Tüketimin arttığı, insanların mutsuzlaştığı, umutların tükendiği bir yüzyıldayız sanki. Uyandığımız her yeni gün, kötü şeylerin olağanlaştığı bir önceki günün aynısı gibi. Üstelik her şeyden şikâyet ediyoruz ve ısrarla o sorunları çözmek için bir adım atmıyoruz. Bazen de kendimizi denizdeki en küçük kum tanesi gibi hissediyoruz. Yerimizde sayıyor ve yaratılan gündemlerde boğulup o karanlıkta iyice kayboluyoruz.
Ahmet Şerif İzgören’in söylediği gibi aslında tüm konu mesafeyle ilgili. “Gerçekleriniz ve hayalleriniz… İkisi arasındaki mesafe açıldıkça üzgün, tatminsiz ve mutsuz bir hayat yaşarsınız. İkisi ne kadar yakınsa o kadar mutluluk vardır hayatınızda. Aynı mesafe gelir ve gider için de geçerli. Ne kadar açarsanız arayı o kadar zorluk başlar yaşamınızda. Üretim ve tüketim... Tükettikleriniz ürettiklerinizden fazlaysa, dengeli ve hayata değer katan tarafta değilseniz eğer her anlamda kendiniz de tükenmeye başlarsınız.”
At Şu Adımı, hayal ettiğimiz gibi yaşamanın, kişisel hedeflere ulaşmanın, kararlılıkla hareket etmenin ve diğer kum taneleriyle bir olup okyanus yaratmanın çok basit formülünü anlatıyor. Atın adımınızı ve ne iş yapıyorsanız onu sevgiyle, tüm bilginizi ve emeğinizi koyarak, iyi bir planlamayla yapın.
1965 yılında İzmir'de doğdu. 1983 yılında Kuleli Askeri Lisesi'ni, 1987'de Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dilbilimi Bölümü'nü bitirdi. Türk Silahlı Kuvvetleri'nde üsteğmen rütbesine kadar görev yaptı.
1991 yılında ordudan istifa etti. Aynı yıl Ankara Üniversitesi TÖMER Bursa Şubesi'ni kurdu ve bu şubenin müdürü olarak dört yıl görev yaptı. Bu dönemde, Bursa'nın ilk kültür merkezini açtı. Türkiye'nin tek çeviri dergisini çıkarttı. On altı tiyatro, müzik, resim kulübünün fahri başkanlığını yaptı.
1995 yılında özel sektöre transfer oldu; iki ayrı firmada genel müdürlük yaptı. 1996 yılında AIESEC Yüksek Danışmanlar Konseyi Üyesi olarak hizmette bulundu. İngiltere (Sunley Management Center) ve Türkiye'de zaman yönetimi, finans, liderlik, beden dili, işletme yönetimi ve yönetim modelleri, satış ve pazarlama, iletişim, şirket fonksiyonları, karar alma teknikleri, stres yönetimi, motivasyon, yaratıcı liderlik, benchmarking vb. konularda birçok seminere katıldı ve eğitim aldı. Daha sonra bu alanlarda yurt içinde ve yurt dışında eğitimler verdi. Liderlik, takım çalışması, yönetim ve iletişim alanında yurt dışı da dâhil olmak üzere birçok üniversite ve platformda 500'ü aşkın seminer verdi. Hâlen bu konularda Türk ve yabancı birçok kuruluşa, eğitim ve danışmanlık hizmeti vermektedir.
I stopped daydreaming and did the dishes instead. A solid start. Ahmet Şerif İzgören knows what he’s doing. The book is short, but the guilt it brings is powerful. It basically yells, "What are you waiting for? Just start already!" So I did... First cleaned the house, then started cleaning up my life. It inspires you — but also throws a bit of sass. Read with caution!
I listened to it on Storytel, and when I finished, I thought, "Let’s check the reviews." Big mistake. Some people cherry-picked his quotes and twisted the message — absolutely awful takes. If you don’t like it, just don’t listen. The guy isn’t forcing motivation on anyone.
