumak isteyenleri de olumsuz yönde etkilemek istemem tabii. Mahir bey yine yazsın yine koşarak okurum, o da ayrı.
"Gözünün önünde büyüyordu boynu bükük mahzun çiçeği."
An itibariyle , @seraysahinerr , @ovalkaya , @didemmadakla , @jcgrangeofficiel ve @melisakesmez dan sonra külliyatı tamamlamayı hedeflediği o kalemi bulduğu için karnında içinde kelebekler uçuşan mutlu bir okur karşınızda arkadaşlar. Sizde de öyle oluyor mu bilmiyorum ama bi eserle keşfettiğin kalemin ikinci eseri de aynı etki yaratıyorsa o yazarın tüm eserleri okunacaklara eklenir. İşte daha önce #sarıyaz ile tanıştığım @mahirünsaleris de son okuduğum #tatilkitabı ile külliyatı tamamlanacaklardaki yerini aldı. Şimdi gelelim eserimizi incelemeye :
Ah Münevver okurken nasıl üzüldüm senin o çocuk kalbinle yaşadığın terk edilmişlik hissinle akrabalarının yanında yaşamana ama Koca Hala ve ailesini ve de komşuları tanıdıkça o kadar da şanssız olmadığını görmüş olup keşke senin durumunda olan her çocuk bu kadar şanslı olabilse.
80' li yıllarda Almanya' daki işçi ailesinin Türkiye ' deki akrabaları Koca Hala ' nın yanında bırakmasıyla terk edilmiş kedi duygusuyla kendini bambaşka bir dünyada bulan Münevver ' in hayatıyla tarihimizde yolculuğa çıkacaksınız.
Özellikle dönem kitapları sevenleri değil herkesi ama herkesi şiddetle daha fazla zaman kaybetmeden eserle ve yazarın kaleminin büyüsüyle tanışmaya davet ediyoruuum.
Kalp sızısıyla okudum bu kitabı, kendimi yer yer Münevver’in yer yer Koca Hala’nın yerine koyarak, ağladım da. Diğer kitaplarını düşününce bende yarattığı etki beklentinin altında kalsa da ve yer yer artık hikaye ilerlesin diye bekleyerek okusam da Mahir Ünsal Eriş’in dili her zamanki gibi çok güzel, betimlemeler çok yerinde, zamanı ve atmosferi tüm detaylarıyla hissettiriyor.
Mahir Ünsal Eriş yine sazı eline almış, döktürmüş sevgili okur ama öyle böyle bir döktürme değil! farkında mısınız bilmiyorum ama ben doksan sonrası doğan bir çocuk olarak seksenli yıllardaki o masumiyeti,sevinci o güzelliği hep duyarım şahit olanlardan veya okurum ama seksen ruhunu Mahir Ünsal gibi raks ederek anlatabilen çok az yazar biliyorum özellikle ninelerimizin binbir emekle ördükleri kanaviçeler gibi işlemiş küçük Münevver'in o sıcacık sevgi dolu kalbini, ruhu gibi kalbi de temiz olan hala'yı, küçücük yaşına rağmen seksenli yılların acısını,darbesini tutan ibo'yu, o mahalleyi ne güzel nakşetmiş, ilmek ilmek işlemiş. Okurken yer yer gözlerim doldu Mahir Ünsal sana da aşk olsun yani !
Tam da tatil döneminde okuduğum bu kitap kâh güldürüp kâh ağlattı. Mahir Ünsal Eriş’in karakterlere hayat verişi bildiğimiz bir gerçek; ama bu kitapta zirveye ulaştığını söyleyebilirim. İçiniz yumuşacık olacak.
