Jump to ratings and reviews
Rate this book

Gümüş Yürek #2

Bilinmeyen Lanetin Kederi

Rate this book
"Seni görmeden ölmeyeceğim, demek istiyorum ama seni görmek için önce ölmem gerekecek belki."

Eira Morwen, ölümün bile verdiği sözlerin önüne geçemeyeceğini bildiğinden bir yolculuğa daha çıkması gerektiğinin farkındaydı. Uzun çamlardan göğe yükselen sivri kulelere ve karanlık suların ötesindeki hain topraklara uzanan bu tehlikeli yolculukta, fısıldayan rüzgarlar ona kadim sırlar anlatacak, adımlarını izleyen gölgeler ise kaderinin peşine düşecekti. Ne bir harita ne de yıldızlar ona yol gösterecek ve Eira bir kez daha her şeyin sonunda dönüşeceği kişiyi tahmin edemeden yolun onlardan yana olmasını dileyecekti.

"Yine de yalvarırım. Seni bulduğumda beni tanı. Kulaklarım farklı olsa da ellerim kirlenmiş, gümüş yüreğim kararmış olsa da tanı beni. Dolunaya benzeyen gözlerimi senin üstündeki duruşlarından tanı."

416 pages, Hardcover

First published October 29, 2024

4 people are currently reading
123 people want to read

About the author

D.N. Archeron

4 books35 followers

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
51 (52%)
4 stars
31 (31%)
3 stars
11 (11%)
2 stars
2 (2%)
1 star
2 (2%)
Displaying 1 - 18 of 18 reviews
Profile Image for Ecrin (Taylor's version).
2 reviews
December 25, 2024
Kitap en az ilk kitap kadar sürükleyiciydi, son bölüme nasıl geldiğimi anlamadım bile. Son kitaptan iki-iki buçuk yıl sonrasında başlıyor. Eira, Marlo ve Zaina'nın yaşadıkları travmayı nasıl karşıladıklarını ve sonrasında neler yaşadıklarını anlatmakla başlıyor. Benim için Zaina'yı yine çok az okumak üzücüydü ama şaşırtıcı değildi. Marlo ve Eira'nın en baştaki gibi maceraya beraber atılmaları ve hiç düşünmeden birbirlerini kollamalarını izlemek duygusaldı. Yeni gelen karakterlerin hepsi sevdiğim geçmişlerini çok merak ettiğim karakterler oldu. Ek bölümden sonra Maça ve Bast'ı daha da çok merak etmeye başladım. Eira bana bir yerden sonra Taylor Swift'in Don't Blame Me şarkısının yürüyen hali gibi hissettirdi. Nos'u geri almak için yapmayacağı şey yoktu çünkü. Eh birde ilk kitap kadar belki daha da fazla ağlattı bu kitap beni. Şuan sabırsız bir şekilde son kitabı bekliyorum ama veda etmek çok zor olacak bu karakterlere çünkü hepsi ailem gibi oldular...
Profile Image for E.i ۶ৎ.
11 reviews3 followers
February 8, 2025
Kurgu, olay örgüsü, karakterler ve yazarın büyüleyici anlatım dili tek kelimeyle kusursuzdu. Öyle ki, nereden övmeye başlayacağımı bilemiyorum!

D.N. Archeron tarafından keleme alınan bu fantastik eser, Eira Morwen’in ölüme meydan okurcasına çıktığı kadim bir yolculuğun, rüzgârların, yıldızların ve gölgelerin ona rehberlik ettiği destansı bir maceranın kapılarını aralıyor. Eira’nın her adımında sırlarla yüzleştiği, kendini ve dünyayı keşfettiği bu hikâye, sizi de bambaşka bir diyara sürüklüyor.