Bir kitap bir insanı ne kadar yorarsa o kadar yordu. Yazarımız büyük ihtimalle hiperaktivite bozukluğuna sahip. Asla bir konuya odaklanamıyor ve konudan konuya atlıyor. Bir okur olarak okuduğunuz kitaplardan notlar aldığınızı ve bunları 9 başlığa yerleştirdiğinizi düşünün. İşte bu kitap o kitap. Verimlilik, kişisel gelişim ve psikoloji asla değil. Bu resmen bir eleştiri kitabı. Bir adamın (daha doğrusu aşırı egoist bir adamın) art arda atılmış 27 000 tweetini okuyorsunuz gibi düşünebilirsiniz. Yazı puntosu büyük maliyeti daha çok gelir ve böylece daha çok mu kâr edilir diye de düşünmedim değil. Kendiyle çelişen o kadar çok ifadesi var ki. Hem biz aileyiz diye kurumdan kaç diyor hem biz makara yapardık, müdür genel müdür saymazdık diyor. Hem insanın zamanını boşa harcaması hayatını boşa harcamasıdır diyor hem dışarıdan tadilatçı çağırmak yerine ben yapayım parasını bana verin diyene "Aaaa ne kadar çıkarcısın yapsan ölür müsün?" paralelinde bir şeyler diyor. Bir şeyi iş hayatında hayrına yaptıkça o senin görevin olur ve seni kullanırlar demiyor. Neden? Çünkü kendisi yönetici konumunda ve gerçek hayatla sadece dalga geçebiliyor. İş hayatıyla sosyal hayatın ayrımının zaten farkında değil. Bütün ilişkilerimiz neden iç içe olsun? Ayrıca o kadar iyilik yapma meraklısı olsaydık hayır kurumunda gönüllü olurduk, para kazanmak için senelerce okumazdık. Çok iyiyseniz cennete gidin burda ne işiniz var? Şimdi bu kadar eleştirince katılmadığım yanları yok değil. Bir bu kadar da katıldığım var ama kitabın ön ve arka kapağına ve kategorisine bakarak okudukça kandırılmış hissediyoruz. Benim de ağzıma taktı şu biz olma olayını. Her cümlesinde ben, ben, ben, biz, biz, biz. Biz söyleyiz de onlar böyle de siz böyle olun da. Tamam abi, en sensin ya. Daha bitmedi ama okudukça bu cümleleri içimde tutamayacağımı anladım. Edit gelecek. Rez alın.
Kitaba 3/5 bal verməyimin kitabın dağınıq olması idi.
Kitabın əsas mesajı ondan ibarətdir ki, ölkəmizdəki bütün haqsızlıqlara baxmayaraq, həyatımızı dəyişdirmək üçün məqsədli addımlar atmalıyıq. Xüsusilə də rüşvət və tanışlığın hökmranlıq sürdüyü cəmiyyətlərdə. Yazıçının Türkiyə haqqında danışdıqları mənə Azərbaycanı xatırlatdı. Azərbaycanda bu problemlər daha kök salıb. Rüşvət və tanışlıq elə bir səviyyədədir ki, insanın öyrənmək, inkişaf etmək və yalnız öz zəhməti ilə irəliləməsi mümkünsüz kimi bir şeydir. Yazıçının tövsiyəsi şikayəti bir kənara qoyub addım atmaqdır. Mənim fikrimcə, Azərbaycanda insanın öz potensialını tam reallaşdırması üçün çox zaman ölkədən kənara çıxması, öz sahəsində peşəkarlaşması və daha sonra geri dönməsi daha real bir yoldur. Türkiyənin bu səviyyədə olduğunu düşünmürəm. Çünki, Türkiyədə addım ataraq da Türkiyə daxilində irəliləmək olar. Mən həmişə bunun tərəfdarı olmuşam. Qarşılaşdığım haqsızlıqlara baxmayaraq, irəliləmək və özümü inkişaf etdirmək motivasiyam olub. Buna görə də kitabın əsas mesajı mənim üçün yeni bir fikir deyil. Bu düşüncə tərzi məndə artıq mövcuddur. Mənim şəxsi inkişafla bağlı çətinlik çəkdiyim sahələr fərqlidir və kitab onlara toxunmur. Məsələn, "addım atmaq lazımdır" fikri tez-tez vurğulanır, amma o addımın hansı istiqamətdə olacağını müəyyənləşdirmək bəzən daha çətin olur.
Bir də öz komandasının bir insanı köməyə lazım olduqda geri çevirməsini qürurla danışmasa, daha yaxşı olardı. 😄
Xoşuma gələn başqa bir tərəf isə yazıçının kitabda başqa tanınmış adamlar haqqında yazması oldu. Məsələn, Doğan Cüceloğludan dəfələrlə bəhs etdi. Mete Akyol adında jurnalistin adı keçdi. Birinci dəfədir eşidirəm və Youtube.da axtarış etməyə qərar verdim.
