Bir süredir hayranı olduğu yeni tasarım araba motorunu rakip şirketin kapısında gördüğünde hiç çekinmeden rüyalarını süsleyen aracı inceleyen Nora Chapman, bir akşam arabanın sahibi Andre Miller’ı karşısında bulur. Nora, tüm dünyada spor arabaların tanrısı lakabıyla bilinen Miller şirketinin vârisi Andre kendisine akşam yemeği teklif ettiğinde onu alaya alacak kadar akıllıdır çünkü Millerlar babasının en büyük düşmanıdır.
Kafasına koyduğu her şeyi yapan Andre Miller, onu reddeden kadının sıklıkla araba yarışlarına katıldığı Pist-On yarış pistine giderek Nora’ya kendi arabasına binmesi için meydan okur. Nora meydan okumayı kabul edip sağ koltuğa oturduğunda Andre, kazanmak zorunda olduğunu bilir.
Nora, babasının övgüsünü kazanmak ve şirketin en üst katlarına terfi etmek için Andre’yi oyuna getirdiğinde iki düşman ailenin çocukları arasında bir savaş başlar. İntikam ateşiyle tutuşan Nora ve Andre, bu ateşin ikisini de yaktıktan sonra küllerinden bir aşk doğuracağından habersizlerdir.
“Bu sefer yanlış yere kaçtın, güzelim. O dağın tepesinde tüm yollar bana çıkar.”
Kitap basit ve çok klişe bir kurguya sahipti. Olaylar gerçeklikten son derece uzaktı ve sürekli gözlerimi devirerek okudum gerçekten. Yani kitapta gelişen her olay mı karakterleri bir araya getirir? Bence çok sinir bozucuydu. Evet, bu bir kurgu, ama bir okuyucu olarak kitapta gerçeklik aradım. Baştan aşağı klişelikle dolu, sıkıcı bir romandı. Nora karakteri tam bir kanserdi, kitabın sonunu zor getirdim. Andre karakteri fena değildi, ama bir çekiciliği de yoktu. Düşman babişlerin zamanında birbirlerine kinlenmesine sebep olan olay fazla basit ve öngörülebilecek bir olaydı ve beğenmedim. Kitapla ilgili biraz daha orijinallik beklerdim, ama hiçbir şey yoktu kitapta elle tutulabilecek.
Kapak da baya kötü bu arada.
Bir de Türk bir yazarın yabancı isimlerle kitap yazmış olması biraz garip geldi bana nedense. Ama olabilir, buna karşı bir eleştirim yok.