"Seni görmeden ölmeyeceğim, demek istiyorum ama seni görmek için önce ölmem gerekecek belki."
Eira Morwen, ölümün bile verdiği sözlerin önüne geçemeyeceğini bildiğinden bir yolculuğa daha çıkması gerektiğinin farkındaydı. Uzun çamlardan göğe yükselen sivri kulelere ve karanlık suların ötesindeki hain topraklara uzanan bu tehlikeli yolculukta, fısıldayan rüzgarlar ona kadim sırlar anlatacak, adımlarını izleyen gölgeler ise kaderinin peşine düşecekti. Ne bir harita ne de yıldızlar ona yol gösterecek ve Eira bir kez daha her şeyin sonunda dönüşeceği kişiyi tahmin edemeden yolun onlardan yana olmasını dileyecekti.
"Yine de yalvarırım. Seni bulduğumda beni tanı. Kulaklarım farklı olsa da ellerim kirlenmiş, gümüş yüreğim kararmış olsa da tanı beni. Dolunaya benzeyen gözlerimi senin üstündeki duruşlarından tanı."
Kitap en az ilk kitap kadar sürükleyiciydi, son bölüme nasıl geldiğimi anlamadım bile. Son kitaptan iki-iki buçuk yıl sonrasında başlıyor. Eira, Marlo ve Zaina'nın yaşadıkları travmayı nasıl karşıladıklarını ve sonrasında neler yaşadıklarını anlatmakla başlıyor. Benim için Zaina'yı yine çok az okumak üzücüydü ama şaşırtıcı değildi. Marlo ve Eira'nın en baştaki gibi maceraya beraber atılmaları ve hiç düşünmeden birbirlerini kollamalarını izlemek duygusaldı. Yeni gelen karakterlerin hepsi sevdiğim geçmişlerini çok merak ettiğim karakterler oldu. Ek bölümden sonra Maça ve Bast'ı daha da çok merak etmeye başladım. Eira bana bir yerden sonra Taylor Swift'in Don't Blame Me şarkısının yürüyen hali gibi hissettirdi. Nos'u geri almak için yapmayacağı şey yoktu çünkü. Eh birde ilk kitap kadar belki daha da fazla ağlattı bu kitap beni. Şuan sabırsız bir şekilde son kitabı bekliyorum ama veda etmek çok zor olacak bu karakterlere çünkü hepsi ailem gibi oldular...
Kurgu, olay örgüsü, karakterler ve yazarın büyüleyici anlatım dili tek kelimeyle kusursuzdu. Öyle ki, nereden övmeye başlayacağımı bilemiyorum!
D.N. Archeron tarafından keleme alınan bu fantastik eser, Eira Morwen’in ölüme meydan okurcasına çıktığı kadim bir yolculuğun, rüzgârların, yıldızların ve gölgelerin ona rehberlik ettiği destansı bir maceranın kapılarını aralıyor. Eira’nın her adımında sırlarla yüzleştiği, kendini ve dünyayı keşfettiği bu hikâye, sizi de bambaşka bir diyara sürüklüyor.
Atmosferi, diyalogları, betimlemeleri o kadar etkileyici ki… Yazarın kalemi inanılmaz derecede gelişmiş; sanki her satır bir önceki kitaba meydan okuyor. İlk kitapta da yazarın tarzını çok beğenmiştim ama bu kitap bambaşka bir boyuta taşınmış. Bir sayfada gözlerim doldu, Bir sayfada kahkahalar attım, her cümlesine hayran kaldım. Ayrıca kalbimde derin yaralar açtı, düşündükçe içim sızlıyor... Tek söyleyebileceğim şu: Alın, okuyun. Sadece alın ve okuyun!
Yazar belki karakterleri tanıtmak açısından gemide geçen sahneleri uzun tutmuş ama aşırı derecede sıkıldım. Bi' ara okumayı bıraktım. Birkaç hafta sonra sırf Nos'u kurtarabilecekler mi merak ettiğim için -3. kitap geldiğine göre kurtaramayacakları kesindi- birkaç on sayfayı atlatıp devam ettim. Önemli olan sayfa sayısı değil, içerik. N'olur lafı gereksiz yere uzatmayın 🙏🏻 Ayrıca yazarın dilini genel olarak sade ve akıcı bulsam da karakterlerin birbirlerine lakaplarıyla seslenmesi bana çok tuhaf geliyor. Doğal bir diyalog isteniyorsa bence bu tür hitaplar azaltılmalı.
Bu arada Zaina'yı tekrar görmek için sabırsızlanıyorum ✨️
This entire review has been hidden because of spoilers.
Fena değildi ancak beni reading slump’a soktu aksiyon yapmaya çalışmış yazar ama yapamamış gibi. Yazarıda çok çok severim bu arada ancak konusunun hâlâ çok güzel olduğunu düşünüyorum.Ancak Eira ve ilk cadının son sahnesi beni benden aldı yani.Hikâyenin yarısının gemide geçmesi biraz sıkıcıydı.Ve Zaina’yı daha çok okumak isterdim
Tek kelime ile mükemmel💗 Damla archeron u ayrı severim kitap ayrı güzel zaten. Yazım dili ve betimlemeleri çok çok güzel ve her karakteri çok güzel (ferniyan dışında). Ayrıca; NOS🖤