Hayatımda ilk defa bir kitaba verdiğim paraya ve zamana pişman oldum; sanırım bu deneyim bana kitap almadan önce “aaa bu yazarın eski videoları ve yazıları keyifliydi, kitabı da makul bir zemine oturmuş ve üşengeçliği savuşturmayı az da olsa öğreten bir kitaptır” tarzı varsayımlar yapmadan araştırmayı öğretecek.
Kitabını yalnızca ‘fanatik yandaşların’ beğenmeyeceğini düşünmesi; devamlı ‘sevdiniz bu kitabı, samimi buldunuz’ tarzı cümlelerle “sorduğun soruyu kafa sallayarak sor ki onaylasınlar” mantığıyla aralara serpiştirmesi; tamamen yaygın ve popüler görüş ne ise onun üzerine yazdığından, orijinal en ufak bir görüş sunamayışından, ve muhtemelen bunun farkında da oluşundan ileri geliyor kanımca. Bütün bilindik isimlerle yakın arkadaş olması da yer yer manalı gülümsemelere neden oldu bende :)
Başlıklarla hiç alakası olmayan içerikler, nereden başlanıp nasıl devam ettiği belli olmayan, düşünce akışı bile sayılamayacak ve aralarına geçiş cümlesi bile eklenmemiş anektodlar, yorum yapabileceğim bir yeterlilikte olmamama rağmen okuyucu olarak kolaylıkla fark ettiğim eksiklerdi.
Son olarak, ısrarla didaktik ya da önyargılı olmadığını söylemesine, emeğin karşılığının illa ki olacağı önermelerinin tam aksi olmasına rağmen sık sık “bu ülkenin insanları da böyle…” “bu ülkeden ne beklersin…” “Dondurmacı elinde 1500 tl ile yakalandığında cami yaptıracaktım demezse neyim” gibi genellemeci, ayrıştırıcı, umut kırıcı bir dil kullanması da kitabı bir an önce görmeyeceğim bir yere kaldırma, (hatta arkasında şimdi gördüğüm beğenmezseniz iade hakkımı kullanma) isteği oluşturdu.
Bana tek faydası hızlı okunması (bir yorumda gördüğüm gibi muhtemelen gelir artırmak amaçlı kullanılan kocaman puntoyla alakalı olarak) ve kitaplarımı alırken daha seçici olmayı öğretmesi oldu.
Ahmet beyin kitaplarını seviyorum bu yorumu yazıp yazmamakta kararsız kalmamda bu yüzden kitap sohbet havasında ilerliyor evet ama net bir çözüm yok misal atanamamış bir öğretmen ne yapsın misal .... öyle üst perdeden olmuyor girişimciliğe dair önemli noktalar paylaşılmıs güzelde misal atanamamış felsefe öğretmeni olsun başka hiçbir meziyeti yok ve babadan kalma bir şey de yok o adımı nasıl atsın bir de liyakatsizlikleri belirtmiş çok guzel ama işini iyi yaparsan başarirsin demiş ama işte gerçek hayatta öyle olmuyor bir önceki okulumda gayet donanimli,kitap yazan meslektaşım vardı herkes de severdi geçmişinde fetödan soruşturma geçirdi diye ki suçsuz bulunmuş!!! adamcagizi proje okulunda 3 norm varken norm fazlasi yapip meslek lisesine resmen sürdüler bu adam ne yapsın peki yani liyakatsizliklerin olduğu yerde işinde en iyi olsan bile o tokadı atiyor hayat....
Kitabı storytel'den dinledim sizinde öyle yapmanızı öneririm. Uzun bir kitap değildi x2 de dinleyip hızlıca bitirdim. Umudunu ve hevesini kaybedenler için güzel ve hızlı bir motivasyon kaynağı olabilir.