Atmosferi, diyalogları, betimlemeleri o kadar etkileyici ki… Yazarın kalemi inanılmaz derecede gelişmiş; sanki her satır bir önceki kitaba meydan okuyor. İlk kitapta da yazarın tarzını çok beğenmiştim ama bu kitap bambaşka bir boyuta taşınmış. Bir sayfada gözlerim doldu, Bir sayfada kahkahalar attım, her cümlesine hayran kaldım. Ayrıca kalbimde derin yaralar açtı, düşündükçe içim sızlıyor... Tek söyleyebileceğim şu: Alın, okuyun. Sadece alın ve okuyun!
Profile Image for Ethelswx0.
24 reviews
January 23, 2026
Öncelikle benim için birinci kitaptan daha iyi ve daha akıcı olduğunu söylemem gerekiyor. Yine benim için pek sürükleyici değildi. Dünya ilgimi çekmiyor, karakterlere karşı herhangi bir sevgi beslemiyorum. Bu yüzden beni kitaba devam etmeye itmesi için aksiyona ihtiyacım oluyor. Ne var ki bu kitap da ilki gibi oldukça sakin.

Gy çok olmasa da aksiyona ihtiyacı olan ve kendisine yakıştıran bir seri bence. Bulundurmuyor da değil elbette, arada sırada büyük ve beklenmeyen olaylar gerçekleşiyor ama en azından benim için tatmin edici değillerdi. Tıpkı birinci kitapta olduğu gibi öyle çok zorlanmadan sorunların üstesinden geliyorlar. (Mesela Hazard gemisinin korsanlarıyla yaptıkları savaşta Eira karşısına çıkan korsanları ya kendi başına ya da başkalarının yardımıyla teker teker deviriyor ve bu sırada aldığı tek yara bacağındaki bir kesik? Benim için çok basit bir sahneydi.)

Bu yüzden bu gibi sahneleri okurken “Nasıl olsa halledecekler,” demeye başlıyorsunuz ve onlar da size heyecan vermemeye başlıyor. Kitaba bağlanmış biri için bu bir sorun teşkil etmez belki ama o kadar da bağlanamamış biri için bu önemlidir.

Yine de kitap bir şekilde ilerliyordu, ilk yüz sayfa dışında pek sıkıldığımı hatırlamıyorum.

Kitabın sorunlarından biri kahraman bakış açısıyla yazılmış olmasına rağmen kimi zaman ilahi bakış açısıyla kahraman bakış açısının karıştırılmasıydı.

Syf. 84: “...ama en çok yanında yürüyen bu adamın kim olduğunu anlamaya çalışıyormuş gibi bakıyordu ona.
(...)
Aleph bir zamanlar kimdi bilmiyordum ama o kişi değildi artık. Marlo bunu açıkça görüyordu.”

Syf. 137: Çok uzun olduğu için yazmayacağım ama iki, üç ve dördüncü paragraflar.

Syf. 138: Dört ve beşinci paragraflar.

Syf. 279: “Biz bir ay boyunca kente dağılmış olacağız. Ama olur da beni bulmanız lazım gelirse...”
“Seni nerede arayacağımızı biliyoruz, kaptan,” diye yanıtladı Marlo onu.
Martes’te, ya her zaman durduğu pruva tarafı küpeştelerinin önünde ya da kamarasında.
Ama şimdi başını aşağı yukarı sallayan dalgın Maça’nın asıl söylemek istediğinin bu olmadığı hissine kapıldım. Bu yüzden, “Biz bataklığa gideceğiz,” dedim ona. Söylemek istediği, onu nerede bulacağımız değil, bizi nerede bulacağını bilmek istediğiydi sanki.

Syf. 156’da Eira’nın Bast’a Maça’dan hoşlanıp hoşlanmadığını sormasının ardından Bast’ın yüzünde beliren ifadenin, aynı sorunun Zaina’ya Marlo için sorulması durumunda onun yüzünde belirecek ifadenin – ki bu da bir tahmindi – aynısı olması sebebiyle anında her şeyi anlaması, kendinden çok emin bir şekilde “Maça senin kardeşin,” demesi ve bunun doğru çıkması en azından benim için gerçekten çok saçmaydı.
İlk başta yüzünde bir tiksinti gördüğünü söylemişti, bu tiksintinin altında birçok şey yatıyor olabilir.