Almancı bir ailenin, üçüncü çocukları ilkokul çağındaki Münevver'i köylerine, aile yakınlarının yanına bıraktıkları yaz anlatılıyor Tatil Kitabı'nda. Yıl 1980. Ben de Münevver'in yaşındayım o yaz. Belki de o sebeple romanda geçen her detay çok bildik, tanıdık. Zamanda yolculuk gibiydi bu romanı okumak: İstanbul'da ama sayfiyede oturan ananemin evinde kaldığım, orda tanıştığım yeni arkadaşlarla sokaklarda özgürce oynadığım, bahçelerde ağaçlara tırmanıp meyve topladığım, komşularla sözleşip, deniz kenarında güneşte kavrulduğumuz, denize doyduğumuz günler; komşuların birbirlerine gidip geldiği çaylar, yeni okumaya başlama hevesiyle evde bulduğum fotoromanları, çizgi romanları, dergileri okumak... Günümüz yazarlarından,dilimizi deyimlerle atasözleriyle en zengin kullanan yazarlardan Mahir Ünsal Eriş. Kitapta öyle hoş ve yıllardır duymadığım kelimeler ve deyimlere rastladım ki, yüzümde geçmişe özlemle karışık tebessümle okudum romanı. Tabii malum yıl 1980 ve önemli bir yıl Türkiye için. O yeni yetme çocukluğumuza rağmen, birden bir kaç yaş büyümemizi gerektiren, lügatımıza daha önce duymadığımız kelimeleri aldığımız ve yasakların hayatımıza girdiği yaz.
İşte "Tatil Kitabı" meraklı küçük bir kız çocuğunun rengarenk, doyasıya yaşadığı bir yazın, hem eğlenceli hem de hüzünlü anlatımı.
Bir basini bir sonunu begendigim, aralarda aman allahim ne sikildigim; olaysizlik orgusuyle ilerlemekte zorlandigim, en az sevdigim Mahir Unsal Eris kitabi oldu. Baslangicindaki dramin, sonundaki kalp buruklugunun hatrina 2.5 yildiz.
Benim icin en en en iyi Mahir Unsal kitabiydi. Aglayarak basladim aglayarak kapattim. O kucucuk kizin gozunden anlatilan yasam, sag-sol davalari, darbe cok iyiydi. Iboyu hep Kaypakkaya'yı dusunerek okudum.. icim sizladi roman boyu. Tavsiye ederim.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Çoğunluğun beğenerek bahsettiği bu kitabı ben sevemedim. Neden? Çünkü basit olay örgüsü, tahmin edilir sonu ve yüzyıllardır okuduğum Türk nüansları... Yani şaşırtıcı bir kitap değildi. Aynı kitabı birçok Türk yazardan okumuş gibi hissediyorum. Yani bir fark yok, üstelik bunun sayfalarca sürmesi aşıtı sıkılmama sebep oldu.
Mahalle yaşamı ve zihinde yarattığı sinematik etki güzeldi. Ancak bunu zaten hafızamda bulunan birçok sahnenin sadece gün yüzüne çıkması olarak yorumluyorum.
Bunlar kendi görüşümdür. Herkesin kararına saygı duyarım ama benim için 3/5 lik bir kitaptı.