İlk kitabını yıllar önce okumuş ve çok beğenmiştim; ancak ne yazık ki bu kez aynı zevki alamadım. Yazar, eleştirileri peşinen savuşturmak istercesine kendini önceden eleştiriyor ve “nasıl olsa böyle diyecekler” diyerek bence sorunlu olan bölümleri sorun yokmuş gibi sunmaya çalışıyor. Oysa eleştirilerin birçoğunu haklı buluyorum. Kitap, genel olarak birbiriyle bağlantısı zayıf kısa hikâyeler, İzgören Akademi güzellemesi ve yazarın Twitter’da paylaşmadığı siyasi düşüncelerinden oluşuyor. Bu siyasi düşünceler beni rahatsız etmiyor; ancak anlatım tarzı kör göze parmak şeklinde, fazlasıyla doğrudan ve incelikten uzak. Oysa yazar bunları daha ustaca, alt metinlerle sezdirerek de verebilirdi. Kitap boyunca kendince bir ev ya da çatı kurmaya çalışıyor, ama ne yazık ki bu yapıyı sağlam bir şekilde inşa edemiyor.
Ben Şerif Hoca'nın birkaç kitabını daha önce okumuştum ama bu kadar açık, hatta pervasız yazdığını bilmezdim. Vallahi helal olsun hocam. İçinde bulunduğumuz şu kaos günlerinde bu satırlara hepimizin ihtiyacı var aslında. Kimseye biat etmeden kendi adımlarımızı, kendimiz için atıyoruz sonunda. Hem ülkem hem demokrasiyi yaşatmak adına gurur verici bir tablo. Okumanızı tavsiye ederim. =)
Emeğinin karşılığının beklenmesine bu kadar sallanması geçtiğimiz yüzyılın hikayesi. Kitapta insan emeğinin karşılığının beklenmesini öyle kötülüyor ki, tam anlattığı gibi her işe atlayan ve hic bir beklentisi olmayan bir salak olarak rahatsız oldum. Ínsanlar sadece işleri için yaşamak, iş için hırpalanmak istemiyorlar. Bizim nesil yapamadı ama genç kuşak size bunu öğretecek diye umuyorum.
Kitabı içini bile kurcalamadan, online alışveriş sırasında hızlıca satın almıştım. Bir can sıkıntısı anında elime aldım, ancak benim için tam bir vakit kaybı oldu. Yine de umarım, içinde iddia edildiği gibi, başkalarının hayatına olumlu etkileri olmuştur.
At Şu Adımı kitabının bir seminer metninden oluşturulduğunu düşünüyorum. Bölümlerde konu bütünlüğü zayıf ve dağınık geldi. Bölüm sonlarına eklenen skeçler, konuyu toparlamak için iyi bir fikir olsa da, kitabın genel akışı içinde kopukluklar yaratmış.
Girişimcilik üzerine yazılan bir bölümü tamamladığımda, bende herhangi bir girişimde bulunma isteği uyandırmadığını fark ettim; oysa normalde çabuk motive olabilen biriyim. Eğer kitap, okuyucunun motivasyonunu artıracağı iddiasını taşımıyor olsaydı, bu noktaya takılmazdım. Ancak beklenti yarattığı için, etkisinin de ölçülebilir olması gerekiyor.
Genel olarak kitap, derinlemesine ele alınmış bir metinden çok, sosyal medyada rastlanabilecek kısa ve yüzeysel içeriklerden oluşmuş hissi veriyor. Buna rağmen yazarın kendi çevresinden aktardığı hikayeler kitaba biraz renk katıyor. Okuduğuma değdiyse, bu kısa anekdotlar sayesinde, gerçi onlar da çoğunlukla birkaç cümleyle geçiştirilmiş.
Neden böyle bir kitap var emin olamadım. Benim bu kitabı okumam daha doğrusu dinlemem yaklaşık olarak 1 saat 40 dakika sürdü. Kitapta anlatılan şeyleri 30-35 dakikalık bir youtube videosunda da anlatabilirdiniz. Hatta kitapta anlatılan şeylerin özü şu an anlık olarak 30-35 dakikalık pek çok youtube videosunda anlıtılıyor zaten. Eğer yazarın iddia ettiği gibi birilerinin hayatı bu kitapla değişiyorsa 30-35 dakikalık bir youtube videosu ile hayatlarını değiştirip daha sonra kalan 65-70 dakikada kitapta da vurgulandığı gibi çok daha iyi kitaplar okuyabilirler. O 30-35 dakikalık youtube videosuna ihtiyaç duymayan kişilerin de başka kitaplar okuyacak 1 saat 40 dakikası olur. Bu kısmı bir kenara bırakacak olursak da emek gerçekten önemli bir konu ancak bir insanın emek verdiği şeyin karşılığını istemesinin bu kadar kötülendiğini ilk kez duyuyorum. Ayrıca kitap boyu emek vermenin altını çizip de kendi dışında düşünen insanların verdiği emeği aşağılamak da kabul edilebilir bir durum değil.