Hepsi doğru birer örnek olmayabilir elbette ama anlaşılıyorumdur diye düşünüyorum. Eira sürekli ve sürekli olarak diğer karakterlerin düşünceleri, duygularından vb. bahsediyor, farklı farklı hislere kapılıyor. Bunlar Eira tarafından sadece tahmin edilebilir ama her nasılsa birçok sahnede sanki karakterlerin içini görüyormuş gibi konuşuyor. Mesela 279. sayfadaki örnekte “hissettiğini” söylüyor ve eminim ki doğrudur da. Bunu nasıl hissedebiliyorsun mesela?

Damla’nın tüm karakterlerin iç dünyalarını, düşüncelerini, hislerini okura göstermek istediği fazlaca belli, böyle bir durumda neden kahraman bakış açısını tercih ettiğini anlamadım. Aslında pek çok kitapta (özellikle fantastik) neden kahraman bakış açısının tercih edildiğini anlamıyorum.

Bana saçma gelen birkaç sahne de oldu:

Syf. 112: “Ama hırsız şimdiye dek bize gösterdiğinden bile iyi dövüşüyordu. Bunca zaman bizimle oyun oynamıştı.
Ne cüretle?
Dudağından akan kanı silmek için bile duraksadı. Marlo hançerini çekmek için dahi vakit bulamayacağını düşünürken bu küstah, elinin tersiyle dudağını sildikten sonra bir de gülümsedi.“

“Hırsızların” şehrindeler ve karşılarında bir “hırsız” var. Onlar ise onun için sadece birer kurbanlar ve belli ki onu alt edebileceklerini düşünmüyor ki edemediler de. Onlarla oyun oynamayacak da kiminle oynayacak? Eira'ya bir anda yüklenen kibrin sebebi Veylinton'un büyüsü de olabilir belki ama eğer bununla ilgili değilse bence biraz saçma olmuş.

Syf. 164’de Maça ve Marlo arasında geçen bir diyalog:
“Saçların uzamış.”
“Yakışmamış mı?”
“O çok değerli altın saçın konusunda kimseye güvenemiyorsan haberin olsun, Fiorenzo ve Zolani saç kesmekte usta sayılırlar artık.”
“Ya senin kesmeni istersem?”
“Çok beklersin.”

Maça geminin kaptanı, Marlo ise o gemiye gizlice binmiş ve yaptıkları anlaşma sayesinde orada bulunmaya devam eden biri. Pozisyonları arasındaki bu uçurumun yanı sıra aralarında hiç samimiyet yokken Marlo, Maça’dan flörtöz bir tavırla böyle bir istekte bulunma cesaretini nereden alıyor? Eğer aptal bir karakter olsaydı anlardım ama Marlo aptal biri değil.

Bazı şeyler gereksiz yere tekrar ediliyordu/açıklanıyordu:

Syf. 79: “Nihayetinde Veylinton’a yalnızca hırsızlar ve korsanlar şehri demek yeterli değildi. Çürüklerindi burası; her taşı, her çatısı onlara aitti. Bu yüzden bozuk bir şehirdi. Bu yüzden haksızlıkla ve adaletsizlikle doluydu çünkü Doğal Denge onlara adil davranmamıştı.”

Biz bunu ilk kitaptan beri biliyoruz zaten.

Syf. 83: “Korsanlarla iyi anlaşan ve kendine ekip kurmuş bir hırsız, öyle mi?” diye sordu bu sefer Marlo, gizleyemediği bir hayretle. Sık sık hayattaki tuhaflıkların başını çektiğini unuturdu. Kime sorsam alevlerden kanatların ve ateşe hükmedebilmenin korsanlarla geçinebilen bir hırsızdan daha ilginç olduğunu düşünürdü ama Marlo, tüm bu özelliklerini henüz tam anlamıyla kabul edememiş olsa da kendine alışkındı. Öte yandan Hırsız Kral ilgisini çekmişti çünkü o, Marlo için yeniydi. Farklıydı.

Syf. 132: Veylinton feyleri kanunsuzdur, demişti Zaina. Ve kuralları esnetmeyi iyi bilirler. Kimseyi kılıçla ya da hançerle öldürmezler belki ama seni bir kez yakalarlarsa Eira... Ölümün seni ararken elini çabuk tutmasını dilersin.

