Yükü ağır olur iyi kalplerin. Biliyorum çok yoruldun, bilinmedi değerin. Yaptığın fedakârlığın, gösterdiğin insanlığın ve tüm bunların karşılığında uğradığın haksızlığın da haddi hesabı yok. Anlatamadın kendini, anlaşılmadın ve biliyorum hep tek başına kaldın. Tüm iyi niyetine rağmen yaşadığın bu yalnızlığın da mantıklı bir açıklaması yok. Ne hevesle çıktığın yolların, sadece senin çabanla güzelleşen hayatların ve menfaatleri uğruna sana açılan kolların, ikiyüzlü insanların sonrası yok. Biliyorum çok kırgınsın ve çok yaralı. Ama geçmişin pişmanlıklarıyla geleceğini karartmanın da bir faydası yok. Üzülme sığınacak bir limanım, bir anlayanım yok diye. Bilmez misin, iyi bir kalbin yükü her zaman ağır olur. Yolu doğru olanların bu dünyada sefası yok. İstesen de kötü olamazsın sen, hiç kimsenin canını bile bile yakamazsın. Baştan aşağı iyi niyetli, sen baştan aşağı insansın. Bırak herkes hak ettiğini ve yaşattığını yaşasın. Güzel insanların bu dünyada bundan başka duası yok
-hediye gelen bir kitaptı- Emeğe ve görüşe saygı duyduğum için okuyup bitirdim. Zamanıma yazık oldu. Okuduğu, izlediği şeyler üzerine düşünmüş bir insanın günlük yazılarından öteye geçmeyen bir yazı bütünü. Sohbet etmek istemiş birileriyle kavrayışıyla ilgili bellli ki Kitap dahi diyemiyorum maalesef çünkü bir bütünlük, üslup ve örüntü taşımıyor. Hele 167.sayfadaki “farkındalık kazandırmak” iddiasını cesurca ve cahilce buldum. Nice düşünürün, yazarın, araştırmacının emeğini, birikimini ve derinliğini katarak ortaya attığı bir sürü kuram, kavram ve kavrayış kişisel bir süzgeçten geçirilip anlaşılmaya çalışılmış sadece. Bunda bir sakınca görmesem de böyle yazıları “kişisel gelişim” raflarında görmek üzücü. Yayınevleri popüler olana karşı gelemiyor demek ki. Araştırmacılara, edebiyatçılara, yazarlara ayıp oluyor sanki.