Muhtemelen 1980 yilinin Haziran - Ekim ayları arasında kurgulanan cogunlukla tebessüm ettiren ara sıra göz dolduran en vurucu hamlesini en sona bırakıp hıçkıra hıçkıra ağlatarak bitiren acıklı Türk filmi. Bir 80ler güzellemesi…Bir devrimci hikayesi… Bir yaz macerasi.. Bir de mutlu sonla bitseydi keske. Çoktandır mutsuz sonla biten bir hikaye okumamıştım, Münevver in hali aklima geldikçe de duygulanmaya devam ediyorum. (Oğlumu görmeyeli bir hafta oldu belki de ondan:)
“… Okulun açılmasını bekledikleri haftanın ortasında 78 model Mercedes göründü sokağın alt başından. Çocuklar koşuşturup etrafını sardılar. Koşa koşa Münevver'e haber verdiler. Münevver ne şaşırdı ne de sevindi bu habere. Herhangi bir hissin en ufak emaresini göstermeyen buz gibi yüzüyle çıktı evden. Arabadan inen annesi oldu ilk gördüğü. Koşup sarılmak gelmedi içinden. Dargındı onlara. Kırgındı hâlâ. Ama onu bırakıp hırsız gibi kaç- tıkları için değil, iki kardeşini ona tercih ettikleri için değil, bir boğaz eksilsin diye başlarından attıkları için değil, şimdi temelli kaybetmekle imtihan edildiği Koca Hala'yı bu kadar çok sevdiği için. Kalbi İbo'dan gelecek bir habere muhtaç kuş gibi çırpındığı için. Tokmiş öldüğü için. Birgül'le ahretlik oldukları için. Onu ge- tirip buraya bırakmasalardı hiçbirini tanımayacaktı bu insanların. Şuncacık zamanda bir anneden öte sevmeyecekti al yanaklı, mavi gözlü Koca Halasını. İbo'nun dönüşünü yokuşun arnavutkaldı- rımında tıkırdarken duymak için kulağı kirişte beklemeyecekti böyle çaresizce. Ahretliği hiç bilmeyecek, iki gündür tanıdığı bir bakkala bu kadar çok üzülmeyecek, bir ayı tarafından korkutulmayacak, oğlanlar tarafından bakılmayacaktı. Onlardan olmuştu artık….”
This entire review has been hidden because of spoilers.
Bu lezzetli kitabı okumayı çok yerinde bir zamana denk getirmişim. Sımsıcak, nostaljik, hüzünlü bir hikaye. Kendimi o mahallede, o karakterlerin yanında, o kız çocuğunun yanı başında hissettim. Dil olarak ise Mahir Ünsal Eriş okumak her zaman büyük zevk. Kullandığı sıfatlar şahane. Yeni yeni kelimeler, kullanımlar, deyişler öğrenmek de cabası.
Trajik ama sıcacık, film tadında, çok güzel bir hikayeydi. Bitmesin istedim. Geçmişe götürdü bizi Bay Eriş ve tüm karakterleri sevdirdi yine. Yazdığı her şeyi bayılarak okuduğum için şaşırmadım tabii. Şaşırdığım ve hoşuma giden bir enstantane ise, diğer kitaplarının ismini hikâyeye yedirip kullanmış olmasıydı. Okumanızı tavsiye ederim. 📖
kitap, seksenlerin akla gelebilecek tüm klasik olgularının yer aldığı, olay örgüsü yerine birbirinden bağımsız anıların anlatıldığı bir yapıya sahip. anlatım dilinde de kimi zaman çocuğun bakış açısından okuyormuş gibi hissediyorsunuz. ama birkaç bölüm veya paragraf sonrasında bu his değişiklik gösterebiliyor. ya da bende böyle bir tat bıraktı.
Mahir Ünsal’ı okumayı çok sevdiğimden, son eseri “Tatil Kitabı” elime gecer gecmez, istahla saldirmistim sayfalara. Tam 7 ay once…Kitabin ilk yarisini bir solukta birkac gunde okudum. Cok sevdim hikayeyi. Ama sonra, iste bu kadar zaman elime almadim yeniden. Baska bir kitaba baslamaya icim el vermedi ama Tatil Kitabi’na da devam edemedim. Elinden kitap dusmeyen ben, bunca zaman kitap okumamis oldum.