Syf. 214: “Sana bunu söyleyemem,” diyerek içimde diğerlerinden farklı parçalar taşıdığımı kabul ettim. “Anlamayacağından değil. Ama bilmemen ikimiz için de daha iyi. Hatta belki gemidekiler için bile.”
Bilmemen benim için daha iyi çünkü sana güvenmiyorum ve bu tür bir bilgiyle yapabileceklerini kestiremiyorum.

Syf. 244-245: Baştan aşağı Hırsız Kral’dı o, küçücük gizleri öğrenmeyi ve büyük gerçekleri gizlemeyi çok iyi biliyordu.
(...)
Güzel, diye düşündüm. Belli ki Bast da gerçeklerin kazanılması gerektiğini düşünüyor ve bizimle ilgili gerçekleri hak ettiğini düşündüğü birilerini bulana dek kimseye açmayacak.
Ya da kendi sırlarından vazgeçtiğine karar verene kadar.
Çünkü benim aklım da onun gerçekleriyle dolu şimdi. Yanı başımda yürüyen Doktor’un da Sera’nın da bilmediği, yılların üstünü iyice örtmesini beklediği nice sırlarla.
Ve benim aksime o, ellerinde şöyle bir sarsılmayı bile göze alamayacağı kadar çok şeyi taşımaya çalışıyor.
(...)
Aslen kim olduğunu öylece unutmayı ve Veylintonlu olmasa da onlardan bir diğeriymiş gibi davranmayı çok iyi biliyordu. Diğerlerinin sandıklarının aksine henüz çocukken bile çaldıkları, değersiz bir kolye ya da birkaç parça önemsiz bilgiden ibaret değildi. Gerçekleri aldığında oluşan boşluklara onlara hiç benzemeyen yalanları ustaca bırakmaya çok, çok uzun zaman önce başlamıştı.
Hakikaten hırsızların kralıydı.

Syf 279: Tiwaz’ın ahlaki bir pusulası yok ve canı bizi bataklığa yuvarlamak isterse bunu hemencecik yapar yani. Bildiğim iyi oldu.

Syf. 337: Oisin’i arayacağını biliyordum. Onunla aramızdaki farklar gülünç denecek kadar sayılıydı.

Syf. 374-375: İtalik yazıyla yazılmış yerler.

Okuduğumuz sahnelerden biz bunların hepsini zaten anlayabiliyoruz.

Bu kitapta da Marlo ve Maça arasında bir ilişki gelişiyor ama bu da bana asla geçmedi, aşırı sahte buldum. Neyse ki Nos ve Eira gibi birkaç günde birbirlerine aşık olmadılar, bir-iki ay kadar sürdü ama yine de çok... boştu bence. Marlo tam olarak nasıl Maça’ya aşık oldu veya tam tersi ve daha önemlisi Maça tam olarak nasıl Marlo’ya aşık oldu? O kadar süre içerisinde illaki birkaç sohbetleri olmuştur diye düşünüyorum ama bunlar bize gösterilmedi. Marlo birkaç kere Maça’nın kamarasına gitti ve eminim ki oradaki konuşmalarının da etkisi vardır fakat biz bunları da okumadık çünkü Eira’nın bakış açısından okuyoruz ve Eira orada değildi.
Aynı zamanda Eira’nın bakış açısından okunduğunda Marlo ve Maça’nın sahnelerini aşırı derecede çiğ duruyordu.
Bir ilişkinin birine geçmesinin tamamen kişisel olduğunu biliyorum ama yine de Nos-Eira ve Marlo-Maça arasındaki aşktan etkilenenlerin nasıl etkilendiğini pek anlayamıyorum. Damla’nın ilişkilerin gelişimini göstermek konusunda biraz yetersiz kaldığını düşünüyorum. Bunlara fazla önem vermiyor da olabilir.