Ben kitabı severek okudum. Ama okurken çoğu insanın bu kitap hakkında olumsuz düşünceleri olacağını da tahmin etmiştim, yanılmamışım. Bir nevi turnusol kağıdı gibi bu kitap. Realist ve yansız bir bakış açısına sahipseniz kitaptaki siyasi, sosyolojik ve ekonomik değerlendirmelere çoğuna katılırsınız muhtemelen.
Benim için bu kitap sohbet tadındaydı. Edebi bir beklentim ve değerlendirme kriterim olmadan, hoş vakit geçirmek için okudum ve beğendim 👍🏻
Kitap akıcı ve motive eden hikayelerde dolu olsa da günümüz ekonomik koşullarını yakalayamamış ya da daha kötüsü bu koşullar önemsenmeden yazılmış. Emekli ikramiyesiyle ev alınabilen, bir senelik maaşla araba alınabilen bir dünyada gerçekleşen hikayelerle dış giyim alabilmek için birikim yapan 2026 gençlerinin gerçekliği çok farklı. Bu sebeple verilen "sen dürüst ol, çalış, mutlaka ziyi bir yere gelirsin" aklını fazla genelgeçer buldum.
Sahi bütün başarı hikayeleri şans eseri mi ortaya çıkar? Peki ya insan şansına güvenmiyorsa neyi,nasıl başarır? Hayat, şanstan ziyade atmaya cesaret edebildiğimiz adımlar toplamıdır, ki Izgören de bunu gerçek kişi ve durumlardan yola çıkarak ifade etmeye çalışıyor bu kitabında.Daha önce duymadığınız, bilmediğiniz birçok yaşam öyküsü, size o adımı neden atmanız gerektiğini fısıldıyor. E o zaman atsanız mi artık şu adımı ? :)
Lise sınavına girecek öğrencilerden başlanarak, üniversite bitene kadar her sene tüm öğrencilere okutulmalı bence. Hem tüm hayatlarını etkileyecek derecede büyük bir seçim olan meslek seçimi konusunda, hemde etik, ilişkiler, çalışma düzeni, v.s. gibi konularda çok esprili, anlatılabilecek en basit bir dille yazılmış, çok tatlış bir kitap. ❤️
Bu kitap benim için tam bir sohbet tadındaydı. Bazen dinleyerek, bazen okuyarak; sevdiğim cümlelerin altını çize çize bitirdim. Storytel’de Hakan Bey’in seslendirmesi o kadar keyifliydi ki, kitabı okurken bile sesi kulağımdaydı. Edebi bir beklentiyle değil, sadece keyifli vakit geçirmek için okudum ve tavsiye ederim. Özellikle sesli kitap olarak.
Motive edici, okuması çok kolay ve enerji yükselten kitaplardan biri diyebilirim. Ayrıca güzel örneklerle hem yeni farkındalıklar kazandırıyor hem de bildiğimiz bazı şeyleri tekrar hatırlatıyor. Genel olarak beğendim, tavsiye ederim.
Uzun zamandır kitap okuyamadığım için kitap okumama vesile olduğu için yüksek puan verdim. İçerisinde değerlerini kendin oluşturmaya ve özgün olmaya dair verilmiş mesajlar var. Ancak sadeliği konusunda ve konuların bağlanması noktasındaki eleştirilere de ayrıca katılıyorum.
Türkiye gerçekleriyle yazılmış bende sohbet tadı bırakan bir kitap. Ahmet Beyi takip edenler kitap içindeki bazı kısımlara aşina olabilirler. doğru zamanda okunmalı.
İnanılmaz keyifle kişisel gelişim değil de sanki bir roman okur gibi okudum.Çok güzel örneklemeler var,her sayfada hangi anektodun altını çizsem onu düşünüyor insan.
Kitabı tam da çalışma motivasyonumun çok düşük olduğu dönemde okumaya başladım. Örnekleri , hayata değer katan insanları anlatış şekli beni motive etti. Kitap kapitalizm güzellemesi yapmıyor, pembe bir dünya çizmiyor. Size direkt şunu yapın demiyor. Hayatta nasıl farklı yolların olacağını gösteriyor.