Bazen icimde baska bir insanin yasadigini dusunurum; tamamen benden bagimsiz konusan, kararlar veren, ya da hareket eden. Iste saniyorum ki icimdeki bu kisi, bu hikayenin beni herkesten daha fazla etkileyecegini ilk yarida anladi ve kendince korumak istedi beni. Cunku bu hikaye benim hikayeme cok benziyordu bircok acidan. Koca hala-anneannem, Ibo-Tayfun Dayim, komsular Aynur Teyzem, Sevinc Ablam, Ibo’nun arkadaslari-dayimin arkadaslari Burhan Abi ve Tuncay Abi olacaklardi. Hikayedeki baskin sahnesini bile yasamistik biz tum komsularla beraber. Annemden ve babamdan ayri gecirdigim ilkokul yillarima damgasini vurmus saf, tertemiz, fedakar insanlarlarla sarmalanmis, basit ama dopdolu, her kosesi buram buram sevgi kokan cocuklugumu bu hikayede tekrar bulacakmisim meger. “Madem bu kadar guzeldi, neden hatirlamaktan kactin?” diye soracak olursaniz da, benim hikayemin Koca Hala’si gideli cok oldu buralardan ve ben hala bunu kabullenmiyorum. Gercegi hatirlatan her seye de mesafe koyuyorum kendimle. Ben koymasam, icimdeki diger kisi koyuyor iste boyle.
Kismet buguneymis. Ucakta aglaya aglaya bitirdim kitabi. O kadar agladim ki, yuzumu kollarimin arasina gommek zorunda kaldim bir sure. Belki siz aglamazsiniz benim kadar, ama cok seveceginizden hicbir suphem yok.
Mukemmel bir roman. Sicacik, samimi, ve insana dair bircok duyguyla bezenmis. Mahir Unsal bambaska bir yazar. Mutlaka okumanizi tavsiye ediyorum.
Mahir Ünsal Eriş’in dilini çok severim ama bu kitabı benim için hayal kırıklığı oldu. Dil sade ve akıcı olsa da, hikaye çok dağınık geldi. Ne karakterlere bağlanabildim ne de atmosfer beni içine çekti. Anlatılan dönem ve temalar aslında çok potansiyelli ama hiçbirine derinlik kazandırılamamış.
Bazı sayfalarda güzel cümleler var, ama o cümlelerin üzerine inşa edilen bir hikaye yok gibi. Sanki kısa bir öykü fikri uzatılmış ama bir romana tam olarak dönüşememiş. Ne yazık ki duygusu bana hiç geçmedi.
Yazarı neredeyse tüm kitaplarınını okuyacak kadar seviyor olsam da, bu kitapta temposu da odağı da kaybolmuş gibiydi. Son bir kaç sayfa dışında bir sonraki sayfayi merakla çevirecek bir ritm yakalayamadım.
Tatil Kitabı, çocukluk ve taşra atmosferini yakalama gücüyle öne çıkan bir roman. Nostaljiyi sıcak bir dille kuruyor; gündelik ayrıntıları sahici biçimde aktarıyor, böylece karakterler canlı kanlı bir şekilde beliriyor. Bu samimiyet, yazarın edebiyatındaki belirgin yönlerden biri: gösterişsiz, içten, herkesin kendi geçmişinden izler bulabileceği bir anlatı.
Romanın anlatı tekniği de bu duyguyu pekiştiriyor. Anlatı üçüncü şahıs ve tanrısal bakış açısıyla kuruluyor, fakat çoğu zaman 8 yaşındaki Münevver’in perspektifine ayarlanıyor. Zaman zaman yetişkin anlatıcının geriye dönük farkındalığı devreye giriyor; bu da metne nostalji katmanı ekliyor. Olay örgüsünden çok atmosferin ve anıların belirleyici olduğu epizodik yapısıyla ilerliyor.