Kitap bana hiçbir şey hissettirmedi. Ne mutlu oldum, ne üzüldüm, ne heyecanlandım. Dümdüz okudum. Bunun sebebi yazarın duyguları geçirmekteki beceriksizliğiydi tarzında bir şey söylemem elbette. Benim hiçbir şey hissetmememin temel sebebi bağ kuramamış, özellikle de Eira’yı sevmiyor olmamdır muhtemelen. Hakkını yemek istemem, Eira’nın Nos ile ayrıldıktan sonra yaşadığı duygular ve otuzuncu bölüm gayet güzel yazılmıştı.

Kitapta hoşuma giden tek karakterler Maça ve Velia oldu. Konuşması, davranışları, sert tavırları, kişiliği... her şeyiyle Maça gerçekten de bir kaptan gibiydi. Tamamen zalim değildi ama gereksiz derecede yumuşamadı da, sonuna kadar ciddiyetini ve sertliğini korudu, dengesi gayet iyiydi.
Velia için de aynı sebep geçerli. Her şeyiyle beş yüz yıl yaşamış bir cadı gibiydi. Oisin’i bulamadığı için ağladığı yerde kendisine üzülmediğimi söyleyemem. Onun dışında bilgeliği, yetenekleri hoşuma gitti. Yanlış hatırlamıyorsam kendi yaşıyla Eira’ya üstünlük tasladığı bir sahne vardı. O da hoşuma gitmişti :D.
Bast da Maça kadar olmasa da hoşuma gitti diyebilirim ama Eira ile arasında olanlar... Öyle tam romantik bir şey de yoktu ama beğenemedim yani. O kadar yakınlığa gerek var mıydı bilemedim, belki sonrasında daha iyi anlarım.

Kitabın sonundaki iki hikayeyi okumadım. Birinci kitapta da okumamıştım ve bu kitabı okurken herhangi bir kafa karışıklığı yaşamadım. Okumanın çok gerekli olduğunu düşünmüyorum o yüzden ama herhalde bir ara okurum.

Hazır son bir kitap kalmışken GY'yi bitireceğim. İlk kitabı beğenmemiştim, bu kitabı çok fazla olmasa da beğendim, üçüncü kitabı hepsinden daha çok beğenirim umarım.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Profile Image for Tudor.
42 reviews1 follower
January 13, 2026
İlk dəfə kitabın qapağında iki obraz olduğunu gördüyümdən bəri hadisələrin necə cərəyan edərək 4 nəfəri 2 nəfərə salmış olduğunu düşünürdüm. Birinci kitabdakı soyuq hava və qar üçün darıxsam da burdakı gəmi, yaşıllıq və bataqlıq temasını da sevdim. Əvvəlki kitabın axırındakı kraliça haqqındakı hekayədən sonra Bataqlıq bölgəsinə marağım artmışdı, bu kitabda oranı görə bildiyimizə sevindim. İlk Cadının da Velia olması maraqlı və yerində olub. Qəlbinin yarısını itirmiş bu qadının beş yüz il həsrət içində yaşamağa məhkum edilməsi kədərli idi.
Kitabda önə çıxan və ən sevdiyim şey Eira və Marlonun dostluğu oldu. İndiki vaxtda çox adam kitabları sırf romantik münasibətləri görmək üçün oxuyarkən bu kitab tamamilə Eira'nın dostu Marlo ilə çıxdığı yolu danışır. Və hər an dib-dibə olan bir cütlük olmadan da kitabın necə maraqlı alına biləcəyini göstərir. Mənə elə gəlir ki, Eiranın Marlo ilə bağı Zainanınkından daha özəldir, çünki Eiranı ilk dəfə tapan, xilas edən, ona dostcasına yanaşaraq kömək əlini uzadan Marlo idi. Eira yaşıl rəngi Datura yerinə Marlonun o günkü yaşıl şərfinə aid etməyə çalışarkən də ağlıma bu gəlirdi. Ona görə bu yola sırf Marlo ilə çıxması yolu daha mənalı etdi mənə görə. İkisinin ucunda ölüm ehtimalı olsa belə bir-birləri üçün hər şeydən keçməyə hazır olması, ən çətin anlarında bir-birlərində təsəlli tapması, bütün əzablara baxmayaraq bir-birlərinin üzlərini güldürməyi bacarması gözəl idi. Xüsusən Marlo bataqlıqda ilişib qalanda Eiranın ayağının altını görə bilməməsinə baxmayaraq ona tərəf atılması.
Marlonun ilk kitabda başına gələnlərdən sonra bu kitabda necə dəyişiklərə uğradığını da görürük. Bu dəyişikliklər çox dramatik olmasa da hiss ediləndir, bəzən çox ciddi və dalğın durması, gülə bilmədiyi anlar kimi. Onun yeni kimliyini inkar etmə mərhələsindən qəbullanma mərhələsinə keçidinin yavaş getməsi yaxşı idi. Bəlkə buna vasitəçilik edən Maçaya olan hissləri deyil də öz daxili aləmindəki yolculuq olsaydı daha yaxşı olardı.
Eira haqqında ilk kitabda dediklərimə əlavə edə biləcəyim çox bir şey yoxdur deyəsən. Sadəcə iki il əvvəl bir dənə datura öldürəndən sonra adının "yaratık avcısı"na çıxmasına bir yerdən sonra anlam verə bilmədim. Ovçu dediyin bu əməli daimi icra edəndir, bircə dəfə öldürdü deyə adını belə hallandırması nə dərəcədə doğru sayılır bilmirəm. Bu kitabda qarşılaşdıqları daturanı da öldürsəydi həmin ləqəb yerinə oturardı kimi gəlir.
Nos üçün nə qədər darıxdığımı boşluqdakı görüşlərinə qədər heç bilmədim. Onun təmkini, sakitliyi, anlayışı və o sakin gülümsəməsi qısa da olsa necə yaxşı gəldi. Həmin an gözəl təsvir olunmuşdu, insanın illərdir ölü olan sevdiyini tapması və onu geri alma ümidi. Buna görə də Nosun yavaş-yavaş yoxa çıxdığı an ağrılı idi, bir anlıq belə özünü Eiranın yerinə qoyduqda qarşında sevdiyin insanın yoxa çıxmasını izləyərkən onu tuta bilməmək düşüncəsi adamı incidir. Eiranın vidalaşmaq istəməməsi yaxşı oldu bəlkə də, yoxaa ağlaya bilərdik.
Və mənim üçün bir anda kitabın ulduzuna çevrilən Bast! Deyəsən onun varlığı Nosun açdığı boşluğu dolduraraq düşünməyimi əngəllədi. Səhnələrinin çoxunu üzümdə gülümsəmə ilə oxudum. Onun o istehzalı tövrü, kinayəli gülüşü ilə sataşmaları, bu cəhətlərə rəğmən xarakterinin möhkəmliyi, dözümü, zəkası idi məni gülümsədən. Və təbii ki, bənövşəyi gözləri! Təsəvvürümdə elə qəşəng canlanır ki. Xüsusən də Eiranın boyunbağısını oğurladığı səhnədə yerdə yatarkən və gözlərindən başqa heç nə görünməzkən güldüyünün qısılan gözlərindən anlaşılması niyəsə zehnimdə durur eləcə. Bir də öz qayğıkeşliyini çox bildirmədən ifadə edə bilməsi məni çəkdi, mətbəxdən iki alma götürərkın birini Eiraya verməsi, durduğu yerdə 'ayağın necə oldu' deyə soruşması ya da yerə düşəndə dinməz-söyləməz qolundan tutub qaldırması kimi. Kitabı mənə sevdirən ən böyük amil Bast oldu. Nə yalan deyim, Eiranı Nosla yaraşdırsam da Bastla da shiplədim. Eiranı uzaqdan izləmələri, bəhs etdiyim qayğı qırıntıları, sərxoş olanda ona ürəyini açaraq sonra Eira dedi deyə söhbəti unutmuş kimi davranması (və qızın buna kefi pozulur!), onu gəmidə istəməsi kimi bəzən kiçik, amma məni gülümsədən anlar buna səbəb oldu.
Və yenə də kitabın sonundakı o qısa hekayələri çox sevdim. Gümüş Yüreklə bağlı ən sevdiyim şey bu ola bilər. Üstəlik random da olmur, kitabın içində keçən, amma dərinə gedilməyən hekayələr biz nə olduğunu bilək deyə axıra qoyulur sanki. Bu kitabın hekayələrində də Merzanı və Bast İlə Maçanın keçmiş illərini gördük. Mən ən çox Merza hekayəsini bəyəndim, kitabın özündə də fey dünyasının bu əsl sahibləri diqqətimi çəkmişdi və Damla da bunun olacağını bilirmiş kimi bir Merza hekayəsini bizdən əsirgəməyib. Okeanın qızının onu oğurlamış gəmidəki dənizçini sevməyə başlaması və o öldükdə heç vaxt ağlaya bilmədikləri düşünülən bu növün ağlaması... Bunu mümkün edən fiziki yox, mənəvi ağrı ola bilərmiş.
3 reviews
January 25, 2026
Damla, yazma konusunda gerçekten çok başarılı. Öyle ki duyguları karakterlerle beraber, en dibine kadar yaşıyorsunuz. Ben kalın kitapları genelde 1-2 ayda bitiririm ama bu kitabı 2-3 haftada bitirerek rekor kırdım. Bu kitap bana o kadar çok şey öğretti ki! İlk defa bir kitabın teşekkürler kısmını hevesle okudum ve beni duygulandırdı. Gerçekten çok güzel ve akıcı bir kitaptı. Yol sizden yana olsun!!
Damla is truly exceptional at writing. You experience the emotions along with the characters, right to the deepest extent. I usually finish thick books in 1-2 months, but I broke a record by finishing this book in 2-3 weeks. This book taught me so much! For the first time, I eagerly read the acknowledgments section of a book, and it moved me deeply. It was a truly beautiful and engaging book. May your path be with you!!
Profile Image for Eylül Arslan.
20 reviews
December 11, 2025
Yazar belki karakterleri tanıtmak açısından gemide geçen sahneleri uzun tutmuş ama aşırı derecede sıkıldım. Bi' ara okumayı bıraktım. Birkaç hafta sonra sırf Nos'u kurtarabilecekler mi merak ettiğim için -3. kitap geldiğine göre kurtaramayacakları kesindi- birkaç on sayfayı atlatıp devam ettim. Önemli olan sayfa sayısı değil, içerik. N'olur lafı gereksiz yere uzatmayın 🙏🏻 Ayrıca yazarın dilini genel olarak sade ve akıcı bulsam da karakterlerin birbirlerine lakaplarıyla seslenmesi bana çok tuhaf geliyor. Doğal bir diyalog isteniyorsa bence bu tür hitaplar azaltılmalı.