Bununla birlikte, edebî yoğunluk açısından daha derinlikli ve incelikli bir arayışa cevap vermiyor. Metnin gücü hatırlamanın duygusunu taşımakta, fakat bu atmosferin ötesine geçmeyen bir çerçevede kalıyor. Bu nedenle samimi bir taşra anlatısı olarak değerli olsa da, edebî yoğunluk beklentisini tam karşılamıyor. 80’leri özleyenler ya da merak edenler ve taze okurlar için hüznüyle keyifli bir roman. Bence bugün bile başlayabilirsin Can, ne sohbetler doğurur bak. Bugün biraz darlayayım seni dur☺️
Münevver örselene örselene büyümüştür,çocukluğunun kırgın kamburu sırtında bizim yaşlarımızdadır belki şimdi,Koca Hala çoktan göçmüştür,Fatih çok ağlamıştır Münevverin ardından,İbo kendine bir hayat kurmuştur belki başka bir ülkede,burnunun direği sızlıyordur memleket hasretiyle. Hüzün sıcacık bir dille yazılmış ;dolu dolu geçen bir tatilin bitimindeki burukluk kaldı bende..
Çok etkileyici olması, insan olanın içini sızlatan bir kız çocuğunu ve bütün dünyayı sevebilecek yüreğe sahip bir yaşlı kadını bütün sıradanlığıyla bir araya getirmeyi başarması ne yazık ki bu kitabı iyi bir roman yapmaya yetmiyor. Münevver'i, Koca Hala'yı ve İbo'yu çok sevdim ama bu insanlar kimdir bilmiyorum bile. Öyle uzaktan bakıp haklarında pek de bir şey bilmediğim, oradan buradan duyduklarımla sempati beslediğim birilerini sever gibi sevdim. Oysa Münü'nün hayallerini dinlemek, İbo'nun duvarlara yazdıkları hakkında konuşmak, Koca Hala'nın mavi gözlerinden süzülen yaşlara dokunmak isterdim. Yazık oldu hem onlara hem de bana.
Çok beğendim ,çok …Kah yüzümde kocaman bir gülümseme ile ,kah kirpiğimin ucunda iki damla yaş ile çok severek okudum.Mahir Ünsal Eriş dilimize olan hakimiyeti ,kelimeleri kullanmaktaki ustalığı ile bir kez daha kendisine hayran bıraktı beni.Ne yazdığından çok yazarın nasıl yazdığının bir kez daha öne çıktığı bir kitap Tatil Kitabı . "Çocukken hayat, koptuğu yerden daha kolay bağlanıveriyordu” diyor yazar kitabın başlarında .Sonrasında hep bu cümle ile yola devam ettim .Sade,sakince ,süssüz bir anlatımla yarattığı dünyanın içinde kayboldum .
Ah be Koca Hala, sen nasıl alışacaksın Münü’süzlüğe.. Geri Dönüyoruz podcasti nedeniyle arkadaşım gibi hissettiğim ve kitaplarını okumadığım için utandığım Eriş’in, okuduğum ilk romanı ve ikinci kitabı oldu. Yazarın, bildiği yüzlerce dil nedeniyle mi bilemiyorum, anlatımını oldukça güçlü buldum. Drama çevirmeden böyle bir hikayeyi anlatmak çok zor ve Eriş bunu başarmış. Çok duru, okuru yormayan, laf kalabalığına girmeyen, neşeli bir anlatı, elinize sağlık.
Mahir Ünsal Eriş'in böyle usul usul, sakin sakin, büyük büyük cümleler kurmadan ama çok derinlikli hikayeler anlaşmasına bayılıyorum. Sanki Münevver, Koca Hala, İbo, Mübeccel akrabadan, arkadaşlardan, bildiğimiz birileri. Sanki bu okuduğumuz bir kitap değil de biz de o zaman o evden bir insanmışız hissi bıraktı. Yine ne güzel yazmışsınız Mahir Beyciğim 🙂 hep yazınız
Biraz Kemalettin Tuğcu kitabı gibi, ara ara çocuk kitabı mı yoksa diye düşündüm. Karakterler tek boyutlu, özellikle Münevver melek gibi resmedilmiş. Sonunda biraz toparlıyor kitap ama çok beğenmedim.
Mahir Ünsal Eriş tam bir aydın, Geri Dönüyoruz harika ama bu kitap pek acemi bence. Saygılar.