Bu arada Zaina'yı tekrar görmek için sabırsızlanıyorum ✨️
This entire review has been hidden because of spoilers.
Profile Image for Sare.
9 reviews
February 2, 2025
Fena değildi ancak beni reading slump’a soktu aksiyon yapmaya çalışmış yazar ama yapamamış gibi. Yazarıda çok çok severim bu arada ancak konusunun hâlâ çok güzel olduğunu düşünüyorum.Ancak Eira ve ilk cadının son sahnesi beni benden aldı yani.Hikâyenin yarısının gemide geçmesi biraz sıkıcıydı.Ve Zaina’yı daha çok okumak isterdim
3 reviews
February 8, 2025
Tek kelime ile mükemmel💗
Damla archeron u ayrı severim kitap ayrı güzel zaten. Yazım dili ve betimlemeleri çok çok güzel ve her karakteri çok güzel (ferniyan dışında). Ayrıca; NOS🖤
Profile Image for Beren.
23 reviews
March 2, 2025
Yazarin dilini pek sevemedigim icin hikayeye odaklanamadim baska bir yazar olsaydi buyuk ihtimalle bes verirdim
10 reviews
April 13, 2025
10/10 çok güzel sonu mükemmeldi damla çok iyi yerlere
gelecek
Profile Image for Fleur.
211 reviews5 followers
May 9, 2025
nosu gercekten hic kurtaramaz miyiz????
Displaying 1 - 18 of 18 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.